Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni bir yılı selamlamaya hazır mısınız?

Yılın son günü, yılın son yazısı. Acısıyla, tatlısıyla koskoca bir yılı daha arkamızda bırakmadan önce yeni yıl yazımı yazmazsam olmazdı. Hem bu sene, sevgili arkadaşım Selocann beni bir de mimledi, çifte keyifle yazıyorum yani. Bir de sevgiliTarih84 kolajdaki ustalığını konuşturarak bana yukarıdaki harika eseri yaptı. Çok teşekkür ederim arkadaşlar.     2012’de istediğim, dilediğim, beklediğim tam 12 dileği yazacağım şimdi. Geçen sene dilediklerimin yarısı filan olmuştu sanırım, ama ben bu sene çok daha ümitliyim. 12 benim uğurlu sayımdır, lisede okul numaramdı, voleybol oynarken tam sekiz sene 12 numaralı formayı giymiştim filan gibi batıl inançlarım da var hani. O yüzden şimdi kısa kesip dileklerime başlıyorum hemen. Not: Ben bu yazıyı yazarken sevgili EunHye 'de beni mimlemiş, yazısını şimdi gördüm. Teşekkürler ederim Eun.. Hemen ekledim buraya.KoreDelisi, sana da teşekkür ederim dostum. Ve Be-Pu lar, cansınız can. Mim almayı seviyorum ve insanların aklına bu şekilde gelm…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…

Bir ortak geçmişimiz var..

Şimdi gitmeli, terk etmeli, yalnız bırakmalı, üzmeli, kızdırmalı, umursamamalı, unutmalı.. Ama nedense hiç birini yapamıyor insan.     Yolda tek başımıza yürürken bir çift gördüğünüzde siz de bakanlardan mısınız? Onların sevgi gösterilerine nefretle mi cevap veriyorsunuz içinizden? “Iyy, vıcık vıcıklar. Ben asla öyle olmayacağım” mı diyorsunuz? Flaş gelişme arkadaşlar. Onların en azından hayatlarında vıcık olsa bile bir ilişkileri var. Biz ise sapız. Bu yüzden geçmişimizi, biriyle ortak yaşadıklarımızı hatırlarız belki de yalnızlığımızda.     Ortak geçmişe sahip olduğum ilişkilerde hep şunu hatırlarım. Ne kadar o günler geçip gitse de hatıralar, anılar bir yerde karşınıza çıkıp sizi yeniden düşünce bulutuna doğru harekete geçiriyor. Beraber gezdiğiniz caddeler, kolanızı paylaştığınız kafe, yanağına habersiz bir şekilde öpücük kondurduğunuz bank veya pamuk şeker alıp yediğiniz sahil yolu… Bu lanet olası yerlerin hepsi onu yeniden hatırlamanızı sağlıyor. Peki ne yapmalı? Aslında ilk ola…

Bigbang’in konserine gittik!

Başlık her şeyi anlatıyor sanırım. Yerinde duramayan Vip’ler bunu da yaptı. Gittik Bigbang konserini izledik millet, şimdi ise bana sıcak sıcak anlatması kaldı. Hazır mısınız? Haydi elleri göreyim, eller havaya (Havaya giren Lee)     Özge ile geçen gün konuşurken neden Bigbang konserine gitmiyoruz, bizi tutan nedir diye sorduk ve hazırlıklarımızı tamamladık. İşte bu süreçte başımıza gelenleri okuyacaksınız bu yazıda. Her şey en açık şekilde anlatılacak. Bir kere büyük gün geldiğinde oldukça heyecanlıydım. Sabah Seul’e uçağımız olduğu halde gece hiçbir şekidle uyuyamıştım heyecandan. Bigbang’i canlı izleme olayı adrenalin seviyemi hep tavanda tutmuştu. Sonunda onları görecektim, hatta onları en sevdiğim vip’lerle görecektim. Bizi kimse tutamaz, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz diye sahneye atlayacağımızı bile konuşmuştuk daha önceden. Sabah olduğunda havalimanının yolunu tuttum. bindiğim takside taksiciyi bile vip yaptığıma kaç puan peki?     Havalimanına vardığımda herkesin…

Özgürlüğümüz elimizden alınamaz

Geçen gün iki arkadaşımla Taksim’de buluşup gece yarısından sonraya kadar oturup konuşmuştuk. Hayallerimiz, günlerimizi, isteklerimizi, neşelerimizi ve arzularımızı masaya dökmüştük. O buluşma benim için harika geçmişti, çok keyif almıştım. Saat gece 12’yi geçtiğinde gözüm İstiklal Caddesi’ne takılmıştı. Biraz daha sakinleşmişti ama yine de oldukça insan vardı. Herkes gülüyordu, mutluydu. Biz de öyleydik. Hava aksine gayet güzeldi. Rüzgar yüzümüze doğru selam verip esmeye devam ediyordu. İşte tam o sırada ben oldukça özgür olduğumu hissettim.      Benim için özgürlük oldukça önemlidir. Kendini kısıtlayan, ya da buna izin veren insanlardan değilim. Özgürlüğümün elimden alınacağını bile düşünmek istemem. Hatta bazen hapise filan girdiğimi düşünüyorum da… Sanırım ben delirirdim, bir gün bile yapamazdım.      Ama çoğu kişinin aksine eve kapandığım zaman da kendimi özgür hissederim. Evde yapabilecek bir sürü şey bulabilirim, bundan da oldukça keyif alırım hani. Bu yüzden ev ortamlarını çok…

Eğlenceli bir röportaj.

Eğlenmeyi, eğlendirmeyi cidden çok seviyorum. 
Umarım siz de seviyorsunuz ve izlerken mutlu olursunuz.
Ben çok keyif aldım valla, aslında bu kadar kısa olmasını istemezdim ama teknik sebepler diyeyim.
Görüşmek üzere :)


***Bu arada Selin demesine her seferinde kopuyorum, süper aha.

Çok yönlü blogger ödüllerinden biri benim.

Blog aleminde şu sıralar “Çok Yönlü Blogger Ödülleri” diye bir hede dolaşmakta arkadaşlar. Sevgili Seymsomething de beni taçlandırdığı için bu yazıyı yazmaktayım. Kendisine bir kez de burada teşekkür ediyorum, hem çok yönlü demek kulağa filan güzel geliyor hani.     Bu ödül-mim mevzusuna göre ben de 10 kişiyi ödüllendirmeliyim. O yüzden listemi hazırlarken yanına da bir iki satır şey yazmak istiyorum. Maksat pek boş bitmesin yazı, gelemiyorum öyle.      Şimdi öncelikle size kurallardan bahsedeyim ben. 2 tanecik kuralımız var, her şer oldukça yalın aslında. 1. Bu ödülü bize layık gören kişiye teşekkür edip bloğunun linkini paylaşıyoruz. Beni bu ödüle Seymsomething layık gördüğü için paylaşıyorum hemen. Blogunu severek okuyorum, aslında aşağıda adını yazacaktım ama burada, yukarıda olmanı istedim ben. Odamın en güzel köşesine koydum ödülü ve ona bakıp duruyorum ehe :) 2. Hakkımızda 7 şey yazıyoruz. Haydi ellerin çalışsın Lee.a) Ben oldukça rahat, hatta koala bir insanımdır. Evden tatil…

En kötü doğum günü!

Ben küçükken çok hevesli bir çocuktum. O zamanlarda da şimdiki gibi daha yeni tanıştığım insanlara hemen samimi davranırdım. Tam zamanı hatırlamıyorum ama ya ilkokul 4’e, ya da 5’e gidiyordum. Doğum günüm yaklaşmıştı ve ben sınıfımdaki bütün arkadaşlarımı davet etmiştim. Aile içinde kutlama oluyordu, hatta hatırladığım 2 – 3 yaşımdaki doğum günlerimin Zonguldak’ta sülalemle ve aile dostlarıyla kutlandığını çekilen fotoğraflardan görmüştüm (Hala da saklarım onları, hazine gibidir)      Ama artık İstanbul’daydım ve bu benim arkadaşlarımı davet edeceğim ilk doğum günü olacaktı. Herkesle tek tek konuşarak onları davet etmiştim. Benim için kibarlık ve samimiyet çok önemliydi (Şu anda sadece samimiyet önemli) “İşte 13 Ekim’de kimselere söz vermeyin”, “Doğum günüme gelirsin değil mi? Çok güzel olacağını düşünüyorum”, “Harika geçecek, çooook eğleneceğiz” tarzındaki cümlelerimden sonra ağzım kulaklarımda eve gelmişsin.      Küçüğüm, daha çok küçüğüm… Öhöm, içime yine Sezen ablam kaçtı. Doğum g…

Dünyanın en garip/anlaşılamayan milleti

Hangi milletten bahsettiğimi tahmin etmişsinizdir belki. Japonlardan bahsediyorum. Ben böyle acayip millet görmedim dünyada, eşi benzeri, başka bir örneği daha yok. Teknoloji konusunda, gelişmişlik konusunda bu kadar ileride olan bir milletin yaptığı bazı şeylere cidden akıl sır erdiremiyorum. Ama onları asla sevmekten vazgeçmiyorum, aramızda kördüğüm gibi bir ilişki var. Her türlü seviyorum, belki de alternatifi olmadığındandır. Japonlar farklı, onlar cidden ayrı. Eğer dünyadaki bir millet aslında uzaylıymış diye açıklama yapmış olsalar, hiç şüphesiz hemen o millet Japonlar derdim. Ayrıca onlar candır, şu aşağıdaki izleyeceğimiz iki videoya rağmen aha.     Şimdi çok güzel Japon yapımı filmler var, hatta Oscar alacak kadar iyiler. Ama bunun yanında bir de çerezlik diye bile nitelendiremeyeceğim tarzda filmleri var bu güzel milletin. Absürtlüklerin sınırını zorlayan ve "oha artık, ötesi olamaz" dediğimiz üçüncü sınıf yapımlar bunlar. "Görmez olsun, görmez olsun" gib…

Haru Haru’nun Japonca’sı geliyor!

Bugün çok güzel bir gün. Neden derseniz hava hoş, sabahtan beri üzerimde bir mutluluk var ve Bigbang'in Haru Haru'sunun Japonca versiyonunun ilk teaser'ı nete düştü derim. Evet yanlış duymadınız, bu ultra harika şarkıyı çok yakında Japonca olarak dinleyeceğiz. Benim için Haru Haru, Lies ile beraber en sevdiğim Bigbang şarkısıdır.Bu grubun tabi bütün şarkıları harika, ama bu iki şarkının bende yeri ayrıdır. İşte VIP’ler de bayağı uzun zamandır Haru Haru’nun Japonca’sını istiyordu aslında. Zaten yapılan ankette de %90 ile Haru Haru diğer şarkılara fark atmıştı.     Böyle bir durumu grubumuz daha fazla kayıtsız kalamadı ve çıkartılacak olacak "Best of” albümde Haru Haru’nun da yer alacağı bildirildi. Gd’nin uyuşturucu olayı yüzünden ertelenen Japonca albümün detayları yavaş yavaş bize ulaşmaya başladı tabi. Hadi şimdi Japonca versiyonunu dinleyelim, 42 saniyecik ama olsun. Bir de burada 32 saniyelik devamı var.     Ben şu dinlediğim 70 saniyelik kısmı oldukça beğendi…

Hepsini de affettim..

Bugün yine otobüse binip evime dönüyordum. Her zamanki gibi kulağımda kulaklığım ile otobüsün tıkış tıkış olmasının verdiği rahatsızlığın haricinde mutluydum. Ha bir de biraz hastayım ama dert etmiyorum. Ayakta gidiyorum ve yanımdaki kıza bakıyorum sürekli. Çünkü kız telefonuyla resmen ilişkiye giriyor. Bir eliyle yukarıdan tutunmuş, bacaklarıyla da poşetini tutuyor. Sağ elinde de telefon, kolunda ise hayvan gibi bir çanta. Ve HaTiCe’sinde Solitaire açık, bildiğin fal bakıyor yani! Öyle konsantre olmuş ki, gözü hiçbir şeyi görmüyor sanki. O körüklü otobüsün sesleri, tümseğe geldiğimiz de otobüsün semaya uzanması filan zerre etkilemiyor. Dokunmatik telefonu ustaca kullanıyor, o küçük ekranda kartları 40 yıllık kumarbaz gibi hareket ettiriyor. Ve o kız gülüyordu. O tıkış tıkış otobüste, ayakta zor bir şekilde hareket etmesine rağmen yüzünde bir gülümseme vardı. Küçücük şeylerden mutlu olabilen bu kızı kendime yakın hissettim.     Sonra ben de düşünmeye başladım. Mutlu bir insanım, hayat…

Once Upon a Time: Masallar diyarından gelen dizi.

“Bir varmış, bir yokmuş..”     İki kafadar insan, oturdukları sandalyelerinde eski masalları hatırlarlar ve o andan itibaren soluksuz bir fikir alışverişi başlar aralarında. Bunun sonucunda ise hepimizin çocukken dinlediği ve hala da doyasıya sevdiği masallarla dolu bir dünya çıkar karşımıza. İşte bana göre 2011’in en sükseli, en süper yapımı olan Once Upon a Time böyle doğmuş.     Masalların bizi sarıp sarmaladığı bir dünya, masal dünyası ile gerçek dünya arasında o muhteşem uyum, dengelerin alt üst olduğu ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı zamanlar. Kaderi değiştirmek, her şeyi eski haline döndürmek ve mutluluğun geri gelmesini sağlamak sadece Pamuk Prenses’in kızı olan Emma Swan’ın ellerinde!      Sizi bilemem ama ben masallara bayılan bir insanım. Küçükken annemin anlattığı ve o hepimizin bildiği klasik hikayeleri yeri ben de gerçekten önemli. O yüzden bu dizinin sonbahar sezonunda yayınlanacağını öğrendiğimde inanılmaz bir heyecan yapmıştım. Grimm Kardeşler’in masallarını…

Bigbang’in MTV ödülü hepimizin..

Şu an nasıl mutluyum anlatamam. Hemen yazmak, içimi dökmek istedim. çünkü içim içime sığmıyor, mutluluktan havaya uçuyorum.      Buna sebep olan şey tabi ki de biricik grubum Bigbang’in ödül almış olması. Hem de sıradan bir ödül değil. MTV Ema’da Worldwide Act kategorisinde aldılar. Rakipleri arasında Lena, ama en önemlisi son 10 yılda dünya müziğine damgasını vurmuş isimlerden olan Britney Spears vardı. Onu geçerek bu ödülün sahibi oldular ve ben gibi binlerce Vip’i mutlu ettiler.     Çocuklar sizi tebrik ediyoruz, bu ödülü sizden fazla hak eden kesinlikle yoktu. Önce Asya kıtasında ipi göğüslediniz, şimdi de dünyada. Bütün İrlanda, bütün Avrupa, bütün dünya gördü. Dünyaca ünlü yıldızlarla aynı sahneye çıktınız, o ödülü aldınız ve konuştunuz. GD’nin Korece konuşması, sonrasın da Tae’nin İngilizce cümleler ve en sonunda Bigbang diye bağırışınızı hiç unutmayacağım. İyi ki sizlerin hayranıyım diyorum, bizi hiç hayal kırıklığına uğratmıyorsunuz. İşte ödül videosu GD’nin korece konuşmasını …

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 12. Bölüm

12. Bölüm“Bu Kadarına Razı Değilim”Adele - Set Fire To The Rain"Merhaba baba" dedi Ewon. Gözleri donuk bir şekilde babasına bakıyordu. "Merhaba oğlum" diye cevap verdi babası, onun gözlerinde ise özlem doluydu. Görüşme odasında baba oğul birbirlerine sıkıca sarıldı. Ewon ağlamamak için zor tutuyordu kendini. "Seni burada görmek istemiyorum artık, hala alışamadım baba" dedi ve gözyaşları yavaş yavaş yere düşmeye başladı. Oğlunu sakinleştirmek hapishane üniforması giyen babasına düşmüştü. "Sakin ol Ewon, benim rahatım yerinde. Hem sadece üç ay kaldı, biliyorsun" Ewon çektiği sandalyeye oturdu ve konuşmaya başladı "Evet üç ay kaldı. Sonra yeniden beraber olacağız" Konuşmanın bu kısmında aklına annesi geldi. "Keşke annemde bizle beraber olsaydı" dedi. Babası elini tutarak "Cennette annen, ve bize oradan katılıyor" dedi. Ailesinin dağılmasına sebep olan olaydan sonra annesinin gençken başına bela olan kanser illedi yenid…