Ana içeriğe atla

2011’den neler mi bekliyorum? Fermanım burada..

2011

     Şimdi yeni yıl geldi ya, ben yeni yılınız kutlu olsun temalı bir yazı yazmaktan çok, bu seneki isteklerimi sıralayacağım. Çok mantıklı, çok uç ve çok acayip isteklerim olabilir. Bu, neden böyle ender bir insan olduğumu gösteriyor işte aha.

     Yeni yıla nasıl girdin diye soracak olursanız, bir ev partisindeydim. Yalnız partiye laptopla giden tek manyakta benimdir sanırım. 9 gibi böyle ortam daha sakinsen ben televizyonda Cübbeli Ahmet Hoca’yı izliyordum. Adam diğerlerine benzemiyor; valla izletiyor kendini. Mıhlanmış gibi televizyonun karşısında izledim durdum.

     Sonra ondan geriye saydık, yeni yıla girdik filan dedik ve hemen milli piyango çekilişimi açtık. Heyecanla çekiliş yapılırken hepimiz babayı aldık. Bana amorti çıktı, kısa günün karı bu oldu. Fazla içmediğim halde şu anda bile başım ağrıyor, sanki birisi üstüne oturmuş gibi. Neyse, ben asıl konuya geleyim.

***

  •      Yeni yılda bir kere en başta zengin olmak istiyorum. Böyle oluk oluk param olsun. Aslında yeni yılın başında milli piyango sayesinde zengin olma amacım vardı ama tırt çıktı. Amorti ile yetiniyorum. Para sıçayım, bunu çok istiyorum. Kendimi Akihabara’ya atacağım, hatta orayı satın alacağım. Ben de uçtum, Karun olmam lazım. Bari ucundan koklasın lan, öğrencilik sürünmesi nereye kadar?
  •      Hemen bunun akabinde ciddi isteğime geleyim. Bu sene okul bitiyor ve ben öğrenci Lee’den, gazeteci Lee’ye geçiş yapıyorum. Bir de bunun yanında öğretmen Lee var tabi. Çalışmak istediğim bir yer var, dua edin orada işe gireyim. Valla ihtiyacım var dualarınıza. Umarım olur diyorum, çünkü son zamanlarda en büyük isteğim budur. İstediğim mesleği yapacağım için şanslı insanlardanım, eğer bir de istediğim yerde olursa çok şukela olur.
  •  Jang Geun Seuk’un adam gibi bir dizide oynamasını istiyorum. Çocuğu pek sevmem, hatta You're Beautiful yüzünden hafif kılımdır ayrıca. Ama oynadığı son iki dizi de bana göre senenin en kötüleriydi. 2009 ve 10’un en kötü Kore dizilerine el attı. Gerçi Playfull Kiss ile yarışır geçtiğimiz senede ama, olsun. Beraber en kötüleri yaptılar. Ama sevgili Hikaru’nun dizisinde oynayarak kaliteli işlerde de kendini göstermeyi bildi :) Burada onu seçen Hikaru’ya teşekkür etmek lazım. Çingu, çok güzeldi; keyifle okuduk valla.
  •      Bu sene bana Japonya ve Kore yolu gözüksün. Yaş ilerliyor; o zaman gidince ne yaparım? En güzel yıllarımla Koreliler ve Japonlar beni görmeli. Tokyo ve Seul hala gidilecekler listemin başında; kolay kolay değişmezler. Bunun yanı sıra bu yıl Kore’den biraz soğuyacağım gibi hissediyorum. Hindistan çok pis atak yapıyor hayatımda. Nickimi Leeyaj filan yapmayı düşünüyorum. Memlekette Bombay olacak. Bollywood in, Kore sineması out gözümde şu sıralar.
  •      Artık numaraları götüyle görerek yanlışlıkla bizi arayanlara küfür etmek istiyorum. Bir de bazıları feci öküz oluyor hani. Böyle iki tane anım var size anlatmam lazım. İlkinde telefon çaldı, numarada yazıyor. Gittim açtım; bir isim söyledi şimdi hatırlamıyorum. Yanlış numara dedim, Allah’ın kırosu bir özür dilemeden veya pardon demeden çat diye suratıma kapattı telefonu. Bir anda sinirlendim var ya. Böyle gaz geldi bana, hazır numara da varken elimde geri aradım. Açtı angut, o sırada hemen “özür dileyip kapatsan geberir misin pezevenk?” diyerek bu sefer ben kapattım suratına. Feci rahatlamıştım; geri aradı üç dört kere ama açmadım.

        İkinci olayım daha komik. Şimdi benim huyumdur; gecenin köründe biri ararsa, numaraya bakmadan telefonu direkt açar ve senden nefret ediyorum derim. O sıralarda da Yaprak Dökümü’nün boku çıkmamıştı daha. Düzgün bir şekilde ilerliyordu; ben de ara ara bakıyordum ve müzikleri çok hoşuma gidiyordu (hala gidiyor) İşte bir müziği vardı, duygusal sahnelerde çıkardı. O benim telefon melodimdi. Neyse gecenin köründe ben fosur fosur uyuyorum, telefon çaldı. Yine hemen açarak “senden nefret ediyorum” dedim. Karşımdaki kız “Şevket” dedi hemen. Ben ise yanlış numara diyeceğim yerde, nasıl bir refleksse “Ferhunde” deyiverdim. Müzik, isimler derken o saatte kısa bir Yaprak Dökümü yaşadık. Sonra da kapadım. Uyku sersemliği bana böyle şeyler yaptırabiliyor.

  •      Hayatımda böyle heyecan olsun, adrenalin olsun istiyorum. Ne bileyim, MİT gelsin bana casusluk teklif etsin, hatta abartayım CIA gelsin, Chuck olayım, bir tane Sarah bulayım filan. Monoton da geçmiyor aslında günlerim ama içimde bir adrenalin duygusu var. Öncede yazmıştım, hadi hep beraber bu sene rafting yapalım. İlk boğulan ben olurum, adım gibi eminim. Bahtsızlığım beni orada bulur kesin.
  •      Sheldon gibi bir arkadaş istiyorum bu sene. Bir de Lorelai Gilmore. Böyle sürekli göndermeler yaparak konuşalım, ben Seda Sayan’ın estetikleri hakkında yorum yapayım, o olayı birden Oprah Winfrey’e bağlasın (oha, nerden nereye!) Sonra Sheldon gelsin bizi ezsin bir güzel, en zeki benim desin. Ha siktir çekeyim önce, sonra çingumsun Shelly deyip bağrıma basayım. Gül gibi geçinip gidelim işte.
  •      Manga çizmek istiyorum ben. Küçükken resim dersi için verilen çizimleri bile annesine çizdiren Lee, manga çizecek? Götüyle güler bana millet. Ama böyle herhangi bir sanat dalına yeteneğim olsun isterdim çok. Sporcu olduk onun yerine. Çokta iyi oldu valla. Geçen sene önce okulun Ebru Kulübü’ne katılayım dedim. Sike sürülecek akıl yok bende, ebru nere, ben nere? Gittim kayıt olmaya. Orada görevli kız hemen bana neden bu kulübü seçtiğimi sordu. Verdiğim cevap aynen şuydu: Şimdi ben bu ebruyu çok seviyorum, böyle şıp şıp şıp damlatıyorsun, pek güzel oluyor. Kız bana Mars’tan gelen bir yaratığa bakıyormuş gibi baktı. Ne yani, sanki daha önce ebruyu hiç böyle tanımlayan biri olmadı mı? Bu şıp şıp şıp olayını da Fairy Tail’deki Juvia’dan kapmıştım. Belki de bir kere yapsam, harika eserler ortaya çıkartacaktım. O sürtük alıkoydu, onaylamadı. Ben de kültür merkezinden ayrılırken “yavru vatanın kan ağlayıp dursun, sen de kanın içinde boğul” diye dua ettim. Çok koymuştu ebru sanatını icra edememem, hazır beleşti de. Benim Avrupa Yakası’ndaki Sertaç’tan neyim eksik?
  •     Ebru bir hevesti ama içimde çocukluktan beri keman çalma isteği olmuştur hep. Bu ülkede keman deyince milletin aklına ilk Yıldız Asyalı geldiği için bir ara ben keman seviyorum bile diyemiyordum. Millet eyvah babam! deyip ehi ehi gülüyordu. Götoşlar. Aynı tenis deyince insanların aklına ilk Hülya Avşar’ın gelmesi gibi. “Hobi olarak tenis yapıyorum ben, ama kendi adıma düzenlediğim turnuvada da hep birinci oluyorum. Demek ki iyi oynuyorum, harikayım!” Böyle rezillikler sürüyle. Kemana geri döneyim. Hatta bu yüzden Tutkulu İlişkiler Çıkmazı’nda Taeyang’ı harika keman çalan bir karakter yaptım. Öğrenmeye hiç çalışmadım, onun yerine gitar öğreniyordum. Sonra sıkıldım, bıraktım. Arkamda süs niyetime gitarım bana bakıyor yıllardır. Ama keman ve piyano, süperdir. Sevgilim ikisinden birini çalıyor olsun bari. Hem piyano çalabiliyorsa, My Sassy Girl sahnesi bile yapabiliriz. Mükemmel işte, değil mi?
  •      Harika yemek yapabilmeyi istiyorum. Kendimce evde iyi şeyler yapabiliyorum ama benim amacım bildiğin şef olmak.  Pasta dizisini izlediğimden beri içimde makarna yapma aşkı var. Rüyada bile gördüm, böyle makarnayı ateşte bir güzel sallarken üzerine ustaca şarap bile döküyordum. Sonra havaya atıp tutmalar, onun bir güzel süslemeler. Finalde de midenin bayram yapması. Lan, vongola bile yapıyordum. Oktay ustanın pabucu dama atılırdı, varsa yoksa Lee usta! Yemeğimi yemeye gelenler parmaklarını bile yiyordu. Aslında amacım başkalarına yemek yapmak değil. İnanılmaz obur biriyimdir, ama dikkatinizi çekerim kilo almam. Hem bünye meselesi, hem de spor yapıyorum. Bree Van de Kamp gibi anne isterdim, evde yeni yeni yemekler yapacak, ilk olarak ben tadacağım. Hayali bile güzel! Benim anne de çalıştığı için böyle olayım maalesef yok. Eğer Osmanlı döneminde yaşasaydık yeminle çeşnicibaşı olurdum. Bu yazıyı yazarken bile kocaman paket cipsi götürüyorum.
  •      Son olarakta bu sene soy ağacımı araştırmayı düşünüyorum. Bunu yapmamdaki en büyük amaç, ailemin kökeninin Hindistan’a uzanıp uzanmadığını öğrenmek. Şaka değil, ciddiyim! Hintliler dediğim zaman “Aaaaa, bokun püsürün içinde yaşıyor onlar iğrençççç!” diyen biri vardı. İşte onun başı götüne girsin, hem de hunharca. Evet, onlar öyle olabilir, nüfus fakirlik filan derken yaşamlarını kendileri kontrol edemiyorlar maalesef ama sen de ağzında gümüş kaşıkla mı doğdun yosma? Bu tarz insanları sevmiyorum, ulan bir dur sana bir şeyden bahsediyorum, ki kendin sormuşsun. Ağzını açıp saçmalayacağına otur önce bir dinle. Neyse, bugün Vivah’ı izledim yeniden ve filmdeki Hamari Shaadi isimli şarkıya tekrardan vuruldum. Bu yazıyı yazarken arkada çalıyordu ama ellerim tuşlara gideceğine beynimi dinlemeyip otomatik olarak dans figürleri yapmaya başlayınca şarkıyı kapadım. Kesin kökenimde Hintlilik var, eminim buna! Dedemin dedemin dedemin dedesi kim bilir zamanında ne fındıklar kırdı, ne haltlar karıştırdı? Köftehor. Kısaca, Hindistan candır.

     İşte isteklerim bu kadar. Hiç biri olmasa bile umarım ikinci dileğim yerine gelir. 2011 nasıl geçer bilmiyorum ama umarım hepimizi iyi şeyler bekliyordur. Böyle demezsem başıma Tekin ailesine gelenler gelecekmiş gibi hissediyorum. Tahtalara vuralım (Ben klavyeye vurdum, elimden gelen budur)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …