Ana içeriğe atla

Stajyer niyetine insanları sömürmeye çalışmak.

Bu ne lan!

     Bu nasıl bir strateji bilmiyorum ama insanları kendilerinden soğutmak için böyle bir reklam kampanyası yapmış olmalılar. Turist Ömer’deki kulakları ödünç almışlar sanırım. Her neyse, bu rezil fotoyu koyduktan sonra konumuzu açıklıyorum: Best Fm’le olan kısacık tecrübem.

     Geçen sene internette gezinirken Best fm’in stajyer aradığını görmüştüm. Gittikleri çeşitli organizasyonlarda görevli olan kişiler arıyorlardı. O günlerde de pek okula uğramıyordum, ne olur ne olmaz diye başvurayım dedim. Cv’mi yolladım ve başladım beklemeye. 2 – 3 gün sonra aradılar ve o gün için görüşmek istediler. Tamam dedim ve saat 4 için buluştuk. Okulun bilgisayar odasına çıkıp radyonun adresini öğrendim. Taksim’de Alman konsolosluğunun biraz aşağısındaymış. Tolga’yı aradım ve beraber yola çıktık.

     Radyo bilinen bir yerde ama ilk başlarda bulamadık. Konsolosluğun girişindeki görevlilere sorduk, yoldan geçen amcayı çevirip bilip bilmediğini öğrenmek istedim. Saat tam 4:05 geçe radyonun kapısındaydık. En üst katından boğaz gözüken hoş bir bina. Tam vaktinde yetişemediğim için beklediklerini düşünüyordum ama içeri girdiğimde yanıldığımı anladım. Girişteki adam aradı 1 – 2 dakikalık konuşmadan sonra binanın içerisindeydim.

     En alt kara indik ve beklemeye başladık. Randevu saati geçmişti ama bekleyen birileri yoktu. Ben de kendi kendime boşu boşuna kızıyormuşum. 10 dakika bekledikten sonra nihayet birileri geldi. Tolga koltuklara oturdu, ben de küçük bir odaya girdim. Gelen kız ise görevli kişinin birazdan geleceğinin söyleyerek çekip gitti. Ben yine beklerken, bir yandan da içimden bu ne boktan iştir derken odayı incelemeye başladım. Ufak bir toplantı odasına benziyordu. Tepegöz filan vardı. Ama en önemli kısım odanın bir köşesinde yığınla duran koli koli Hamidiye sularıydı. Bu odayı hem toplantılar, hem görüşmeler için kullanıyorlardı, üstüne bir de bonus olarak depo görevi görüyordu.

     Bir beş dakika daha bekledikten sonra sonunda benimle görüşecek olan kadın geldi. Ona ait hatırladığım tek şey dövmesinin olmasıydı. Aklımda sadece bu kadarı kalmış, önemsiz insanları hatırlamıyorum çünkü. İşte okulumu sordu, kaçıncı sınıf olduğumu, ne okuduğumu filan. Benim anlamadığım zaten CV’mi okumuş olmalıydı, bunların hepsi orada da yazıyordu. Bunu dediğimde bana CV’mi okuyan kişinin başkası olduğunu ve birazdan geleceğinden bahsetti.

     Hayda! Görüşmeniz için düzgün bir oda bile ayarlamıyorsunuz ama stajyer almak için üç aşamalı bir kur görüyorum sanki. Orta seviye kadının yanında, sonunda ileri seviyedeki kel beyimiz de iştirak etti güzide odamıza. Elinde özgeçmişim durduğu halde bana aynı soruları o da sormaya başladı. İçimden küfür ediyorum hani, böyle kişiler kim insan kaynakları personeli yaptı diye? Azmedip benim özgeçmişimi yazıcıdan çıkartmayı akıl etmiş ama ona bakmaya tenezzül bile etmemiş beyefendi. Haspinallah çekerek cevapladım.

     Ama söylediği bir şey bardağı taşıran son damlaydı. Aynen şunları dedi “Şimdi sen okuyorsun ama pek boş günün yoktur. Bize mezun ya da okumayan kişiler lazım” Dümbüğe bak sen! Ulan, verdiğiniz ilanda üniversite öğrencilerini de çağırıyorsunuz, ona ne demeli? Aklınızdan zorunuz mu var sizin kardeşim, ot mu tıkamışlar beyninize? İlanlarının içeriğinden bahsettiğimde ise, o ilanı hazırlayanın bundan haberi olmadığı mahcup(!) bir şekilde dile getirdiler? O zaman ne sikime hazırlatıyorsunuz? Siz hazırlasanıza.

     İşten bahsettikten sonra ben gülmeye başladım. Şimdi şehir dışına filan gidilecekmiş, o sırada tabi ki ulaşım, konaklama ve yemek onlardanmış ama sigorta ve para verme olayı yokmuş. Olay tamamen tecrübe kazanmaya yönelikmiş. Zaten Çerkezköy’de yapılacak olan açık hava etkinliğinde çadır kurmayı öğrenmemek, böyle medya sektörünü yakından ilgilendiren bir konuda tecrübe sahibi olmamak anlamına geliyor. Bazen üç dört gün şehir dışında olmak gerekiyormuş, mesai de olabilirmiş. Maaş almayacak olan birini tecrübe mesaisi yapması kulağınıza nasıl geliyor? Gayet saçma değil mi, adamların işleri dahil hayatları saçma zaten.

     İşi hiçbir şekilde kabul etmeyecektim (Bakın iş diyorum, ne komik!) ama geri dönüp dönmeyeceklerini feci derecede merak ettiğimden “Benim devam zorunluluğum yok zaten. Şehir dışına da çıkarım, işte çok ilginç geliyor” tarzında almalarını sağlayacak cümleler kurdum. Telefon edeceklerini söyleyip ayrıldılar.

     Ama büyük bir incelikte yapmayı unutmadılar. O ilk gelen kız uğrayıp su isteyip istemediğimi sormuştu. Hayır, yani neden sadece su? İçecek bir şey alır mıydınız desene bari. Nedeni şuymuş. Evet alırım, teşekkür ederim dediğimde odanın kenarında bulunan kolilerden birini delip içindeki bardak sulardan birini bana getirdi. Ben de, “Aa, adamlara o kadar iş için geliyorlar ki, görüşme yaptıkları odayı bu yüzden böyle sularla doldurmuşlar” gibi şeyler düşünüp gülüyorum.

     Ayrılma vakti geldiğinde atlı kovalarcasına odadan çıkıp gittiler. Ben de Tolga’yı yanıma alarak çıkışa doğru ilerleyip konuştuklarımızı anlatmaya başladım. Dışarı çıktığımızda ise binaya bakarak hareket çektim bir güzel.

     Şimdi bu olayı neden anlattım? Bu tarz insanlar sizi sadece fiziksel olarak sömürmek için işe alıyorlar. Sizi iliğinize kadar kurutup kenara atıyorlar. Vaktinizi, enerjinizi harcıyorsunuz, karşılığında bir sikim alamıyorsunuz. Ben Radikal gazetesinde de staj yaptım ve orası çok güzeldi. Kaç tane haber düzelttim, yeniden yazdım. Habere çıktım, hatta stajyer olduğum halde adım soyadımla haberlerim çıktı. Verdiğinizi emeği karşılığı budur. Orada da para almadım (zaten bu ülkede stajyerler çok çok az yerden para alabiliyorlar) ama haberimin çıkmış olması, öğrenci Lee olarak bana yetti.

     Siz siz olun, Best fm gibi sizi sömürmeye çalışan kişilerin oyunlarına düşmeyin. Bedavaya amele olacak insanlar arıyorlar, vicdanları nasıl böyle şeylere el veriyor hiç bilmiyorum. Bir daha böyle bir şeye rastlarsam bu kadar sakin kalacağımı düşünmüyorum. Ben acaba ne tür sorular soracaklar, hangi cevapları vermeliyim diye düşünürken karşıma “Çok boş zamanın var mı?” gibisinden abuk şeylerle çıkıyorlar. Hiç boş zamanım yok, ben zaten geçerken uğramıştım. Te Allah’ım ya.

Bu radyo benim için artık sadece rezillikte “en iyisi”

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …