Ana içeriğe atla

Yıllardır süren arkadaşlığın önemi.

     Bu sabah ev telefonu çaldığında ilk tepkim “yine lanet olasıca TTnet arıyor” olmuştu. Ama numaraya baktığımda yurt dışından arandığımı gördüm ve açtım. 2 yıldır Kanada’da yaşayan yakın arkadaşlarımdan Ali aramıştı. Hal hatır sormadan sonra Türkiye’ye döneceğini, bu esnada da bol bol görüşmek istediğini söylemişti. Hemen kabul ettim, çünkü oldukça özlemiştim. Size şimdi çocukluktan beri süre gelen arkadaşlığımızdan bahsedeceğim. Biraz üzücü bir hikaye ama, sonu mutlu bitiyor.

     Ailemin işleri dolayısıyla ülkenin 7 şehrinde yaşadım ben. Kısa zamanlı da olsa bir sürü değişik yer gördüm. O yüzden hep yeni çocuk oldum. Küçükken de samimi bir insan olduğum için başkalarıyla kaynaşmam uzun sürmüyordu. Bakırköy’e taşındığımızda (4 yıl kaldık orada, sonra geri dönmeler filan) burayı oldukça sevmiştim. Etraf güzeldi, insanları iyiydi. Kendi yaşıtımda çocuklar vardı. Mutluydum oldukça.

     Sonra Ali ile tanıştık. aynı yaştaydık ama benden dört ay büyüktü. O sırada da 12 yaşındayız daha. Neyin ne olduğunu bilmediğimiz zamanlar. İyi anlaştığımız için beraber geziyorduk, top oynuyorduk, sahile iniyorduk. Annesi ile babası sekiz yaşındayken boşanmıştı ve annesi beş ay önce başka bir adamla evlenmişti. Üvey babasını sevmiyordu, nedenini ise söylemiyordu hiç.

     Bir gün evlerine doğru gidip onu çağıracaktım. Kapılarına ulaştığımda büyük bir gürültü vardı. Üvey babası sürekli bağırıp çağırıp küfürler savuruyordu. En sonunda tokat sesi duydum. Ali’nin suratına patlatmış olmalıydı. Hiç bitmeyecek gibiydi, bir şeyler yapmalıydım. Gittim zillerine basıp kaçtım. Çocukluk aklı, belki komşular rahatsız oldu kapıyı çalıp gittiler düşüncesiyle olaya son verecekti. Nitekim öyle de oldu, Ali’yi dışarıya attı ama. Siktir git gözüm görmesin seni piç diyerek hem de.

     Utanmasın diye yanına gitmemiştim. Eve geri döndüğümde babama böyle bir olay olursa ne yapmam gerektiğini sordum. Bana hemen arkadaşlarımdan birinin başına mı geldiğini sormuştu. Olayı anlatmıştım ben de. Eğer yine olursa arkadaşını bizim eve çağır, burada kalsın dediler.

     Annesinin haberi yoktu, büyük ihtimalle tehdit ediyordu o it. Vücudunun görünmeyen yerlerine de vuruyor muydu acaba? Bu tarz aşağılanmayı, dayağı hak edecek en son insanlardan biriydi Ali (Kimse hak etmez tabi, orası ayrı) Okulda oldukça başarılıydı, sokakta bütün çocuklar onu sevip ağzına bakıyordu resmen. O dört duvar içinde neler yaşadığını hiç belli etmiyordu. Yine gülen Ali’ydi, herkesle iyi geçinen, herkesi seven insan. Büyüdüğümde, güçlü olduğumda ben de onu döveceğim diyordu. Ona nefretle baktığını kaç kere görmüşümdür.

     Dışarıda top oynarken üvey babası geldi bir gün. Ali’nin elinden top alıp attı, suratına bakarak “Bana inat koydun o fotoyu oraya değil mi seni küçük piç?” diye bağırdı. Yaptığı tek şey öz babasının fotoğrafını çerçeve içinde odasına koymasıydı. Salona bile değil, kendi odasına koymuştu. Suratına bakamıyordu adamın. “Bana bak, yüzüme bak” diye bir kaç sefer söylendi. Arkadaşım kafasının kaldırdığında ise çok sert bir tokat attı yüzüne. Bütün çocukların içinde yaptı hem de. O sırada alışverişten dönen annemle babam olaya şahit olmuştu. Babam elindeki poşetleri anneme verdi, koşarak yanımıza geldi. Adam bir daha vuracakken kolundan tuttu, “Bu çocuğa bir daha vurursan çok pis olur” diye tehdit etti. Babamın üzerine yürüyecekti ama insanların toplanmaya başladığını görünce geri çekildi. Bana da “Arkadaşını alıp hemen eve gel” dedi.

     Ali o gece bizde kalacaktı. Akşama doğru annesine telefon ettik, iş çıkışı uğradı. Olayı anlattı ailem, biz de o sırada odada neler konuştuklarını dinliyorduk. Ali ile o zamanki konuşmam hala aklımdadır.

     Ben “sana yaptığı şeyleri annene söylemelisin” demiştim. “Cezası neyse bulsun” Bana dönüp “ama annem onu seviyor” demişti. “Sevebilir, ama eminim seni daha çok seviyor” diye cevap vermiştim. İkna ettikten sonra içeriye geçtik ve Ali her şeyi anlattı. Daha pis dövmekle tehdit ettiğini, bu yüzden söylemediğini belirtti. Biz de kalmasını istedik o gece, annesi de evine üvey babasıyla hesaplaşmaya gitti.

    Ertesi gün öğrendik ki, büyük bir tartışma yaşamışlar ve adamı evden kovmuş. Ali’nin anne tarafı aslında güçlü insanlar. Zenginler, bu yüzden adam karısına küçük çocuğa yaptığı şeyleri yapamıyordu. Bedelini ödetirlerdi sonra. Daha sonra boşanma işlemler gerçekleşti ve adamdan kurtuldular.

    Aradan vakit geçtikten sonra bir gün sahilde yürürken “Biliyor musun, elimdeki kaşığı yere düşürdüğüm için dövüyordu beni. Çalışmıyordu o sırada, iş arıyormuş gibi davranarak annemin üzerinden geçiniyordu. Hıncını da benden alıyordu. Nasıl kandırdı zamanında herkesi. Annemin ailesinin yanına gittiğinde mükemmel bir eş olacak insan gibi davranmıştı” diyerek olayları anlatmıştı bana.

     Bizim yine taşınma vaktimiz gelmişti. O zaman uzun uzun sarıldık, arayı hiç soğutmayacağız diye sözleştik. Başka yere taşındığımızda görüşmeye devam ettik ama eskisi gibi olmuyordu her şey. 3 sene önce adamın öldürüldüğünü okudum gazetede. Alacak verecek davası yüzünde silahla vurulmuştu. O gün hemen telefon açmıştım Ali’ye. “Okudun mu?” diye sorduğumda “Evet” demişti. Ve sonra da eklemişti: “Hiç üzülmedim ama. Hak ettiği değeri buldu. Zerre üzüntü yok içimde”

     Sonra düşünmüştüm uzun uzun. Bu kadar nefret ettiğim bir insanın öldüğünü öğrenince üzülür müydüm acaba diye. Kısa ve netti cevabım: Hayır üzülmezdim. Çünkü gerçekten bazıları ölümü hak ediyor bu dünyada. Ali başarılarına devam ettirdi ve şimdi eğitim hayatına Kanada’da devam ediyor. O mutlu, annesi mutlu. Buraya geldiğinde annesiyle beraber akşam yemeğine gelecekler bize. Eski hatıralar her ne karanlık olsa da hayatlarından söküp atmayı başardı onlar. Çocukluğundaki kötü anıları üzerinden atması ise en büyük başarısı oldu.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …