Ana içeriğe atla

Güzelliğin takım elbise ile buluşması: Beauty & the Briefcase

     Önce fragmana bakalım, az çok fikir sahibi olmaya çalışın. İzlediniz mi? O zaman şimdi gevşeyin, sandalyenize/koltuğunuza ya da yatağınıza uzanın ve okumaya başlayın. İşte size bir tavsiye, kesinlikle bir bardak sıcak çayla çok daha keyif alacaksınız.

     Hemen bu yapımın bir televizyon filmi olduğunu söyleyeyim. ABC Family için yapılmış olan romantik komedi filmimizden bir başyapıt beklentisi beklemeyin yani. Zaten afişi gören biri hemen çıtır çerez bir eser olduğunuz anlar. Filmi izlemeye başladığınızda iyice koltuğu gömüleceksiniz, gayet atıştırmalık hoş bir 85 dakika sizi beklemekte.

     Ah New York.. Herkesin hayallerinin şehri, uyku nedir bilmeyen kent. Magazin eklerindeki köşe yazıları gibi başladım yazıya, neyse ki eğleneceğinizi umuyorum. New York dedik, uyku yok dedik, seksi kadınlar ve erkekler dedik. Ama bu Sex and the City yazısı değil. Bizim dörtlüden sonraki nesile ait biri başrolde: Hilary Duff. Ya da canlandırdığı karakteri ile Lane Daniels.

     Kendince bir şeyler yapmak için çabalayan Lane bu zamana kadar sadece birkaç moda blogu ile pek bilinmeyen bir dergiye yazmış olduğu ayakkabı yazısına rağmen ben yazarım diyen bir genç kız. Hayali Cosmopolitan dergisinde çalışmak, bu yüzden odasının duvarında uğurlu bir maskenin etrafında çeşitli Cosmo sayıları bile bulunmakta. Şayet aynısını Habertürk için yapmak istiyorum ama ben mezun olmadan Ciner Grubu 6 dergi kapattı, şimdi de gazetede tasfiye var. Şansım yok zaten, kesinlikle artık anlamış bulunmaktayım.

     Filme geri dönelim. Lane’in en yakın arkadaşı Joaanna bir moda fotoğrafçısı. Çeşitli bağlantıları sayesinde bir gün Lane için Cosmo’da iş görüşmesi ayarlar ve böylece de maceramız başlamış olur. Lane denyosunun Cosmo’ya hazırlayacağı konu ne biliyor musunuz? Kotlar! Görüşmek doğal olarak iyi gitmeyince yazın giyilecek kotlar, erkek arkadaşınızın yanında giyilecek kotlar diye saçmalamaya başlıyor hatta. Sen öyle bir dergiye gittiğinde elinde sağlam bir konu yoksa neyine güveniyorsun? Hayallerinin iş yeri bir de!

     Lane’in iş görüşmesi yaptığı editör Kate tam onu dergiden uğurlayacakken konu erkek arkadaşlardan açılıyor. New York gibi oldukça büyük ve kalabalık bir şehirde nasıl uygun erkeğin bulunmayacağından başlayan konu, birden Lane’in hikayesi dönüyor, ama biraz farklı. Lane büyük bir şirkete gizlice girip makalesi için takım elbise giyen erkekleri inceleyecek. Onlar randevulara çıkıp uygun insanı arayacak Cosmo’ya kapak yazısı hazırlayacak.

     Burada bir parantez açmak istiyorum. Benim mesleğimle de alakalı bir konu olduğu için, ister dizi olsun ister film olsun, bu tür durumlarda gerçekçiliğe önem veren biriyim ben. Dışarıdan gelen ve dergicilik/gazetecilik konusunda hiç bir deneyimi olmayan bir kızın sırf editöre göre iyi bir hikaye yakalaması, onu kapağa taşımaz. Gazetelerde manşet olur, hatta sürmanşet olur ama hiç bir dergi böyle bir şey yapmaz. Bir kere daha önce dergiye hiç yazı hazırlamayan ve tanımadığı birine kapak hikayesi verecek kadar güvenmez kimse medya sektöründe. Bu konu bayağı kafama takılmıştı. Bir tane moda blogu açıp Vogue Türkiye’nin yolunun tutayım ben de, bir yıl boyunca kapak hikayesi çıkarsınlar yazılarımdan!

     İşte sevgili Lane bir şekilde iş bulma kurumuna (ben öyle diyorum) gidiyor. CV’sini inanılmaz derecede abartıyor ve kurumda görevli olan kadın onun bilgisizliğini espri anlayışı olarak algılayınca (Ah klişeler!), aynı şeyi iş veren esas oğlanımız Tom’a da söyleyince Lane için oldukça büyük bir yatırım bankasında işe başlama imkanı doğmuş oluyor. Dünyada kim bu kadar şanslıdır acaba? Şöyle ki, işe kabul edilmeden deneme amaçlı finans şemalarını işlemelerini istiyor. Bakınız yukarıdaki fotolar arasında en baştan olan. Lane hiç bir şey bilmediği için bilgisayarın takılı olduğu prize su döküyor ve elektriklerin gitmesini sağlıyor. Bir 10 yıl öncesine kadar burada yaşamış olsaydı Bedaş hiç öyle uğraştırmazdı. Zırt pırt gittiği için Lane adına hallederdi elektrik işini. Bu sayede kızımız bir yatırım bankasında sekretere olarak işe başlıyor.

     Film baştan sona böyle anlatmayacağım. Zaten asıl olaylar bundan sonra başladığı için yukarıdaki yazdıklarımı ispiyon olarak bile görmeyebilirsiniz. Gerçek macera daha sonra..

     Hilary Duff’ın oyunculuğunun artık beni sıkmıyor olmasını öğrenmek güzel bir şey. Çerez filmlere yakışıyor, böyle yapımlarda oynamaya devam ederse ben de izlemeye devam edeceğim. Lane karakteri sevimliydi. Her ne kadar masasının etrafının incik boncuk ile doldurması manyakça olsa da kendini bir süre sonra hem bankacılık hem de yazarlık işine adaması takdire değerdi.

     Benim gibi Kyle XY’ı severek izlerken bir anda iptal edilmesine üzülüp sinirlenenlerdenseniz Matt Dallas’ı görmek sizi için de hoş olacaktır. Muhasebede çalışan Seth’i canlandıran Matt’in pek bir rolü yok aslında. O da diğerleri gibi Lane ile randevuya –2 kez- çıkan erkeklerden biriydi. Ön planda olmasını sağlayacak bir özelliği göre yoktu. Tabi bu benim vardığım durum, mesela Lane için Seth iki şekilde ön plana çıkıyor: 1. Giyim zevki 2. Kıçı.

     Cosmo’nun binası enfesti. Gerçekte derginin binası mı bilmiyorum ama mimari çok hoştu. Lane ilk görüşmeye gittiğinde “Demek cennet böyle bir yermiş” diyordu, daha sonra gerçekleşen olaylardan sonra uğradığında ise “Demek cehennem böyle bir şeymiş” demişti.

      Lane işe başladıktan sonra hayatına İngiliz aksanlı Liam giriyor. Chris Carmack’ın canlandırmış olduğu (Kendisini The O.C.’deki Luke karakterini canlandırmış) Liam’ı ben sevmemiştim, bu adamda bir bit yeniği var demiştim ve yine haklı çıktım. Medyum filan mı olsam diye düşünüyorum? Hazır Hıncal Uluç’a göndereceğim yazılar hiç bir şekilde ulaşmayacağı için (nedense pek emin konuşuyorum) başka meslek dallarına da yönelmekte fayda var. Medyum Lee: Küreye baktırana el falı bedava. Böyle de iyi promosyon yaparım. Lane beyaz atlı prensinin Liam olduğunu düşünedursun, siz de tahminleri yürütün o sırada.

     Moda çekimi için zenci arkadaşlarının jelatin ile mumyalanması ve çekim esnasında çişinin geldiğini söylemesi süperdi. Aklıma hemen Tarkan geldi bu sahnede. Gecenin köründe gülmeye başladım, bayağı bayağı kahkaha attım hani.

     Esas oğlanımız Tom yemeğini ofisinde yiyen, aynı gömlekten altı tane alan bunları değiştirerek her gün giyen biri. Hatta Lane bir sohbet sırasında “Bu dün giydiğin gömlek değil mi” diye soruyor. Bizimkinin cevabı süper “Hayır, bu onun kardeşi”

     Bu film sayesinde ejderha tırnak diye iğrenç bir şeyin olduğunu fark ettim. Tom’un sevgilisinin tırnaklarını görünce Lane “Iyy, ejderha tırnak” demişti. At gibi çirkin karının tekiydi zaten. Nesini beğenmişse Tom?

     Filmin son sahnesi gerçekliği sorguladığım ikinci yer oldu. Filmi izlediğinizde lütfen son sahneye dikkat edin. Benim gibi düşünüp düşünmediğinizi merak ediyorum. Dünden beri kafayı taktım o sahneye, yeniden çekimi için birini arıyorum aha. Oh! My Lady posteri için birini bulamadım daha, ikincisini aramaya başladım.

    ***

     Bu film size bir şey kazandırmaz ama mutluluk sağlar. Keyif alarak ayrılırsınız bilgisayar başından, benden demesi. Peki o kadar yazdın çizgin, hani bunun linkleri Lee diye soruyorsunuz, tahmin ediyorum ben. İşte bu yüzden online izlemek isteyenleri şöyle, hayır ben indireceğim diyenleri ise böyle alıyoruz.

Ve son olarak Lane’den geliyor.

Aşk realist olanlar, akıllarını ve kalplerini açabilecek kadar akıllı olanlar ve gerçek ilişkinin hayal gücünün kendisi olduğunu kavrayanlar içindir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …