Ana içeriğe atla

My Princess: Sıradan bir kızın prenses olma öyküsü.

MP

     MBC sonunda şeytanın bacağını kırdı ve hepimizin beğendiği güzel bir diziyi biz izleyicilere sundu. En sevdiğim dizilerden olan Coffee Prince ve My name is Kim Sam Soon’u yayınlayan bu kanalda bayağı bir süredir keyif alarak izlediğim bir dizi yoktu. Ta ki My Princess’e kadar. Dream High’ın hayal kırıklığı bırakmasından sonra kendimi bu diziyi izlerken buldum. İnanılmaz klişe bir konusu var. Ama siz siz olun, sakın konusuna bakıp bu diziyi es geçmeyin. Ben ilk okuduğumda “Bu ne len. Zibilyon kere benzer konularla geldiler” demiştim ama 3 bölümü büyük bir zevkle izledim. Normalde bir dizinin 7 bölümünü izlemediysem (neden 7, inanın ben de bilmiyorum!) onun hakkında bir şeyler yazmam. Bu dizinin sadece 3 bölümünü (zaten 4 bölüm yayınlandı) izledim ve burada gördüğünüz gibi yazıyorum. Nasıl sevdiğimi varın siz düşünün.

     Klişe konusu dedik, tabi şimdi açmak lazım. Lee Seol, sıradan bir üniversite öğrencisidir. Bazı olaylar sonucunda prenses olduğunu öğrenir. Kore’nin en büyük şirketlerinden biri olan (zaten hep böyledir, değil mi?) Daehan Grup’un başkanının torunu olan Park Hae Young, Lee Seol’a görgü kurallarını öğretecektir.

     Gördüğünüz gibi konusu bu kadar basit. Ama olay tamamen işlenişte bitiyor. Mekanlar, karakterler, senaryo gayet iyi yedirilmiş. Üç bölüm pek bu konularda ahkam kesmek için yeterli değil ama ben eminim diğer bölümlerde böyle kaliteli olacaktır.

Oyuncular..

    Song Seung Heon’u daha He Was Cool filminde izlemiştim. Benim için nedense bu filmin yeri biraz ayrı. Başroldeki kızı biraz yapmacık bulmuştum ama filmin senaryosu lezizdi. Zaten kız da ölmüş, sonra okuyunca üzüldüm. Orada asi bir liseliyi canlandırıyordu. Bu dizide ise diplomat olmuş beyefendi. Oyunculuğuna diyecek lafım yok, seviyorum. Canlandırdığı Park Hae Young, oldukça zengin, kendi adını taşıyan müzenin müdiresinden hoşlanan, elit biri işte. Karşısındaki kişinin davranışlarına göre ayak uydurmasına bayılıyorum. Küçük şeyleri unutmuyor, ileriki dakikalarda intikam olarak kullanıyor.

     Lee Seol (Kim Tae Hee, Iris’ten bilirsiniz) ise tanıtımda da dediğim gibi sıradan bir üniversite öğrencisi. Okulundaki profesör Nam Jung Woo (Ryu Se Yeong)’tan hoşlanıyor. Hayal ediyor böyle, profesörü için Mısır’a filan gidiyor rüyalarında, hem de kırmızı bavuluyla. O bavul önemli, o bavul bambaşka. Anlatacağım :)

     Oh Yoon Ju (Park Yeh Jin) -ya da benim tabirimle Oyuncu- Hae Young müzesinin müdiresi. Ayrıca profesörün ilk aşkı oluyor. Saç kesimi berbat ötesi, VJ Bülent’in saçına sahip kendisi. Onun dışında ses tonunu sevdim. Korece dediklerini anladığım nadir kişilerden. Kelimeleri filan yuvarlamıyor.

     Son olarakta dördüncü kişimiz profesör Nam Jung Woo, Lee Seol’ün okuldan hocası. Kendisi şu anda kazık yiyen karakter konumunda. İleride neler olacak, tahmin edemiyorum.

     Karakterlerimiz kısaca böyle. Yan karakterlerden bahsedecek kişi pek yok açıkçası. İleriki bölümlerde çıkacaktır. Bu diziyi diğerlerinden farklı kılan ne peki? Şeytan tüyü mü var, yoksa Koreliler sonunda saf ve aptal esas kızlardan sıkıldı mı? Akıllarına dan etti herhalde, uzun süredir başrolde salak bir kızın olduğu dizi görmüyorum. Secret Garden’da bu bakımdan süper. Hatta olağanüstü!

     >Neleri sevdim/sevmedim?

     Bir kere esas kızımız süper, bu konuda hem fikirizdir sanırım. Onun hazır cevapları, kendine has komikliği filan beni oldukça eğlendirdi. Kore dizilerinin çoğunda olduğu gibi burada da erkek karakter cool, yakışıklı, zengin filan ama kızımız ondan daha üstün olduğunu öğreniyor aha.

     Bu prenses mevzusu biraz tarihi. Lee Seol evlatlık. Gerçek anne babasını bilmiyor, o yüzden bütün olup bitenler karşısında derin duygular yaşıyor. Babasıyla ilgili bir durum var, ondan bahsetmiyorum ispiyon olmasın diye.

     Bavul hakkında konuşmam lazım. Yukarıdaki fotoda kırmızı bavulu görüyorsunuz. Seol’ün arkadaşının çalıştığı yerden satılan bu bavullardan sadece bir tane kalmış. Bizimki ise onu alabilmek için 2 yıldır para biriktiriyor, garibim biriktirdiği para da bir şey olsa bari. O bavula öyle bir bağlanmış ki, beraber fotoğraf filan çektiriyor. Satıcılar da tabi bir şey diyemiyor. Bu sahneleri izleyin derim, çok komik! En son allem edip kallem edip bavula sahip oluyor. Gerçi bu sefer de eve giremedi, yazık lan acıdım bu kıza iki bölüm. Sonrasında ise topu kızlara atıyorum, eminim kıskanmışlardır, prenses o boru mu? :)

     Ortadaki fotoda ise gene kızlar düşünülmüş. Hae Young’un vücudunu gösterip reyting kapma durumu. Forumlarda bayağı konuşulduğuna göre amaçlarına ulaşmışlar. Sliple duş aldığı sahneyi gördüklerinde kızlar bayılır artık, böyle burunlarından kan filan fışkırır.

     Hae Young müzesindeki açılışa giden Seol’ün gözleri Oh Yoon Ju’yu aramaktadır. Çünkü profesörün ilk aşkı olduğunu öğrenmiş ve yakından görmek istemiştir. Bütün zarafetiyle kameralara poz veren müdireyi gördüğünde dik dik bakmaya başlar. O sırada daha önceden tanışmış olduğu Hae Young belirir ve ondan kaçmaya çalışırken; ta daaa Yoon Ju’nun yanında belirir! Kahkaha atmıştım o sahnede, şimdi anlatınca o kadar komik gelmiyor ama birden kadının yanında belirmesi ve kameraların karşısında olduğunu görüp şaşırması gülümsetti yüzümü.

   

     İzleyenler bu dediğimi daha iyi anlayacaklardır şimdi. İkinci bölümün sonundaki karın ağrıması çok yapmacıktı. Senarist bir şekilde bağlamak ve karşılaştırmak istemiş, o yüzden böyle zoraki bir şey ortaya çıkmış. Keşke Seol başkanın evinden ayrılırken bir karın ağrısı filan geçirseydi. Hiç olmazsa önceden hazırlık yapmış olurlardı. Hiçbir şey yokken birden karnım ağrıyor, ah tuvalete gitmeliyim tarzı olaylar olmamış diyorum. İkinci fotoda tuvalete gidemediği için bir şeyleri ısıran Seol’u görüyoruz. Solundaki fotoda ise hapır hupur etleri yerken.

     Açık hava sineması fikri ise tuvalet olayının tam tersine çok yaratıcı ve hoştu. Bakınız; en sağdaki foto. Havanın soğuk olmasına rağmen battaniyesini, içeceğini ve mısırını alan Seol sallanan koltuğunda Audrey Hepburn filmleri izler. Bunu yapmak isterim işte ben de, çok güzel olur. Ama yanında profesörü değil, Hae Young vardır.

     Köpekler dikkatinizi çekti değil mi? Çok şeker ikisi de, bir de kafalarına kurdele bağlıyorlar, ye dur işte. Kaptırdım kendimi gidiyorum ben. Köpecikler de Audrey hayranı anlaşılan. Hiç ses yapmadan oturup izlediler.

     Dizinin adı My Princess olduğu için burun kıvırmayın sakın. Bu cümlenin kimlere olduğunu tahmin ediyorsunuzdur tabi. İşin özünde güzel bir romantik-komedi yatmakta. Tanıtımda dediğim görgü kuralları daha başlamadı, dizi o zaman rayına oturacaktır.

     Lee Seol: “100 bin won’umu istiyorum. Hadi ver” Hae Young: “1 milyon won’u bozabilir misin? Bana hesap bilgilerini gönder” Sonuç mu? Kızımız bavuluna kavuştu. Ha bu arada, dizinin giriş sahnesinde gördüğümüz İsveç Prensesi de bayağı çirkinmiş. Malak malak etrafa bakıp durdu şaşkoloz.

     Bizim kız da çalıştığı işlerden birinde prenses rolünde, bu kadar olur değil mi? Hemen yarın Karun rolü olarak bir yerde çalışmaya başlıyorum, kim bilir belki de gerçek olur.

    ***

     Diziyi indirmeden, online olarak izlemek isterseniz sizi şöyle alalım. Ama yok ben indireceğim, cam gibi olmazsa keyif alamıyorum, netim de sınırsız diyorsanız uğrayacağınız yer burası ve burası.

     Bu diziyi oldukça sevdim, tavsiye edeceğim diziler listesine hızlıca bir giriş yaptı. Siz ergenlerin oynadığı, her şeyin yerlerde süründüğü Kore dizilerini boş verin. Sırf cümleleri için şu dizi izlenir. Hem ne diyor Seol “İlk defa gördüğün bir kadının elini böyle sıkıca tutarken konuşma işinde çok iyisin” Ben de diyorum ki “Daha 3 bölüm izlediğim dizi hakkında konuşurken böyle de yazarım aha”

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…