Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı | 3. Bölüm

Sing 

                Oyuncular

                                     1. Bölüm                                                   2. Bölüm

                              boyle                            Geek

3. Bölüm

Şimdi şarkı söylemek lazım!

 

>>>Natasha Bedingfield – Take me Away |||

     Dalından koparılan yasak yiyecek. Günah meyvesi. Tek bir ısırığının sebep olduğu sonuçlar hayal bile edilemez. İnsanların hayatı da elma gibi değil midir? Yasaklanan şeylere birden arzu duyulmaz mı? Ulaşmanızın istenilmediği nesneler gözünüze çekici gelmeye başlamaz mı? Yasaklı olandan korkacaksın.

     “Ewon senin böyle harika yerler bildiğini tahmin etmiştim” diye söze başladı Ga In. Mi Na ise o sırada söze karışarak “Kesinlikle çok güzel bir kafe. Bayıldım” dedi. Tae Sub ise karnı zil kaldığı için, kafenin atmosferini boş verip garsonun bir an önce gelmesini bekliyordu. Ewon, grubu gizli yerim diye tabir ettiği Rainbow Cafe’ye getirmişti. Neden kendine ayırdığı bu özel kafeye onları getirdiğini ise bilmiyordu. Tek bildiği birini mutlu ettirme isteğiydi.

    Servisler verildikten sonra grup koyu bir sohbete dalmıştı. Mi Na Ewon’la ikili sohbetten kaçınıyordu. Yeniden bozulmak ve sinirlenmek gibi bir amacı yoktu. Tam o sırada Ewon’dan bir soru geldi: “Ga In ile çok yakın arkadaşsın anlaşılan?” Ewon’un böyle bir soru sorması şaşırtmıştı. İlgilendiği anlamına mı geliyordu, yoksa sohbetin rotasını mı değiştirmek istemişti? Kendine hemen geldikten sonra emin bir şekilde “O beni arkadaşım değil, dostumdur. Kimseye değiştirmeyeceğim yegane insandır” Tae Sub bunun üzerine “Sevgiline bile değişmez misin?” diye sordu. Ga In iki parmağını Mi Na’nın gözlerine doğru dikerek “Hele bir değişsin, bakın bakalım ben o zaman neler yapıyorum” diye söyledi. Ewon kolasından bir yudum olarak “Zaten bir sevgili için insan dostuyla ilişkisini keser ya da arkadaşlarına önemini yitirirse, koy götüne gitsin. Bayağı yanlış seçim yapmışsındır arkadaş olayında” dedi. Tae Sub sandalyesini yavaş şekilde Ewon’a doğru yaklaştırarak “Senin hiç sevgilin oldu mu Ewon?” diye sordu. Ga In soruyu duyar duymaz içinden gülmeye başladı. Kendi kendine konuşuyordu “Onun haftada 2-3 sevgilisi oluyor. Onlarla mutluluk diyarına uçuyor” diyordu. Sonra gülümsemesi kayboldu. Mutluluk diyarına nasıl gittiklerini hayal etti. Üzülmüştü ama bunu belli edemezdi. Tam o sırada Ewon’dan cevap geldi “Sevgili ya da sevgililerimi neden merak ettin geç kalan çocuk? Önemi var mı geçmişin?” diyerek soruyu geçiştirdi.

     Tae Sub sorusunun cevabını alamadığı için üzgündü. Devreye Mi Na girdi “Elbette sevgilisi olmuştur. Yüzeysel bir şekilde kızlar, tipi olan erkeklere bayılıyor. Ewon’un da potansiyeli oldukça yüksek olduğu için her daim ön planda olmuştur eminim. Hatta lisede okulun en popüler çocuğuydu kesin” Ewon muzipçe gülümseyerek “Klişe bir karakter değilim ben. En popüler çocukta değildim. Umurumda olan bir şey yoktu hiç” Ga In hemen ekleyiverdi: “Aynen şu andaki gibi. Gram değişmeyen insan” Ewon tam ağzını açacakken Tae Sub “Sonunda. Servisimiz geldi” diyerek konuyu başka bir yöne taşıdı.

     Yemek esnasında herkes Ewon’u daha yakından tanımaya çalışıyordu. Bu gizemli çocuk hakkında bir şeyler öğrenmek, sanki tek konuları olmuştu. Merak duygusu içlerini ele geçirmiş gibiydi. Mi Na Ewon’u sinir bozucu ukala biri olarak tanımlasa da, gözlerinin içine baktığında iyi birini gördüğünü düşünmüştü. Ga In’in ise gece rüyalarına giriyordu. Battaniye altında oynaşacağı kişilerden değildi Ewon, battaniye altına girip sıcacık bir şekilde beraber film izlenecek kişilerdendi. Tae Sub için ise Ewon kabuğu çok sert bir ceviz gibiydi. İçinde güzel bir şey vardı, ama onu ortaya çıkarmak için zorlamak, güç kullanmak gerekiyordu. Kabuğunu bu kadar sertleştiren nedir diye düşündü ağzına dondurmadan bir kaşık atarken.

     Ewon “neden sürekli bana bakıyorlar” diye içinden söylenirken Ga In düşüncelerini bozdu: “Bundan sonra karaokeye filan gitmek isterdim ama işlerim var. Günü erken bitirmek zorunda kalacağız”

     Mi Na da Ga In’in cümlelerine benzer şeyler söyledi: “Benim de yurda gidip haber yazmam gerekiyor. Finallerden önce hepsi bitmeli ki, kafam rahat etsin”

     Tae Sub bir kızlara, bir de Ewon’a baktı. Yanındakinden ses çıkmayınca “Benim herhangi bir işim yok, senin var mı Ewon?” O gün hiç müşteri almamıştı. Günü kendine ve münazaraya ayırmıştı. Elindeki dondurma kaşığını Tae Sub’un burnuna vurarak “Yok” dedi Ewon. Tae Sub burnundaki dondurma izini silmeden Ga In kulağına doğru eğilerek “Eğer sen bunu Ewon’a yapmış olsaydın, burnundaki dondurmayı yalamayı teklif ederdim hemen” diyerek çapkın bir gülücük fırlattı yakın arkadaşına. Ewon şaşırarak “Bayağı cesursun, bana teklif etmiyorsun ama olmadı” diyerek gülüşüne karşılık verdi. Mi Na ellerini masaya vurarak “Toplum içinde fısıldaşma olmaz. Ben de, Ewon da ne konuştuğunuzu merak ettik” diyerek Ewon’a döndü. Dediklerini onaylamasını bekliyordu ama başını çevirdiğinde onun dediklerini bile duymadığını gördü. “Neyim ben? Görünmez mi? Ya da sen sağır mısın be?” diye içinden bağırdı.

    Tıka basa yedikten ve ödül olarakta tatlıları mideye götürdükten sonra grup, hesabı ödemek için kalktı. Tae Sub hesap için garsonu çağırdığında Ewon çoktan kalkıp çıkış kapısına doğru ilerliyordu. Garson gelip hesap istendiğinde aldıkları cevap ilginçti: “Giden beyefendinin burada değişik bir hesabı var. Önceden belirli bir miktar para yatırır. Geldikçe biz o hesaptan çekeriz, para ödemez her geldiğinde. Kafeye girdiğimizde eliyle hesaptan işareti yaptı bana. O yüzden ödemenize gerek yok. Afiyet olsun efendim. Yine bekleriz. İyi günler!”

     Garsonun dediklerine üçü de oldukça şaşırmıştı. Mi Na içinden diyeceğini bu sefer sesli olarak kaçırdı “Ne garip bir çocuk. Hiç böyle üşengeçlik görmemiştim” Ga In ise “Kesinlikle çok farklı. Ayrı bir ışıltısı var” diyordu. “Kızlar sohbetinizi bölmek istemem ama Ewon yavaş yavaş gidiyor. Sizle buradan ayrılalım o zaman. Yetişmen lazım. Öpüyorum çok ve Mi Na, tekrardan çok memnun oldum. Yine görüşelim” diyerek çıkışa doğru ilerlemeye başladı. Arkasını döndüğünde Ga In’in eliyle iki yaptığını gördü. Bu, Mi Na’nın iki gün sonraki doğum gününde görüşeceksiniz anlamına geliyordu.

***

     W’nun yeni evine eşyalar yerleştirmişti. Artık resmi olarak taşınmış bulunmaktaydı. Nakliyatçılar gitmiş, onu yeniden kendi sessizliğiyle baş başa bırakmışlardı. Aynalı odasına doğru yöneldi, ışığı açtı. Arada ter atmak ve hareketlerini geliştirmek için bundan sonra bu odayı kullanacaktı. Laptoptan >>>SNSD – Hoot’ı açtı ve dans etmeye başladı. İki gün sonra gideceği doğum gününde, yapacak olduğu striptiz harika olmalıydı. Neden bu olayına üzerine düştüğünü anlamıyordu. Daha öncede yapmıştı, diğerlerinden farklı değildi. Yeniden aklına “gidişata göre tamamen soyunmanı isteyebiliriz” cümlesi geldi. Tamamen soyunmamak için mi bu kadar kusursuz olmasını istiyordu? Utangaçlık W’a göre bir şey geldi. Eski evinde karşı komşusu olan bir kadın sürekli onu gözetlerdi. Yorgun argın eve geldiği bir gün, kadını yine elinde dürbünle camın önüne çekmiş olduğu koltuğa oturup kendisini gözetlerken bulduğunda bardağı taşmıştı. Duşa girip çıktıktan sonra bornozuyla pencerenin önüne geldi. Kadına eliyle işaret yapıp bornozunu açmıştı. Kadının o anki yüz ifadesini asla unutmayacaktı. Büyük bir şaşkınlıkla koltuktan düşmüş, sonra da hemen ayağa kalkarak perdesini çekmişti. O günden sonra taşınana kadar W, bir daha gözetlenmedi.

***

     Ga In eve dönerken keşke o eskort sitesini hiç bulmasaydım diye düşünüyordu. İnternette doğum gününde eğlence olsun diye profesyonel birini getireceklerdi. Bu görevi sevinçle isteyen Ga In, sörf yaparken karşısına çıkan Ewon’un fotoğrafları ile yıkılmıştı. Profilinin altındaki yorumları okuduğunda işinde ne kadar popüler olduğunu görmüştü. 187 yorumun hepsini tek tek okumuş, kadınların ona iltifatlar dökmesine hayretle şahit olmuştu. “Bir tane bile mi kötü yorum olmaz?” diye söylenmişti. Şimdi ise yolda tek başına gıcık Ye Jin ile paylaştıkları evine dönerken aklında sadece o profil vardı.

***

     Tae Sub koşa koşa Ewon’a yetişti. Arabasını almamıştı; belli ki canı yürümek istiyordu. Üniversite caddesinde kendileri gibi beraber yürüyen insanlara bakan Tae Sub, bir kez de Ewon’un sohbet başlatmasını diliyordu.

     “Hey ana caddeye doğru gidelim mi? Almam gereken bir şey var” Tae Sub şaşırmıştı. Ağzından “Keşke başka bir şey dileseydim” cümlesi çıkıverdi. Ewon suratına bakarak “Ne?” dedi.

     “Yok bir şey. Tabi gidelim, hem ben de o caddeyi daha çok seviyorum” Böylece ikili yönlerini ana caddeye doğru çevirdi.

Bahar ayının en güzel günlerinin yaşayan Seul’de, Tae Sub ve Ewon ana caddenin keyfini çıkarıyordu. Yaptıkları sunumu profesör ve sınıf arkadaşları oldukça beğenmiş, bir süre alkış bile tutmuşlardı. Sunumda önce girmiş oldukları iddiayı Tae Sub kazanmıştı. Şimdi ise bundan bahsetme zamanıydı.

“Ewon girmiş olduğumuz iddiayı hatırlıyorsun değil mi? Ve senden istediğim şeyi de?”

Ewon bir süre boş gözlerle baktıktan sonra, hafif bir şekilde gülümseyerek “Hatırlamak olur muyum? Ama dediğim gibi şarkıyı ben seçeceğim ve ne zaman olacağını söylemeyeceğim, gizli” dedi.

Tae Sub için ekleme yapma zamanıydı “Ama geç olmayacak. Kısa bir zaman diliminde gerçekleşmeli, öyle anlaştık” dedi.

Ewon iki kere kafasını sallayarak onay verdi. Seul’deki Sinchon caddesi dünyanın her yerinden turistleri kendine çeken bir cazibe merkezi gibiydi. Burada her ülkeden, her milletten çeşit çeşit insan görmek mümkündü. Uzayıp giden kafeleri, eğlenmek için sıra sıra dizilmiş barları ve sokak müzisyenleri ile yirmi dört saat yaşayan bir yerdi Sinchon.

Ewon alacağı hediyeyi bu caddede yeni açılan giyim mağazasında görmüştü. İlk gördüğünde tam ona göre demişti. Ne de olsa iki gün sonra Mi Na’nın doğum günüydü ve Ga In tarafından kendisi de davet edilmişti. Geri çevirmek anlamsız olacaktı; hem W’nun gösterisini kaçıramazdı. Eğlence onu bekliyordu.

Giyim mağazasının önüne geldiğinde Tae Sub’un yanında olmadığını fark etti. Arkasını döndüğünde, gitar çalan bir sokak müzisyenini dinlediğini gördü.

>>>Nanaka's Violin Solo |||

Tae Sub gözlerini dikmiş kıpırdamadan keman çalan bu harika müziği çalan kişiye bakıyordu. Ruhunun dinlendiğini hissediyordu; mutluluk işte bu diye düşünüyordu. Başka bir âlemdeyken omuzuna konan bir el onu gerçeğe geri döndürmüştü. Ewon arkasında dikilmiş bir vaziyette giyim mağazasını işaret ediyordu. Ayrılmak istemiyordu oradan, müziği sonuna kadar dinlemeliydi.

“Sen git Ewon, zaten alacağın hediye de belli. Hemen alıp çıkarsın. Buraya gelirsin, ben biraz daha dinlemek istiyorum. Olur mu?” diye sordu.

Ewon sakinliğini olabildiğince koruyarak “Bu basit müziği dinlemek istiyorsan peki, kal. Ben tek başıma giderim” Bu sözleri söyleyerek adımlarını hızlı bir şekilde mağazaya doğru yönlendirdi.

Tae Sub kemanı çalan kişiye dikkatli bir şekilde bakınca “ben bu çocuğu nereden tanıyorum” diye kendi kendine sordu. Bu sırada harika müzik bitti, kemancı selam verdi ve Tae Sub’un suratına bakmaya başladı. Bir yandan da işaret parmağını dudağına koymuş bir şekilde düşünüyordu. Tam o anda ellerini şıklattı ve “Evreka!” diye bağırdı.

Tae Sub’un yanına kadar gelip, “Yonsei Üniversitesi’nde okuyorsun değil mi? diye sordu. Bütün düşünceler ayrıldı. Bu çocuğu nerden tanıdığını o da hatırladı. “Evet, sen de orada okuyorsun değil mi? Daha önce seni görmüştüm çünkü” diye cevapladı.

At kuyruğundan yapılmış keman yayını Tae Sub’un sol eline yavaşça dokundurarak “Ben de gördüm seni. Hem de birden fazla. Sürekli bir koşuşturmaca içindesin kampüste” dedi.

Normalde utanması ya da çekinmesi gerekirken karşısında gülen bu çocuğun yanında rahat olduğunu hissetti. “Geç kalmalarımla ünlüyüm ne de olsa. Bak, sen bile fark etmişsin. Bu arada benim adım Lee Tae Sub, ya sen?”

Taeyang

>>>Taeyang..

“Ah, doğru ya. Tanışmayı unuttuk. Ben de Woo Lee On.(Bigbang- Taeyang) Arkadaşlarım bana Lion der, sen de diyebilirsin. Memnun oldum Tae Sub. Peki, beğendin mi solomu?”

Tae Sub önce kafasını salladı, sonra da hızlıca konuşmaya başladı “Aslında arkadaşımla dolaşıyorduk burada. Hemen şuradaki giyim mağazasından hediye alacaktık. Karşı yoldan geçerken müziğinin sesini duydum ve ayaklarım resmen beni buraya çekti. Çok, çok beğendim. Bu kadar iyi çalmak için eğitimli olmak lazım. Konservatuar da mı okuyorsun Lion?”

Duydukları karşısında mutlu olan Leon “Doğru tahmin. Üçüncü sınıfım ve kendimi olabildiğince geliştirmek istiyorum. Bugün amacım biraz dolaşmaktı. Grubum da yoktu, aylak aylak gezecektim ama müzik aşkı yine beni yalnız bırakmadı. Gördüğün gibi gezmeye giderken bile kemanımı yanımda taşıyorum” diyerek gülmeye başladı.

Tae Sub’ta bu gülüşlere ortak oldukları sırada Ewon elinde hediye paketiyle geldi.

“Lion, işte sana bahsettiğim arkadaşım. Ewon. Kim Ewon Il.”

>>>Taio Cruz - Break Your Heart |||

Ewon, Lion’a dik dik baktıktan sonra Tae Sub’a dönerek “Gidelim mi? Bugün yeterince yorucu bir gün oldu” diye söylendi.

İkilinin tam arasına girerek Lion, Ewon’a doğru yayını tutarak “Ukalalığın alemi yok ama Ewon. Ufacık bir tanışma faslından neden çekiniyorsun?” diyerek beklenmeyen bir soru sordu.

Ewon ne diyeceğini düşünmek için bir iki saniye duraksadı, sonra da “İyi o zaman. Ben Ewon. Memnun oldum Lion. Lakabın güzelmiş. Müziğine de eminim Tae Sub bayılmıştır. Kapı gıcırtısına bile bayılıyor ne de olsa. Acelemiz var. Görüşürüz, aslında görüşmeyiz. Ciao” diyerek Tae Sub’u kaptığı gibi geldikleri yolda ilerlemeye başladı.

Lion içinden gülüyordu. Çok garip biri düşünürken giden ikiliye bağırdı “Tae Sub, yarın beni okulda bul. Öğlenleri ana bahçede oluyorum hep. Görüşürüz!”

Ekipmanlarını toplamak için geri döndü; topladığı paralara baktı. “Bugün yine hasılat iyi. Hem güzel çalıyorum, hem de insanlar tipimi beğeniyor. Bu gidişle aç kalmam ben” diyerek eşyalarını toplamaya koyuldu

***

Mi Na Ga In’in evine gelmişti. Uzun süredir dersler yüzünden bu eve uğramıyordu. Ufak bir yokuşun tam tepesinde, harika bir Seul manzarası ve taraçası olan, küçük şirin bir evdi. Bahçesindeki nergisler ve sümbüller açmış, kokusu bütün evi doldurmuştu. Kokuyu derin derin içine çekerek TiVo’sa Ga In’in neler kaydettiğine bakıyordu.

“İnanmıyorum sana Ga In. Playfull Kiss’i mi kaydettin? İzliyor musun o diziyi?”

Ga In mutfakta hışımla içeri geldi, mahcup yüzüne bir gülücük kondurarak “İzliyorum ama sadece iki karakter için. Anne ve çakma Elvis. Yoksa başroldeki elemanda sen de, ben de nefret ediyoruz; biliyorum”

Mi Na of çekerek “Kişiliğini hiç bilmem ama oyunculuğunun bir odun kadar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten Tayvan versiyonu harikaydı; bizimkiler yapalım çekelim gitsin mantığıyla işlemişler. Reytingler de berbat”

“Boş ver M. Dediğim gibi iki karakter. Yoksa bir cacık olmaz. Ama kız sevimli kabul et”

Mutfaktan sıcak çikolataları almaya giden Mi Na “Evet sevimli. Ama sümsük ve yapışkan. Ariel Lin gibi. Bana biri öyle yapsa ağzına iki tane çakarım. Hele aptal dileyecek. Utanır mıyım hiç? Allah yarattı demeden, benden güçlü mü dinlemeden dalarım”

Ga In kahkaha atarak “Beraber dalarız emin ol. Batman ve Robin gibiyiz. Hatta sen Wonder Woman, ben de Storm. Gene hayal alemine daldım. Marvel benden sorulur, şimdi Tae Sub olsaydı burada, o da anime dünyasından bahsederdi, eminim. Sosyal otakum benim”

Mi Na’nın ısrarları üzerine iki arkadaş dalga geçmek için Playfull Kiss’i açtı ve koyu bir sohbete daldılar.

***

Elebits

Tae Sub bu güzel 22 Mayıs gününün öğle vaktini ana kampüste Nintendo DS’iyle oyun oynayarak geçiriyordu. Dün Ewon ile gezerlerken sonunda Elebits’in son oyununu alabilmişti. Şimdi keyfini çıkarma zamanıydı. Ewon oyuna baktıktan sonra Wii versiyonu daha güzel demişti. “İnsan davet eder, bir beraber oynayalım der di mi?” diye söylenmişti Tae Sub. Tam yeni bölüme geçeceği sırada biri DS’ini elinde aldı; çantasının içine attı. Bu Ewon’du ve yanında eski bir müzik çalar ile beraber gelmişti. Tae Sub tam ağzını açacakken, Ewon işaret parmağını dudağına koyarak onu susturdu. Daha sonra müzik çaların tuşuna basarak şarkıyı başlattı. Tae Sub anlamıştı; Ewon kaybetmiş olduğu iddiada istediği şeyi yapıyordu.

Şarkının müziğini duyduğunda daha da şaşırdığını bahsetti. Bu daha demin oynadığı Elebits oyununun şarkılarından biriydi: Infinity of Our Love’ı seçmişti Ewon söylemek için, Tae Sub en sevdiği şarkıyı.

>>>Elebits - Infinity of Our Love |||

Ewon kendinden beklenmeyecek bu davranışı sadece iddiayı kaybettiği için yerine getiriyordu. Karaoke olarak bu şarkıyı seçmesinin nedeni, dün Tae Sub’un bir Elebits hayranı olduğunu öğrenmesiydi. Japoncası yerine İngilizcesini söylemek istemişti. Ewon şarkıyı söylemeye başladığı anda kampüstekilerin gözlerini ilgiyle üzerine çekmişti. Bu durum umurumda değildi; kapalı bir mekânda sadece Tae Sub’a da söyleyebilirdi ama böyle olmasını istemişti. Hem şarkı bittiğinde onun da bir isteği olacaktı.

Tae Sub oldukça şaşırmıştı. Ewon’un böyle ince şeyleri düşünen biri olduğunu bilmiyordu. Özellikle bu şarkıyı seçmesi ve herkesin içinde söylemesi onu mutlu etmişti. Şarkı söylemeyi asla gerçekleştirmez diye düşünmüştü, şimdi ise sadece kendisine değil, bonus olarak 50 kişiye daha şarkı söylüyordu.

Ewon’un etrafı çemberle çevrilmişti. Güzel İngilizcesi ile Infinity Of Our Love’ı söylerken, onu dinleyen kızlar kendisine daha da hayran dolu gözlerle bakıyorlardı. Çemberin arkasında masanın üzerine çıkarak şarkıyı dinleyen biri vardı. Eliyle çenesini kaşıyarak Ewon’a bakan kişi Lion’du. Oldukça şaşırmış gibi görünüyordu.

“Dün bambaşka biriydi, bugün neler yapıyor. Kesinlikle çok garip biri” diye kendi kendine söylendi. Sonra da sıradan atlayarak çembere doğru ilerledi. Yardırarak en ön kısma kadar geldi, orada oturmuş olan Tae Sub’u gördü. Hemen yanına geçti “Selam Tae Sub. Senin beni bulman gerekirken ben seni buldum” diyerek güldü.

Tae Sub gözlerini Ewon’dan çevirerek Lion’a doğru yöneldi. “Haklısın Lion. Ama sonuçta birbirimizi bulduk. Nasılsın?”

Ewon şarkının sonlarına doğru yaklaşırken Tae Sub’u kendisini dinlerken değil, Lion’la konuşurken gördü. Birden şarkıyı bitirdi, müzik çaları kapadı. Hışımla yanlarına doğru geldi.

“Ben burada şarkı söylerken, bakıyorum sen dünkü dostunla koyu bir muhabbet içerisindesin” Laf sokmak istiyordu; yüklenmek istiyordu. Kendisine yapmış olduğu şey saygısızlıktı. Peki, sadece saygısızlık olarak adlandırdığı için mi kızgındı Ewon, yoksa bunun altında başka bir sebep mi yatıyordu?

“Ewon kulağım sendeydi ama” diye konuşmasına başladı Tae Sub “Gerçekten seni dinliyordum ve harika söyledin. İngilizcenin bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum. Benim için incelik yaparak özellikle bu şarkıyı seçtiğin için de ayrıca teşekkür ederim”

Tae Sub’un bu samimi konuşması Ewon’u yumuşattı. İlgili gözlerle eğilmiş kendisine bakan Lion’a yöneldi. “Burada da karşılaştık. Biraz sonra Tae Sub ve benle aynı sınıfta olduğunu da söylersin, tam olur.

Lion ayağa kalkarak aynı boyda olduğu Ewon’a olabildiğince yaklaştı. “Maalesef aynı sınıfta değiliz. Ben özel yetenek sınavı ile girdim bu okula. Ama Ewon gibi hukuk okuyup avukatta olmak isterdim hani”

Ewon neden sinir olduğunu bilmediği bu çocuğun yanlarında bitmesinden hoşnutsuzdu. Cebinden sigara paketini çıkardı; yakarak ciğerlerine oldukça derin bir nefes çekti. Şimdi gerçekten rahattı ve gitme zamanının geldiğini düşünüyordu.

“Ben gidiyorum o zaman Tae Sub. Ha, bu arada unutmadan, senden ufak bir isteğim var. Yakın bir zamanda sen de bana bu şarkının Japoncasını söyleyeceksin. Anlaştık mı? Lisede Japonca aldığından bahsetmiştin, senin için zor olmaz”

Tae Sub şaşırmıştı, Ewon’un böyle bir isteği olacağını düşünmemişti hiç. Lion devreye girerek “Şaşırma, yapamam da deme. Çünkü ben seni çalıştırırım, harika bir iş çıkartırsın ve şarkıyı da önce ben duymuş olurum. Süper değil mi?” diyerek Ewon’un sinirlerini bir kez daha zıplattı.

Ewon bu sefer yüzündeki sinirli ifadeyi saklayamamıştı. Ama arkası dönük olduğu için Tae Sub ve Lion bunu görmemişti. “Aynı “Oh Ha Ni” gibi, yapışık yahu” diye düşünerek adımlarını hızlandırdı. Sigarasını hemen bitirmişti, izmariti sinirden yere attı ve ayağıyla ezdi. İşi kalmamıştı artık kampüste.

Ewon gittikten sonra Lion yeniden Tae Sub’a dönerek “Doğum günü davetine geri dönelim. O zaman geliyorum ben de, anlaştık. Senle orada buluşuruz, olur mu? Şimdi dans provam var. Aslında ona da geç kaldım. Dinlemek ve seni görmek için durdum. Beni kendine benzetmeye başladın bile Tae Sub” diyerek koşmaya başladı.

Giderken dün söylendiği gibi bağırıyordu yine “Bu sefer bari doğum gününde sen beni bul, tamam mı?!”

***

Ga In partiye saatler kala kafeyi son kez inceliyordu. “Her şey tamam, geriye sadece konuklar ve doğum günü kızımız kaldı” Öğlen Mi Na’yı aramış ve kütüphanede anayasa hukuku sınavına çalışması gerektiğini söylemişti. Hukuk kütüphanesi kafeye çok yakın olduğu için 2 saat sonra onu arayacak ve gelmesini söyleyecekti. Plan mükemmeldi, bu akşam onları harika bir eğlence bekliyordu. Bir saat sonra W arayacak ve son kez teyit edecekti.

Ga In’in bulaştırmış olduğu Playfull Kiss’i izleyip Kim Hyung Joong’un oyunculuğuna lanet yağdıran Mi Na’nın telefonu çaldı. Arayan Ga In’di.

“Hey, nasılsın bakalım? Senden ufak bir isteğim var dostum”

Mi Na halsiz bir şekilde “Nedir?” diye sordu. Normalde Ga In doğum gününü asla unutmazdı. Parti yapabileceği aklına gelmişti ama en ufak bir ipucu belirtisi bile görememişti. Finaller yaklaşıyor diye unutmuş olabileceğini düşünmüş ve bunu kafasına pek takmamıştı. Ne de olsa ailesi hatırlamış ve arayıp biricik kızlarının doğum gününü kutlamıştı.

“Kütüphaneye gelebilir misin? Senden isteyeceğim ufak bir şey var. Anayasa hukukuna çalışırken basın bölümünde anlamadığım yerler var ve hoca en çok buradan soru geleceğini söyledi. Bende, benim çalışkan arkadaşım gelir bunu bana anlatır diye düşündüm”

Doğum günümde ders anlatma, aman ne güzel diye söylenen Mi Na “Neden olmasın? Zaten yapacak başka bir işim yoktu. 15 dakikaya oradayım. Görüşürüz”

Telefonu kapattıktan sonra Ga In “Bu da tamam” dedi ve kafenin içine doğru yürümeye başladı. Biraz önce de W aramış ve yarım saat sonra yola çıkacağını söylemişti. Davetliler çoğu gelmişti, hepsi heyecanlı ve mutlu bir şekilde şeref konuğunun gelmesini bekliyordu. Ga In etrafına bakındı ama Tae Sub’u göremedi.

“Ah, kesin yine geç kalacak. Mesaj atıp küfretmezsem içim rahat etmez” diyerek yeniden telefonuna sarıldı

***

W her şeyini hazırlamıştı. Şov esnasında üzerinde olacak olan giysileri özenle poşetlere yerleştirmişti. “Zaten üzerimden çok durmayacaksınız” diye giysilere laf atarak güldü. Şimdi çıkma ve partiye adını yazdırma zamanıydı. Arabasına atladığı gibi kafeye doğru ilerlemeye başladı.

***

Mi Na kütüphanenin önüne gelmişti. Etrafında nereye gittiğini bilmediği insan topluluklarına baktı. Hepsinin ayrı, bambaşka bir hayat hikayesi var diye düşündü. Zamanı olsa, hepsini öğrenmek, hepsini dinlemek isterdi. Yoğun düşüncelere dalmışken Ga In’in geldiğini gördü. Sarılan iki arkadaştan söze ilk Ga In başladı.

“İşimiz şu tarafta hatun” diyerek kafe yoluna doğru ilerlemeye başladılar.

“Sana basın hukuku anlatmam gerekmiyor muydu bakayım?” diye sordu Mi Na. Arkadaşının hiçbir şeyden şüphelenmemesini isteyen Mi Na hemen “Kütüphaneye gelmeden önce aşağıdaki kafeden kahve almıştım. Cüzdanımı orada unuttuğumu fark ettim ama. Önce onu gidip alalım, olur mu?” diye sordu. Mi Na’nın soruyu cevaplamasına fırsat vermeden “Hadi acelem edelim” diyerek arkadaşının koluna girdi.

Kafenin önüne geldikleri sırada Tae Sub’tan mesaj geldi. Bu sefer geç kalmadığını, her şeyin hazır olduğunu ve onları beklediklerini yazmıştı. Ga In hemen tamam, geldik bizde diye cevap vererek telefonunu cebine attı.

“Burası karanlık, bu saatte kapatmış olmaları imkansız” diye söylendi Mi Na. Neyse ki Ga In hazırlıklıydı, arkadaşının her türlü şüphelenmesini ortadan kaldıracak cümleleri vardı.

“Öteki yoldan gelmeliydik aslında. Bahçe tarafını kullanıyorlar ilkbaharda. Bakalım buradan giriş var mı? Hadi” diyerek Mi Na’yı içeri yönlendirdi.

Kafenin içinde göz gözü görmüyordu. Ga In, hemen Mi Na’nın yanından ayrıldı. Işıkların yanına giderek gizli mesaj olan “hadi” kelimesini söyledi ve ışıkları açtı. Bu sırada aynı anda 60 kişi birden sürpriz diye bağırmaya başladı. Hemen akabinde iyi ki doğdun Mi Na’yı seslendirmeye başladılar.

Mi Na şaşkındı, böyle bir şeyi bekliyordu ama bu kadar özen gösterileceğini hiç düşünmemişti. Elini ağzına götürdü, gözleri mutluluktan dolmak üzereydi. Ağzından “Siz, siz harikasınız. Ço.., çok teşekkür ederim” kelimeleri çıktı.

Hemen Ga In ve Tae Sub gelip sarılarak doğum gününü kutladılar. Tae sub’un muzipliği üzerindeydi. “Gördün mü 21 oldun?” diye şakalaşıyordu. Mi Na hemen en yakın arkadaşına dönerek “Hepsini sen yaptın değil mi? Canımsın benim” diyerek boynuna sarıldı.

“Bu kadarı elimden geldi ama uğraşmaya kesinlikle değdi. Hem Tae Sub’ta oldukça yardımcı oldu. Daha da sürprizlerimiz var sana, hazır ol!” diyerek cep telefonuna yöneldi. Bir mesajı vardı. W, geldiğini ve içerideki küçük odaya geçtiğini yazıyordu.

“Eğlence başlasın artık! DJ bile tuttuk senin için, bu gece karanlık tarafa geçiş yapacağız” diyerek bu güzel akşamı başlattı.

        >>>Tami Chynn – We Don’t Mess |||

Neredeyse Mi Na’nın bütün arkadaşları partideydi. Lisedeki arkadaşları, şimdiki sınıf arkadaşları, geçen yaz çalıştığı animatörlük şirketindeki insanlar ve diğerleri. Çok mutlu hissediyordu, üzerindeki enerjiyi tamamen atabilecekti.

Ga In o sırada hemen W’nun bulunduğu küçük odanın kapısını çaldı. Girin kelimesini duymadan pat diyerek içeri girdiği için W’yu yarı çıplak gördü. Utanan kişinin Ga In olması gerekirken, üzerinde çıkarmış olduğu tişörtü tutan eskortumuzdu.

“Vücut oldukça iyiymiş gerçekten de. Fotoğraflardan daha iyi hem de”

W, utan bari biraz diye düşünürken bir yandan da kıyafetlerini giymeyi tamamlıyordu “Bu iş için iyi vücut şart. Beni seçmenin en büyük nedenlerinden biri de bu vücut değil mi?”

Ga In dik dik baktıktan sonra “Aslında başkasını seçmiştim ama mazereti vardı”

W dişlerini sıkarak “Evet, asabiymiş” deyiverdi. Sonra da neden böyle bir şey dediğini düşündü.

Ga In talimatları vermeyi sürdürüyordu. “1 saat sonra çıkacaksın tamam mı? Ben gelip haber vereceğim. İstersen hemen giyinmeseydin. Partiye karışabilirdin. Yine gelebilirsin, sadece doğum günü kızımız Mi Na’ya görünme yeter”

W kızın yüzüne dönüp konuşmuyordu bu sefer. Ewon’u seçtiğini yeniden vurgulaması hoşuna gitmemişti “Bakarız, şimdi biraz dinleneceğim”

Ga In kapıya doğru ilerlerken “Sen bilirsin. Benim için ise, şimdi eğlenme zamanı”

***

Tae Sub, partide Mi Na ile dans ederken aklı Ewon ve Lion’daydı. İkisi de daha gelmemişti, doğal olarak nerede kaldıklarını merak ediyordu. Belki de kafeyi bulamadılar, olmadı birazdan mesaj atarım diye düşünerek Mi Na’ya sarılıp dansına devam etti.

İki caddenin birleştiği noktada motosikletler görüldü. Ewon’un motor tutkusundan anlaşılan Lion’da da vardı. Harley’inin gazına iyice basarak tüm hızıyla kafeye doğru ilerliyordu. Caddenin birleştiği noktada biraz gerisindeki motor dikkatini çekti, sürenin Ewon olduğunu hemen anladı. Daha önce motorunu görmüştü, kişisel modifiyesinden hemen tanıdı. “Bari o da beni tanısın” dedikten sonra yanında ilerleyen motora doğru kaskını çıkardı.

Ewon yanında son sürat ilerleyen motoru sürenin Lion olduğunu görünce ufak çaplı bir şok yaşadı. “Her yerde bitiyor .. biti” diye bağırmak istiyordu. Üzerine gidip ezmeyi bile düşündü. Bu çocuktan neden nefret ettiğini ise tam olarak bilmiyordu. Yapay geliyordu gülümsemesi, sahtekâr bir yüzdü onunki. Motorunun gazına bastı, önden kendisi gitmeliydi.

Artık ikisi içinde kafeye gitmek önemli değildi. Önemli olan, kafeye kimin ulaşacağıydı. Yolda tehlikeli zikzaklar çizerek ilerleyen iki motoru gören diğer sürücüler delirmiş olmalı bunlar diye düşünüyordu. Ölüm yarışı haline gelmişti. Hız sınırının limitine dayanmışlardı. Ewon’a kalsa geçerdi ama radara yakalanmak istemiyordu. Partiyi nezarethanede yapardı yoksa.

Kafeye iki kilometreden az bir mesafe kalmışken Lion, hızını yavaşlattı. “Neden ona ayak uyduruyorum ki, bu saçma yarış neden?” diye düşündü. Yavaşladığı için kafeye ilk ulaşan Ewon olmuştu. Lion gelene kadar bekledi, vardığında ise ona imalı bir kafa sallayarak içeri girdi.

Lion motoru park ederken arkasından bağırdı “Havacı seni”

***

Partide eğlence doruklardaydı. İçkiler içiliyor, karaoke şarkılar söyleniyor, çılgıncasına danslar ediliyordu. Lion içeri girdiğinde “Kendimi Gossip Girl’ün her bölümünden yapılan partilerden birinde gibi hissediyorum şu an” cümlesini kurdu. Her şey kusursuzdu, çok iyi çalışılmış olmalıydı. Onun hedefi Tae Sub’u bulmaktı. Almış olduğu hediyeyi, köşede duran ve üzerinde yaldızlı harflerle hediye ağacı yazan ağacın altına koydu ve Tae Sub’u bulmak için partinin ortasına daldı.

Mi Na dj kabininde kendi sevdiği şarkıları partisine gelen arkadaşları için çalarken Tae Sub’un bağırmasıyla gülmez krizine girdi. “Mi Na Van Buuren, kopar bizi!” Lion bağıran kişinin Tae Sub olduğunu hemen anlamıştı. Sesin geldiği yöne doğru ilerleyerek sonunda onu görebildi. Hemen sinsice arkasına yaklaştıktan sonra birden sarılacak “Sonunda buldum seni” diye seslendi. Tae Sub arkasını döndüğünde bir an Lion’u Ewon sanmıştı. Ama hemen Ewon’un asla böyle bir şey yapmayacağını getirdiği için bu deri ceketlinin Lion olduğunu anlamıştı.

“Sonunda gelebildin. Normalde hep ben geç kalırdım” Lion Tae Sub’un saçlarını karıştırarak “Evde Kaichou wa Maid-sama izliyordum. Zamanın nasıl geçtiğini unutmuşum. Tabi benden bir Usui olmaz. Partiye bile geç kalıyorum gördüğün gibi” diyerek otuz iki dişini birden gösterdi.

Tae Sub daha sonra Maid-sama sohbeti yapmayı aklının bir köşesine kaydederken “Hadi ne duruyoruz? Eğlenelim o zaman” diye seslendi. “O zaman bu dansı bana lütfeder misin? Tepinsen bile olur. Karşımda dur yeter”

“Lion iyi dans ederim ama. Sonra bu dediklerine pişman olma”

Dans pistine doğru ilerlerken Lion “Görelim o zaman. Van Buuren’imiz tam pop çalıyor. Sallayalım”

İkili dans pistine doğru ilerlerken kendine 70’lik biraz alan Ewon kısık gözlerle onları seyrediyordu

***

Parti tam gaz devam ediyordu. Bir saat önce başlamıştı ve şimdi W’nun sahneye çıkma zamanıydı. Ga In hemen küçük odaya giderek W’ya haber verdi. Mi Na’nın böyle bir gösteriye ne tepki vereceğini gayet iyi kestirebiliyordu. Beğenecekti, hem de oldukça sevecekti. Çünkü kendisi gibi sıra dışı eğlenceleri kapısı her zaman açık olmuştu. Sahneye çıkıp mikrofonu eline aldı ve seslenmeye başladı

“Bir dakikanızı rica ediyorum. Hey, buradayım ve görünürüm. Beni dinleyin yoksa çirkefleşirim!” Millet dansı bırakmış, bütün gözler Ga In’e çevrilmişti “Hah, şöyle. Arkadaşlar şimdi ufak bir sürprizimiz var doğum günü çocuğumuza. Mi Na’yı alkışlarla sahneye almak istiyorum”

Alkış sesleri arasında Mi Na sahneye çıkıp Ga In’in yanına geldi. “Şimdi bu sandalyeye oturmanı ve gözlerini bağlamanı istiyoruz” Meraklı bir şekilde sandalyeye oturan Mi Na’nın gözleri bağlandı ve büyük bekleyiş başladı.

Ewon sahnede ön sıralara gelmişti. W, kendisini gördüğü sıradan ne gibi tepki verecekti ama? Profesyonel o da, eminim hiçbir şey olmamış gibi şovuna devam edecektir diye düşünüyordu.

>>>Faded – Soul Decision |||

Perde açıldı ve sahneye polis kıyafeti giymiş yakışıklı bir genç girdi. Birden müzik değişti ve sahnenin ortasına bir direk çıktı. Herkes ne olduğunu anlamıştı, bu bir striptizciydi ve Mi Na’ya özel bir şov sunacaktı. Belki de bir kucak dansı, kim bilebilir? Birden alkışlamalar, ıslıklar oldukça yükseldi, kulak zarları bu duruma isyan etti. Herkes coşmuştu, içki su gibi gidiyordu ve eğlence ise tam olarak yeni başlıyordu.

Mi Na bu kadar sesin neye yapıldığını iyiden iyiye merak etmişti. Aniden bir el kendisini ayağa kaldırdı, arkasında biri vardı ve elleri belinde geziyordu. Nefesini kulağında hissediyordu “Partinin doruk noktasına hoş geldin” dedi gizemli ve kişi gözümdeki kumaşı çıkardı. Hemen arkasını dönen Mi Na gördükleri karşısında şok oldu. Kendi yaşıtı olan yarı çıplak biri karşısında soyunuyordu. Ga In’e doğru döndü, bu ne lan hareketi yaptı. Arkadaşı eğlenmene bak, sadece senin için diye bağırıyordu.

Gülmekten yorulduğunda “iyi de para vermişlerdir, bari keyfini çıkartayım” diyerek soyunmasına yardım etmeye başladı. Islıklar daha da yükseldi, herkes “Hepsini, hepsini” diye bağırıyordu. W, Mi Na’yı sandalyeye yenide oturttu ve bu sefer üzerine çıktı. Kucak dansı yapıyordu. Partiye gelen kızların kıskanç bakışları Mi Na’nın üzerindeydi. Herkesin keyfi yerindeydi. İşte tam o sırada W, Ewon’u gördü. Elindeki biraz şişesini havaya kaldırıp kendisine selam verdi Ewon. “Bu pisliğin burada ne işi var” diye düşünen W, dansına devam etti. Kendisi profesyoneldi, böyle basit bir olay onu bocalayamazdı.

Şovun sonlarına yaklaşırken Mi Na W’ya tamamen çıkarmaya gerek yok hareketini yaptı. Odasına gittiği sırada eğer ellerini çapraz yaparsa, üstündekileri tamamen çıkartmaması gerektiğini anlayacaktı W. Şimdi Mi Na’nın boynuna doğru hamle yapmadan önce Ga In’i başıyla onayladı ve final hareketini yapmaya doğru adım attı.

Lion, Tae Sub’la beraber şovu izlerken kulağına doğru eğilerek “Bir an ben de çıkıp yapmak istedim. Oldukça keyifli duruyor” diye seslendi. Tae Sub bu cümleyi duyduktan sonra “Sen de benim gibi delisin, buna kesinlikle karar verdim” diyerek cevap verdi.

Ewon, W’nun şovlarını izlemeyi seviyordu. Yiğidi öldür hakkını yemen unsurunu göz önüne alarak, gerçekten sahnede şu anda çok iyi bir iş çıkartıyordu. Tae Sub, Lion ve Ga In’in yanına doğru gitti, ara sıra kendisi de eğlenmeliydi.

W polis kıyafetini üzerinden çıkarmıştı. Şimdi sıra ceza zamanıydı. Çıkarmış olduğu kemeriyle Mi Na’ya şaplak atmaya başladı. Ga In sana soracağım bakışlarıyla Mi Na, kahkaha atıyordu. Daha sonra yüzleri birbirine yaklaştı, gözlüğünü çıkar W, Mi Na’ya “Umarım eğlenmişsindir. Sana keyif vermek bugünkü işim” diye söyledi. Mi Na zar zor kahkahalarını gizleyerek “İlk başta biraz utanmıştım, ama ortama çabuk uyum sağladım. Harikaydın diyebilirim” diye seslendi. W hazır cesareti almışken bu güzel kıza denmemesi gereken bir cümle kurdu “İstersen partiden sonra bende devam edebiliriz eğlenceye. Yatağım çift kişilik” Mi Na’nın gülümsemesi kayboldu. W’nun ellerini üzerinde çekti ve geriye çekilerek sinirli bir şekilde “O kadar uzun boylu değil. İşini yaptın o kadar” dedi.

Oldukça şaşıran W, durumu toparlamaya çalıştı “Sen de istiyorsun sanmıştım. Dememiş say, kusura bakma. Gidiyorum, işim de bitti” dedi. Yerdeki elbiselerini aldıktan sonra arkasından Mi Na’nın sesini duydu “İyi olur”

Arkadaşlarının yanına dönen Mi Na ciddi suratına hemen bir neşe getirdi. Anlamalarını istemiyordu. Ga In heyecanla yanına gelerek “Güzeldi değil mi? Bol bol eğlenmiş olmalısın. Burada bekleyin, parasının kalanını verip hemen geleceğim”

Mi Na hemen devreye girerek “İzninle ben vereyim Ga In. Hem bir şey diyecektim. Olur değil mi?” diyerek arkadaşının elindeki parayı alarak çıkışa yöneldi.

Parti yeniden başladı, bu sırada Lion, herkesin içinde Tae Sub’a dönerek “Yarın konser salonu bize ait. Grup çalışmam olmasan önce bir saat çalışabiliriz ve uygun olduğunu biliyorum. O yüzden kabul etmiş sayılıyorsun” dedi.

Tae Sub her şeyi halleden en yeni arkadaşına mutlu gözlerle bakarak “Tamamdır. Yarın seslerimiz melodilerle şenleniyor” dedi.

Ewon’un ekşi suratı dâhil herkes dans pistine geri döndü yeniden dans etmeye başladı.

***

W arabasının kilidini açtı, sürücü koltuğunda Ga In’i beklemeye başladı. Bir an önce parasının kalanını alıp gitmek istiyordu. “Neden öyle bir şey dedim ki? Ne gerek vardı böyle bir şeye” diye söylenerek kendi kendine dövünüyordu. Bu sırada çıkış kapısında gölge gördü, Ga In’in geldiğini düşünerek ayağa kalktı.

Gelen kişinin yüzü belli olduğunda W, bela geldi diye düşündü. Ga In değil, Mi Na gelmişti. Elindeki 50 doları W’ya uzatarak iyi akşamlar dedi. W, arabasına binmek için arkasına dönmüşken “Ha, bir saniye bakar mısın? Bir şey unuttum” diye seslendi. W, arkasını döndüğü gibi sağ dizine oldukça sert bir tekme yedi. Tekmenin şiddetiyle dizinin üzerine çöken W, “Acıdı be!” diye bağırdı.

“Daha beterini yapmadığıma şükret. Ahlaksız teklifinin cezasız kalacağını mı unuttun. Git müşterilerini mutlu et sen, ucuz insan” diye söylendikten sonra partiye geri dönmek için kafeye doğru yürümeye başladı.

Mi Na partiye geri döndüğü sırada gülüyordu. “Bir Şehrazat bile olamadım, ona üzülüyorum” diyerek kendi kendini güldürüyordu.

Acıyla kıvranarak kendini arabasının içine atan W ilk topuklu ayakkabının tadına bakıyordu. Hak ettiğini düşünen iyi yanının aksine pislik kız diye düşünen kötü tarafı ağır basıyordu. Gaza bastığı gibi kendini evine atmak için yollara koyuldu.

Han Mi Na 21. yaşına işte böyle girmişti.

>>>Nine Muses – No Playboy |||

3. Bölüm Sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …