Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sana ne milletin hayatından..

Umrumda değilsiniz! -Ünlemli girişleri çok seviyorum ben-

     Böyle ucuz bir girişten sonra ellerimi çıtlatarak yazıyı yazmaya başlıyorum. Bazı insanlara göre benim hayatım sıradanmış. Hayatımı bilgisayar karşısında anime, film, dizi izleyerek, müzik dinleyerek, yazı yazarak, oyun oynayarak, porno sitelerde sörf yaparak ve manga okuyarak geçiriyormuşum. Gördüğünüz gibi bu Türkiye'ye koymuş bir durumda şu anda. Gündemin en önemli konusu benim zamanımın içine nasıl limon sıkıp onu sıkıcı hale getirdiğim olmuş.

     Başlıkta da yazdığım gibi: Sana ne kardeşim? 24 saat sana yetmiyor da başka insanların zamanını bombok bir şekilde değerlendirdiğini düşünüp, o zaman dilimine de mi sahip olmak istiyorsun nedir? Gece hayatımın olmaması benden ne götürüyor, onu hiç bilmiyorum. Barlara gitmem, onun yerine ev ortamında arkadaşlarla twister, tabu, jenga oynamak hoşuma gidiyor dediğimde asosyal olmuş oluyorsam eğer, sen de bu tür bir kanıya vardığın için dangalaksın. 

     En son bunu diyen ins…

Burkina faso fiso - Mayıs '10

Şimdi ben böyle konsept tarzı yazılar yazacağım zaman hayatta isim bulamam. İşte sonuç: Anca yukarıdaki gibi bir şey çıktı. Diyeceğim şudur ki, bundan sonra bu başlığı görürseniz eğer aklıma gelen şeyleri maddelediğim ilginç ve eğlendirici yazılar var içinde. Cips, kola, çikolata tedarik edin ve okumaya başlayın. Daha keyifli oluyor lan. 


Hadi başlayalım artık;


     Eurovision'un 2. yarın finalini izleyemedim. O gün iki sınavım olduğu için eve geldiğim gibi uyumuştum. Bütün suç okulun! Sen sabahın 10'unda sınav yap, sonra diğer sınav 3'te olsun. Bekle, bekle öldüm. İçimdeki ses uyku diye diye beynimi kemirdi resmen. Zaten bizim robocop mu desem power rangers mı desem, emin olamadım, kaskı düşmüş. Aha, şaka gibi. Karı bi de kafasına geri takıyor, iki saniye sonra çıkarıyor. Türk robotları sağlam değilmiş. Dökülüyorlar!


     Bu Ermenistan'ın şarkısını utanarak beğeniyorum. Kadın Malatya hasretiyle geberiyor olsada iyi dile getirmiş. Geri verin filan diyorda şarkı da, b…

Ve finallerde başlar!

Herkes gibi benimde okulun en sevmediğim yanı sınavları. Sınav zamanı geldiğinde karnıma ağrılar girer, gözüm kayar, hasta olmaktan korkarım vs.
     ÖSS'ye hazırlanırken -bizim zamanımızda öyleydi, tey yaşlanmışız-günde 4-5 saat çalıştığımı hatırlıyorum. Azimliymişim demek ki o günlerde. 

     Bugün final sınavlarımız başladı. Formasyon da aldığım için dolu dolu 10 tane-cik sınava gireceğim. (2 de ödev var) İlk ikisi gitti şimdiden. Amacım kazasız belasız atlatıp bir an önce tatile kaçmak. 

     Okulu bu kadar kalabalık gördüğüm zamanlar azdır. Dönem boyunca suratını hiç görmediğiniz kişiler sınav zamanı "Kanka şu elindeki ne be? Dostum şu notlardan var mı sen de?" diye sormaya başlar. İğne atsan yere düşmeyecek gibiydi. Sence hangi soru çıkacak be hacı demeler, geçen sene dersten kaldığı için hocaya sövenler, sınav stresinden yüzünde sivilce çıkanlar -oha- filan.

Pek çalışmadığım halde bir sınavım ortalama, diğeri ise gayet iyi geçti. İkinci sınavın hocası derste ko…

Eurovision ve benim birincim!

Evet, evet bir Eurovision haftasında daha beraberiz. -Sanki daha önce beraberdik-
     Bülent Özveren'in ısrarla ve ısrarla bırakmayıp o bayık sesiyle sunduğu 1. yarı finali geride bıraktık. 
     Nasıl iğrençti o şarkılar öyle. Ben dinlerken sıkıntıdan ölüyordum.
     Beğendiğim iki şarkı oldu sadece. Birincisi Slovakya -ki elendi, sadece ben sevmişim demek- İkincisi de İzlanda. Hanım kızımız 92'liymiş, ağzım açık kaldı. Ama "ağırlığını" koydu yarışmaya ve finale çıkmaya hak kazandı.
   Gerisi zaten fasa fiso. Hele Belarus o kelebeklerle nasıl finale çıktı anlamıyorum. Ömürleri final gününü görmeye yeter mi?diyerek iğrenç espri hakkımı da bu şekilde doldurmak istedim :)


     Finale çıkan diğer ülkelerden bahsetmek gerekirse; Sırbistan Vj Bülent'in birinci dereceden sarışın kuzeniyle finalde, Hande Yener'de Arnavutluk adına yarışıp finalde bu sene. Türkiye adına yarışmadı gitti Tiran adına yarıştı demek. Seni seni :)


Lena Meyer / Satellite
Neyse ben yukarıda…

Aklıma takılanlar, abuk düşünceler, bana özel cümleler..

Şimdi doğal olarak "bu başlığa bu fotoğraf ne alaka?" diye sorabilirsiniz. Beğendim, paylaşmak istedim, bakın nasıl yaratıcı şeyler buluyorum diye gözünüze gözünüze sokmaktı bütün amacım. İyi yapmış mıyım?

     Başlıkta da belirttiğim gibi bundan sonra düşündüğüm bazı konseptlerin ilk halkası bu. Arada bu tarz yazılar yazacağım, engin bilgilerimi genç neferlere aktaracağım, düşüncelerimi paylaşıp sizlere "yol" göstereceğim. Kendim bile bunları yazdığıma şu an inanmıyorum ama siz beni boşverin. Düşüncelerimi önemseyin.

Twitter'la başlayalım. Son zamanlarda Twitter'dan soğuyan bendeniz geri dönüş yaptı. Profilden profile yazılanları okuyarak ünlü insanların ne derece saçmalayacaklarını hesaplamaya çalışıyorum. Hergün ayrı bir pot kıran ünlümüz çok. Biliyorsunuz önceden Unkapanı'ndan geçen ünlü oluyordu şimdik ise İstikbal'den Yataş'tan geçen ünlü oluyor. O yüzden "ünlüsü" bol bir ülkeyiz. 

    Benim bu saçmalama olaylarında 2 tane fav…

Dünyanın ilk transeksüeli: Lili Elbe

David Ebershoff tarafından yazılan Danish Girl adlı roman 2001 yılında tüm dünyada konuşuldu. Şimdi bu romanın beyazperdeye uyarlanması söz konusu. Başrolünü Nicole Kidman'ın oynayacağıfilm, Danimarkalı bir ressamın hayatını anlatıyor. Elbette kitabın bu kadar ilgi görmesinin sebebi sadece bir ressamın hayatını anlatması değil. Konu edilen Danimarkalı ressam ayrıca dünyanın ilk transeksüeli olan Lili Elbe(gerçek adı: Einar Wegener)'den başkası değil.

Kitabı okuduğumda gerçekten çok sevmiştim. Konusu, anlatış biçimi, her sayfa için sanki özenle seçilmiş muhteşem cümleler ve olaylar zinciri. Gerçek bir hayat hikayesi olmasının da etkisi büyük tabi. Film olayı duyurulunca çok heyecanlandım. Nicole Kidman sevdiğim bir oyuncu. Eminim bu rolün altından başarıyla kalkacaktır.
     Lili Elbe'nin hayatı olaylı olduğu gibi bir o kadar da trajik. Erken olarak dünyaya gelen Einar, üniversite yıllarında, kendisi gibi ressam olan Gerda Gottlieb’le evlendi. Gerda'ya kad…

Personal Taste: Elde edememenin komik tarafı..

Son Ye Jin (Park Gae In) Lee Min Ho (Jeon Jin-ho) Kim Ji Suk(Han Chang Ryul) Wang Ji Hye(Kim In Hee) ve favorim Seung-yong Ryoo(Müdür Choi) 

     Uzakdoğu dizileri ile uzun zamandır haşır neşirim. Son zamanlarda gözümde Japon dizilerinin yerini Kore dizileri aldı. Son çıkan Kore dizilerini geç kalmadan takip etmeye başladım. İşte bu dizi de bu yıl en çok beklediğim dizilerden biriydi. Lee Min Ho'yu Boys Over Flowers'ta izlediğim zaman hiç sevmemiştim. Japon yapımındaki Jun'un yanında Min Ho çok soğuk kalıyordu. Zaten Kore veriyonunu da hiç sevmediğim için diziyi 18'de bıraktım. -Ah Jan Di. Yüzüne yüzüne yumruk atmak istiyorum. Ne nefretlik insansın sen-
     Öhöm öhöm! Neyse diziye geri dönelim. Son YeJin ise iyi bir oyuncu. Her ne kadar dizide Jin Ho'dan büyük gösterse de oyunculuğuyla bu durumu kotarıyor. 
     Dizinin konusuna gelecek olursak, elimizde bir tane erkeklerden yana şansı hiç gülmeyen hanım kızımız var. Adı ise: Park Gae In. Kendisi aşık oldu mu anın…

Aşk bile bile tutsaklıktır

Uzun zamandır tanıdığım bir arkadaşım Cuma günü bana aşık olduğunu söyledi. Daha önceki iki ilişkisinde başarısız olan dostumun mottosu "Aşk her şeyi göze almaktır" Arkadaşım önceki ilişkilerinde beraberliği yürüten taraf olduğu için kendinden çok taviz verdi. Fedakarlıkları boldu yani..

     Eskiden yaşadığı şeyleri tekrar yaşamamasını istediğim için "Emin misin?", "Öncekiler gibi olmasın?", "Nasıl bir karaktere sahip olduğunu bile bile yine de onu istiyor musun?" gibisinden sorular sordum. Çünkü hoşlanıyorum dediği kişinin gerçekten berbat bir karakteri var. "Playboy"  derler ya, tam o cinsten bir insan. Ego patlaması yaşamak için yüzünün ve vücudunun güzelliğini kullanan yapıda biri..


  Aşka inanmayan bir insan olarak onu seviyorum, ondan hoşlanıyorum diyen kişileri pek anlamam. Empati de kurmam. Ben yalnızlığın daha güzel olduğuna inananlardanım. Bunda tek çocuk olmamın etkisi de olabilir tabi :) Çevremdeki insanlara aşkı mantıksız …

Güneşin doğduğu ülke: Japonya - 2

Japonya'yı önceden keşfeden Fatsalılar
      Türkiye-Japonya ilişkilerinde önemli olan bir kesimde Japonya'da yaşayan Türkler. Resmi sayılara göre Japonya'da 8 bin civarında Türk yaşamakta ve bunların yarısı Fatsalı. Büyük çoğunluğu Japonya'nın 4. büyük şehri olan Nagoya'da yaşıyor. Fatsalıların Japonya macerası  'Japonya Fatihi' Hayri Atılgan'ın, gemilerde çalıştığı sırada yolunun 1987'de Japonya'ya düşmesiyle başlar. Oradaki iyi iş imkanlarını keşfeden Atılgan, üç yıl çalıştıktan sonra kardeşlerini ve akrabalarını da yanına almaya karar verir. 'Japonya hayali' tüm Fatsa'da kulaktan kulağa yayılınca istekli sayısı artar ve Atılgan, 2001'de vefat edene kadar 500'den fazla Fatsalı'yı kendi çabasıyla Japonya'ya götürür. Artık 4 bini bulan bu nüfus arasında ailesini Japonya'ya taşıyanlar olduğu gibi, orada Japon kadınlarla evlenip aile kuran Fatsalılar da vardır. Hatta belgeselci Cengiz Özkarabekir Japonya'daki Fa…