Ana içeriğe atla

Geçmişe dönüp baktığımızda hepimizin can kırıkları var.

Lee 

     Aslında şu anda sevgili Winpohu’nun paslamış olduğu mimle ilgili bir yazacağım. Ama nedense başlık ve fotoğraf daha farklı bir şey beklentisi içinde bırakıyor sizi değil mi? Mimin konusunu zor olduğu için ve benim de aklıma sadece iki tane şey geldiği için aralara başka şeyler serpiştireceğim. Peki konumuz mu ne? Uzakdoğu dizilerinde en sevdiğiniz replikleri yazmak. Benim bir tanesi monolog, diğeri replik. Sadece mim olarak düşünmeyin. Replikleri yazdıktan sonra bu yazı bambaşka yerlere gidiyor.

     İlk olarak daha öncede yazmış olduğum Personal Taste’in favori repliğini ekliyorum buraya. O meşhur, harika müzikle beraber göl kenarında gerçekleşmiş olan bu konuşma kesinlikle çok etkileyici ve oldukça da güzel.

                                                       

***

C: Müdür Choi - J: Jin Ho (Lee Min Ho)

C: Hiç... aşkınızı ilan ettiniz mi? Çok uzun zaman önce ben bir kez yapmıştım.

J: Ben de birinden hoşlanmıştım.

C: Benimki üniversitedeki alt sınıfımdandı.
 
J: Benimki de.

C: Ne oldu?

J: Sorun bendeydi. "Aşktan" evvel yapmam gereken bir sürü şey vardı.

C: Pişman mısın?

J: Belki...

C: Benimki de üniversitenin kütüphanesinde part-time çalışıyordu. İstisnasız her gün kütüphaneye gidiyordum.
Sonrasında, duygularımı itiraf ettim. Çok uzun sürmedi, ama birbirimize âşıktık. Sonra ayrıldık. Kısa bir hikâye, değil mi?

J: Neden ayrıldınız?

C: Benim sevgim onun için zehir gibiydi. Bu yüzden "ayrılığı" ilk ben önerdim. Geçen sana verdiğim mendil ondan aldığım tek hediyeydi.

J: Böyle değerli bir hediyeyi siz, neden...

C: Senin de söylediğin gibi, böylece arkadaş olabilirdik.
 
***
 

     Burada Müdür Choi’ye çok üzülmüştüm. Çok uzun zaman önce yaşamış olduğu bir can kırığı vardı ve hala unutamamıştı. Üstünde bir de yeni can kırığı daha eklenecekti. Böyle iyi insanların mutlu olmaları gerçek hayatta da zor oluyor. Fedakarlık yapıyorlar, karşısındakinin üzerine titriyorlar, sonunda terk edilen yine kendileri oluyor. Müdür Choi’nin durumu biraz karışık ama herkes içinde böyle değil midir? Çok severseniz, ertesi gün bir bakarsınız haber bile vermeden çekip gitmiş. Belki de bu yüzden platonik aşk daha iyi diyenler ortaya çıkmıştır. Siz ne dersiniz? Geçmişindeki can kırıklarını unutmak isteyen insanların başvurdukları yolları oldukça merak ediyorum. Çevremde böyle bir şey yaşayan ilk kişiye soracağım.

     İkinci dizimiz benim çok sevdiğim ama pek bilinmeyen bir Kore dizisine ait: The Perfect Neighbor. Yine daha önce o monoloğu yazmıştım, hazır böyle bir mim gelmişken eklemeden geçemizdim. Beni oldukça etkilemişti.

***

"Yolda yaşlı bir karı-koca gördüm. Fakir görünüyorlardı. Yaşlı kadın yürümekten bitkin düşmüştü. Kocası ise onun yüzünü siliyordu. Yorgun olsalar da birbirlerine yardım ederken gülümsüyorlardı. İşte o anda bu çiftin kendi ailemden çok farklı olduğunu anladım. Kararımı uzun zaman önce vermiştim. Anne babam gibi bir hayat sürmek istemiyorum. Ben, bu yaşlı karı-koca gibi yaşamak istiyorum. Bunun için sana ihtiyacım var. Söz veriyorum. Senden başkası gelinim olmayacak..."

***

     Zengin bir adamı sekreterine ilgi duyması ama bir yandan da kendi dünyasını kurallarından kopamaması sonucu oluşan bir paragraf bu. Ailesinden görmediği sevgiyi, hoşlandığı kişiden görmek, onunla yaşamak istiyordu. Bu diğerine göre çok daha kolay bir durum. Karmaşıklık yok, sadece fedakarlık gerekli. E yukarıda da bahsettim zaten, biri gerçekten seviyorsa her türlü fedakarlığı yapar, bir saniyeliğine bile düşünmez.

|||

“Biz Olamadık!”

>Uzak..

     Geçmişi unutmak oldukça zordur. Vitrinde gördüğünüz herhangi bir giysi, yürüdüğünüz sokaktaki duvarda asılı olan bir poster veya bir gömlek lekesi bile aklınıza onu getirebilir. Sonra büyür bu düşünceler, neler neler yaptığınızı, nasıl günler geçirdiğinizi hatırlarsınız. Hala mail adresi varsa e-posta atmak, numarası varsa aramak, sesini duymak için bir anlığına düşünürsünüz. Şimdi nerede ne yapıyor, acaba yanında biri var mı? gibi sorular kafanızı kurcalar, gününüzü mutsuz etmek için hazırda bekleyen güvelerdir onlar.

     Üzerine toprak döküp önünüze baktıktan sonra ise yine güneş açarsınız. Hayat bana güzel felsefini uygulamaya kalkarsınız. Bir dahaki parçalı bulutlu insanı tanıyana kadar. Sonra gelsin kapanmalar, sarsın dört bir yanınızı karartılar. Geçmişi düşünmeyen insanlardansanız çok şanslısınız. Hasar almadan, manevi yaralanmalardan korunarak günlerinizi geçirmeye devam edersiniz. Hayalinizde canlanmaz, rüyanıza konuk olmaz. Yemek yediğinizde birden karşınızda belirip “Biliyorsun, en sevdiğim” gibi cümleler kurmaz. O zaman da yalnızsınız, bir başınıza. Yanınızda biri olmadan yapamayacağınızı anlayacağız gün yavaş yavaş gelmektedir.

     Arayış içine girersiniz. İnsanları, çiftleri daha yakından incelemeye başlarsınız. Onların kusursuzluğunun nedenleri nelerdir diye sorar durursunuz. Hatalarınızı düşünürsünüz. Artı eksi listesi bile yapabilirsiniz, her şey en açık şekilde karşınızda olmalıdır. Hatalarıyla, eksiklikleriyle kabul edebilir miyim? diye hem kendinize, hem de fikir alabileceğiniz arkadaşlarınıza sorarsınız. Telkin ederler sizi, sadece anlıyorum demekle yetinirler. Halbuki duymak istediğiniz cümlelere değil, asıl gerçeklere ihtiyacınız vardır. Biri size doğruları söylemedikçe kabullenme süreciniz sürekli ertelenir.

     “Biz olamadık” cümlesi her saat başı duvar saatinin sesi gibi kulaklarınızda çınlar durur. Aklanmaya çalışmak istersiniz, “zaten bütün suçlu oydu” dersiniz. Madalyonun diğer yüzünü çevirmek işinize gelmez, çünkü orada sizin hatalarının yer almaktadır. Halbuki kendi yanlışlarını kabul eden, asıl mutlu olandır. Yüklerin omuzdan kalktığını, bir hafiflik hissettiğinizi işte o zaman anlarsınız.

     Ve yine o zaman karşınızda o hayal yavaş yavaş silikleşmeye başlar. Gittikçe şeffaflaşır ve sonunda gözden kaybolur. Artık önünüze bakma zamanıdır, çünkü siz geçmişi arkasında bırakın o azınlıktan biri oldunuz. Yok olmaya yüz tutarken “Elveda” dersiniz, sanki bir yabancıya seslenir gibi. Çünkü yabancıdır artık, belki de başkasının. Ama bu sefer silip attığınız için başkası olup olmadığını bilmek istemeyeceksiniz.

     Geçmişi geleceğine taşıyıp yanında götüren insanlar ise huzursuz olmaya mahkumdur. Geçmişle cebelleşmeye çalıştıkça yavaş yavaş dibe battıklarının farkında değillerdir. O bavulun çok ağır geldiği, artık taşınamayacağının anlandığı zaman ise her şey çok geç demektir. Ağlama krizleri, depresyona girmeler, büyük bir üzüntü.

     Mutlu olmak aslında hiç zor değil. Yeter ki tek başınıza da mutlu olabileceğinizi düşünün. İnsanın iyi hissetmesi için yanında birinin olması, ille de elinin birinin tutması gerekmiyor. Kişi her şeyi aslında her şeyi kendi yaşar. Ortak ettiğini zanneder, ama yanılır. İnsanlar tek başlarına da yaşarlar, sadece bunu istemezler. Doğalarında mı vardır, bilemem. Bildiğim tek şey ise ölene kadar tek olsam bile mutlu hissedeceğim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …