Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Magazinsel anlatımla Türkiye – Rusya maçı..

Bu Gamova dev gibi: 2.02 boyBiliyorsunuz dün Japonya’da 2010 Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası başladı. Dün ilk maçımızı Çin ile yaptık ve sahadan 3-1 galip ayrıldık. Ben ilk maçı kaçırdığım için bugünkü Rusya karşılaşmasını izlemek için sabahladım. Çünkü maç Türkiye saatiyle sabah 7’de başladı. Keşke Çin maçını izleseydim dedim, 3-1 yenildik Rusya’ya. Birazcık maçtan bahsetmek istiyorum. Ama asıl amacım gördüğüm/duyduğum şeyleri size yazmak.      Koltuğuma kuruldum ve NTV Spor’u açtım. İlk sette Rusya sona kadar önde gidiyordu. Hatta bir ara fark 23-14 oldu. Ben tamam yahu bitti bu kez, kesin kaybettik; en iyisi tuvalete gideyim derken üst üste sayılar almaya başladık. Bu fark kapandı. Önce berabere oldu, sonra öne geçtik set sayısı attık iki kez ve ilk seti bizim oldu. Kızlar resmen tarih yazdı. Voleybolda bu kadar geriden gelmek çok nadir görülen bir şeydir.      2. set oldukça çekişmeli geçti ama sonlara doğru kızlar düzgün servis kullanamayınca Rusya 25-23 alarak duruma eşitliğ…

Balkanlardan Gelen Hep Soğuk Hava Olmaz a!

Biliyorum, biliyorum.. Bu aralar çok müzikle ilgili yazı yazdım. Bilgisayarımdaki her şeyi kaybettiğimi söylemiştim. Artık daha seçici davranıyorum. Bahsedeceğim albümü bir arkadaşım sayesinde keşfettim. Hakkında tek kelime yazsaydım bu “harika” olurdu.      Başlık ne kadar güzel değil mi? Hani klasik cümle vardır “Balkanlardan gelen soğuk havanın etkisini Pazar gününden itibaren yurdumuzda hissetmeye başlayacağız” diye. İşte Gayda İstanbul’da bu klişe cümleden yola çıkarak albümlerinin adını böyle koymuş. Balkan diyoruz, soğuk değil diyoruz, şarkıların nasıl olduğunu az-çok tahmin etmişsinizdir. Rumeli esintileriyle bezenmiş olan albümü hepinize öneriyorum.     Burada genelde Uzakdoğu ve Hint müziklerinden bahsetmiştim. Bu sefer yüzümü batıya, bize daha yakın, kendimizi gördüğümüz bir yere çeviriyorum. Gayda İstanbul, Kardeş Türküler gibi BGST’ye (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu) bağlı. Grup hakkında bilgi almak isterseniz tıklayın.     Albümde 12 tane şarkı var.Çiçekçi …

Highschool of the Dead ve Maon Kurosaki..

Kanlı fotoğraf albümü demek istiyorum.     Şimdi bu animeyi bilenler biliyor ama herhangi bir fikri olmayanlar için birazcık bahsedeyim. Highschool of the Deadzombi konusunu ele alan yegane animelerden biridir. Hazır, The Walking Dead’in başlamasına sayılı günler kala bu animeye de bir göz atın derim. Bir grup liseli gencin zombi salgınından kurtulma ve olayları çözme çabalarını anlatıyor. En baştan şunu söyleyeyim, anime 12 bölüm ve tatmin edici bir sonla bitmiyor. Her şey ortada öyle saf saf ekrana bakıyorsunuz yani. Bu yüzden devam etmek isteyenler mangasına yöneliyor. Şekil A: Ben.. İngilizce bilmiyorsanız sorun değil, mangayı Türkçe’ye çeviren gruplar var.Buradan mangasını okuyabilirsiniz. Animeyi izlemek istiyorsanız Animeou’ya üye olup indirerek, güzel kalitede, Türkçe seyredebilirsiniz. Yok ben online izleyeceğim dostum diyorsanız ise sizi şöyle alalım..      Animeden birazcık bahsetmek istiyorum. Daha sonra ise bana bu yazıyı yazdıran asıl konuya geleceğim. HOTD’in çizimlerin…

Sorular, cevaplar ve bir mim daha..

“İlk 5 soruyu bunlarla cevaplamak çok keyifliydi.”Bilgisayarım beni bir kez daha yarı yolda bıraktı. 2 günlük işlemlerden sonra pek bir şeyi çıkmadı; zararım sadece D sürücümün de gitmesi. Bir şeyler oldu ve ben C sürücüm ile beraber D’yi de kaybettim. Haricideydi çoğu filmim/dizim ama hatırı sayılır boyuttaki verilerim gitti. En çok fotoğraflara üzüldüm. 1000’e yakın fotom uçtu, artık yakın zamanda olanları arkadaşlarımdan toplamaya başlarım. Ama yine aranızdayım ve kalan mimi yazmaya geldim. Yıkılmadım, ayaktayım.. Dostum Astreabeni mimlemiş ve ben geçte olsa yazıyorum. Hem de sevdiğim türden bir mim: “Soru – cevap” şeklinde.. Kemerlerinizi bağlayın; çünkü başlıyoruz.. Bu arada neden böyle bir foto koydun diye soranlara şimdiden cevap: Gördüm, çok pis canım çekti, sizin de çeksin istedim..1. Lakabın var mı, varsa nedir?Bana hep Lee derlerdi aslında. Adım da zaten 3 harf, kısaltma olayı hiç olmuyordu, onun yerine iki kez söylüyorlardı ismimi. Uzakdoğu manyaklığım ve Lee ismini sevmem…

Hayatımın fon müziklerinden enstantaneler..

Bu aralar bayağı mim dolaşıyor ortalıkta. Ama hani öyle burun kıvırıp “ya bu da konumu olm” tarzında yaklaşabileceğiz konular da değil. İnsanlar yazmak, bahsetmek istiyor. İşte böyle bir ortamda ben de 2 mim aldım. Hikaye hazırlığı içerisindeyken ufak bir boşluk bulup ilkini hemen yazayım dedim. Sevgili dostum Sermin tarafında mimlenmiş bulunmaktayım. Ona bir demet çiçeğini verdikten sonra yazıya başlayabilirim. Çünkü daha ikincisi var. Allah hep bu zenginliği göstersin sübhaneke dinimiz amin.     Müzik şüphesiz bir çoğumuz için vazgeçilmezler listesinde tepelerde bir yerdedir. Hayatını müzik ile yaşayıp şekillendirenler, şarkılarla gülüp ağlayanların sayısı azımsanamayacak kadar çok. Bunlardan biri de benim. Şu anda yazacağım konu ise bir mimle şekillenmiş: “Hayatının Fon Müzikleri”      Açıkçası bu zamana kadar hiç düşünmedim. Benim hayatımın fon müziği nelerdir ulan demedim. O yüzden zorlana zorlana anca iki tane çıkarabildim. Bu iki müziği ben inanılmaz seviyorum. Böyle durup duru…

Senarist olmaya karar verdim.

Her şey işte böyle başladı. Ben Astrea’nın blogunda yorum yaparken aklıma bu fikir geldi ve neden olmasın dedim. Kısaca olayımız şu: Hikaye yazmaya karar verdim. Korelilerin klişe karakter ve sahnelerinden sıkıldığım için oturup kendim yazacağım. Deli ettiler beni, ne yapayım? 16 bölümlük bir hikaye yazmayı düşünüyorum ve daha da önemlisi bunu yüzyılın en büyük mimi olarak sizlere postalayacağım. Tabi benim gibi galeyana gelip 16 bölüm yazmanıza hiç gerek yok. Ama olursa valla tadından yenmez. Artı şahsen büyük bir iştahla da okurum.      Romantik-komedi olarak yazmak var aklımda. İşte oyuncuları filan seçeceğim. Gerçi ana 4’lü aklımda, diğerlerini seçmek var. Sonra resimlerini ekleyeceğim, şarkılar seçeceğim ve başlayacağım hikayeyi yazmaya. Kafamda belirli bir konu şimdilik yok ama ben çabuk bulurum. Size sormak istediğim olay ise nasıl baktığınız? Nasıl buldunuz? Böyle Uzakdoğu diyarlarından tamamen kendimize özgü hikaye/senaryo yazmak eğlenceli değil mi? Düşünün ki biri senaryonuz…

Aaja Nachle, müzik çılgınlığı ve Hindistanlı Lee..

     Bu yazıya sadece Hindistan ile ilgili bir yazı diye bakmayın. Hayatımdan çeşitli kesitleri anlattığım yazı ayrıca. Hem sıkılmazsınız, keyif ala ala okuyacağınızı düşünüyorum. Gerçi iğrençte bulabilirsiniz. Aman neyse işte, hadi başlayalım..     Blogumu okuyanlar Hindistan’ı ne kadar sevdiğimi bilirler. Bollywood’a karşı konulamaz bir bağ ile bağlıyım. Hani okulun dans kulübünde Hint dansları olsa bir dakika durmaz katılırdım. Anneme geç dikiş makinesinin başına bana kimono/yukata yap derdim küçükken, şu sıralarda ise kadına geleneksel Hint elbisesi giymesini söylüyorum. Delirdiğimi düşünmekte tamamen haklı.       Hazır doğum günümde oldukça yaklaşmışken, jest yapıp şu elbiselerden birini giyer mi acaba? Ayrıca oldukça yakışacağını düşünüyorum. Son zamanlarda evde tütsüler yakıp Bollywood geceleri düzenliyorum bol bol. Haftaya tezimi yazmaya başlayacağım için ne kadar eğlenebilirsem, o kadar yanıma kar kalacağını düşünüyorum.Uzakdoğu konusunda bana eşlik edecek dostlarım var ama s…

Ayşecik ile Panama 2..

     Ünlü yazı dizisinin ikinci halkası :)       Daha önce ne Panama’ya ne de yakınındaki bir ülkeye gitmediğim için bu yazıdaki olası hatalara önem vermeyiniz.      Yazı pek sevgili(!) şarkıcıgazeteciyazarbalonünlüAyşe Özyılmazel’in gözünden ve dilinden yazılacaktır.     Bu yazıdaki göndermeleri anlamak için önce Begüm Soydemir’in Ayşe hakkındaki şuyazısını okumanızı tavsiye ederim. Enfes bir yazıdır.
Kaldığımız yerden tam gaz devam ediyoruz. Yuppiiii! 
     Uçağa biner binmez kendimi rahat koltuğa attım. Elimde bir sürü dergi, gözümde Burberry gözlüklerim ve fularım ile tam bir ünlüydüm. Gözlüğü takmamım en büyük nedeni ise uçakta beni tanıyan “halktan” kişilerin yanıma gelip imza istemesini engellemek. Uçağın kalkmasına 20 dakika var ve ben son kez Twittera bakmak için neler vermezdim. “Ayşe’cim çok şekersin”, “Seksisin ama aynı zamanda masumsun”, “Enerji’yi dilime doladım; şarkın sayesinde lakabım bülbül oldu” gibi twitleri okumak kadar güzel bir duygu yok.
     Uçaktaki bir hostesi…

Super Junior ve Bonamana etkisi..

     Şu anda çok pis dediğim şeyleri yutuyorum. Ben ki Uzakdoğu, özellikle de Kore erkek gruplarını pek beğenmem. Sayıları çoktur, sadece göze hitap eden elemanları vardır, solo olarak hiçbir şey yapamayacakken bir grubun içinde leylim ley diye karışıp giden üyelere sahiptir filan.. Super Junior da bu sevmediğim gruplardan biriydi. Hatta ilk üçümde yer alıyordu. Daha önceki yazılarımdan birinde “13 tane çocuğun heberey hobaray diyerek böğürdüğü gruba benzer bir şey” gibisinden şeyler yazmıştım. Anam, neler neler demişim öyle? Şimdi nasıl yuttuğumu göreceksiniz işte. İtiraf ediyorum en azından. 13 kişilik grup ne demek yahu, 4 neyinize yetmiyor? Neyse işte bu grubu ilk gördüğümde bir kaç şarkılarını dinlemiş ama burun kıvırmıştım. Ta ki Bonamana’ya kadar..Dinlemeden duramıyorum!  Bu şarkı ilk Twitter’da karşıma çıkmıştı. Orada Trending Topics’e giren Bonamana ayrıca Super Junior’ın albümünün de adı. İnsan yerinde duramıyor! Türkçe altyazılı da izledim. Şarkıda “"Dünyanın mantığı d…

Ayşecik ile Panama..

     Bu yazı Ayşe Özyılmazel’in Survivor çekimleri için Panama’ya gittiği zamanı anlatıyor. Twitter’da an be an yazarken, gazetesine yazısını ulaştıramayan (internet yüzünden bir de) karakterimiz çok üzülmüş(!) Ben de dayanamadım, onun adına yazdım. Göndermeleri bol olan bir yazı.     Daha önce ne Panama’ya ne de yakınındaki bir ülkeye gitmediğim için bu yazıdaki olası hatalara önem vermeyiniz     Yazı pek sevgili(!)şarkıcıgazeteciyazarbalonünlü Ayşe Özyılmazel’in gözünden ve dilinden yazılacaktır.
     Ben var ya ben sonunda bunu da yaptım? Kendimle gurur duyuyorum sevgili izleyici. Ne mi yaptım? Zincirlerimi kırdım. Dedim kendi kendime kızım Ayşe neden hep belirli yerlerde takılıyorsun. Bebek, Cihangir, Etiler, Asmalımescit olmuş yuvaların. 216’da ise sadece ve sadece caddede takılıyorsun. Ama dedim ki kendime “Ayşe bak her kuş sonunda yuvadan uçmalı” Süperim, süperiz di mi?      Nereye mi gidiyorum? Hayır Paris değil Londra değil. Çok gittim oralara ben. Aştım dedim ya kendimi Acun…

Halka mal olan masaüstü..

Sevgili Kimbap biz Uzakdoğu aşıklarını mimlemiş. Hem bu sefer konu da oldukça kolay: Masaüstlerimizi sergiliyoruz! Masaüstünü oldukça sık değiştiren insanlardan biriyim ben. Windows 7 ile beraber gelen temalar sağ olsun, bu aralar onlardan bayağı bir faydalanıyorum. Son favorim ise gördüğünüz gibi Shrek. Bu iri cüsseli yeşil arkadaşımıza bayılıyorum. Ondan daha çok sevdiğim biri varsa, o da eşektir. Yazıyı yazarken masaüstümde bu güzel serinin teması vardı. Ne kadar tatlı çıkmışlar di mi?     Bir aralar işi abartıp ikonları, simgeleri, her şeyi değiştirmiştim. Tamamen özelleştirilmiş bir masaüstüm vardı. Şimdiki halinden de memnunum. Windows 7 ile beraber mükemmel bir uyum içinde gidiyoruz gündüz gece..   Temalardan en sevdiğim ise bu. Bing’in en iyileri: Japonya albümündeki favori fotom. En azından bilgisayar ekranımda orada olabiliyorum. Bazen yukarıdaki hava durumunu Tokyo’ya göre ayarlıyorum, yağmur gösteriyorsa ertesi gün için, “Lee, oğlum yarın dışarı çıkarken şemsiye al yanına …