Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı | 2. Bölüm

Geek Dünyası..

1. Bölüm

Oyuncular..

|||

2. Bölüm

Yeni bir duruş, yeni dokunuş..

--- >>>Secret feat. Baek Chan of 8eight – Do Better! ||| ---

Otobanda son hızla giden BMW Z4’ün sürücüsünün acelesi var gibiydi. Merak yavaş yavaş içini kemirmeye başlarken, normalde yakın olan ajansın yolu W’ya çok uzakmış gibi geliyordu. Direksiyonun başında “Kim olabilir benim dengim?” diye söyleniyordu. Dişiyle, tırnağıyla, bir o kadar da vücuduyla tepe noktasına ulaşmıştı. Neden telefonda konuştuğu bir kızın sözlerine bu kadar takmıştı? Aslında W’nun birileriyle eşit olmasına kafayı takması gibi bir durumu pek yoktur. O, sadece ve sadece bir kişi ile eşit olmak istemiyordu. Ve içindeki küçük piç, sürekli onun adını sayıklayıp duruyordu.

***

Kampüsün doğu bahçesinde Samsung dizüstü bilgisayarı kucağında, dünden beri en az 50 kez bakmış olduğu profile bakıyordu Ga In. F5’e her bastığında görmüş olduğu fotoğrafların başkasına ait olmasını diliyordu. Nasıl olurda Ewon bir eskort ajansında çalışabilir mi? Derslerde aldığı uykularının acısını geceleri başka başka insanların yanında çıkarıyordu demek. Şaşkınlığını gizleyemiyordu, ama bir yandan da hak veriyordu. Bu kadar güzel bir yüz için uygun bir meslek! Eminim derecesi de iyidir diye düşündüğü sırada ziyaretine Mi Na geldi.

“Güzelimiz neye gülüyor acaba? En yakın arkadaşıyla paylaşabilir mi?

Mi Na’nın sesini duyan Ga In hemen bilgisayarının ekranını kapadı ve en usta olduğu yola başvurdu: Yalana!

“Geçen ders hoca sınıfta sevmediğim bir çocuğa soru sordu. Bilemeyince de feci parladı. Aklıma geldikçe gülüyorum. Bu arada hoş geldin M, hangi rüzgâr attı seni kampüsün bu tarafına?”

Mi Na Arkadaşının yanına bağdaş kurup gerindikten sonra “Rutin gezimi yapıyorum. Biliyorsun finaller yaklaşıyor. Böyle rahat rahat yürüme olaylarımız olmayacak artık”

Mi Na finalden bahsedince Ga In’in yüzü ekşidi. “Hey, limon oldun yine! Merak etme, her zaman geçmedin mi?”

Ga In beni ne kadar iyi tanıyor diye düşündükten sonra “Sınavlardan nefret ediyorum. Sorun çalışıp çalışmamak değil. Öğrencilerin bilgilerinin sınavla ölçülmesine karşıyım ben. İsyanım buna”

“İsyankar arkadaşım benim! Tek kişilik eylemlerine uzun bir ara vermiştim. Finalleri kaldırın yazılı pankartların il sınırına girdi, yakındır dersek doğru mu demiş oluruz?”

Bu lafına Ga In sesli bir kahkaha attıktan sonra “Eylemlerin bitmeyecek biliyordun. Burası özgür bir ülke. Gerekirse tek başıma yumurta atarım. Sesimi duyurdum, duyurmaya da devam edeceğim!”

Mi Na terini soğutmamak için ayağa kalktı ve arkadaşına dönüp “Tek kişilik filarmoni orkestram benim. Seni seninle bırakıp, yürüyüşümü bitirmeye gidiyorum”

“Bitir bitir. Ben de münazara ile ilgili son rötuşları yapacağım. Biliyorsun, yarın büyük gün” Ga In içinden ise asıl büyük gün 2 gün sonra olan senin doğum günün Mi Na diye geçirdi.

“Ah, haklısın. Sonunda Lee ile tanışacağım. Görüşürüz limon”

Mi Na sakura ağaçlarının altına doğru ilerlerken Ga In bağırarak eklemeden duramadı: “Ve uyuyan yakışıklıyla da”

Daha sonra bilgisayarının ekranını açtı ve son kez üzeri simli, yarı çıplak Ewon’a bakıp iç geçirdi.

***

Geç kaldım, geç kaldım. Kesecek beni!!!

Tae Sub klasik geç kalmalarından birini daha yaşıyordu. Aradaki ufacık fark ise, bu sefer beklettiği kişi sınıfı değil, Ewon’un kendisiydi. Sınıfta daha önce doğru düzgün muhabbetleri olmadığı için, Tae Sub, Ewon’un nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordu. Saat ikide merkez bahçedeki masaların orada buluşuyoruz diye, kimseye sormadan mesaj atmıştı Ewon. Tae Sub acaba numaramı nasıl buldu diye bile düşünmemişti. Şimdi saat ikiyi çeyrek geçiyordu ve giriş kapısını daha yeni görüyordu.

“Belki bir yerlerde yine uyuyup kalmıştır. Bu sayede ben erken varırım, olay da çıkmaz” diye düşünürken önündeki masada elinde bir tomar kağıtla Ewon’u otururken gördüğünde “Şimdi sıçtık” dedi. Nefes nefese kalmıştı, soluklanması gerekiyordu. Çantasının kenar gözündeki pet şişeyi tam kafaya dikecekken Ewon’un kendisine dik dik baktığını gördü. Yutkunma sesi uzaklardan bile duyulmuş olabilirdi. Gözlerini avına dikmiş bir panter edasıyla bakıyor, kızgınlığı her halinden belli oluyordu. Tae Sub hep Ewon’u sağı solu belli olmayan bir çocuk olarak görmüştü. Geçen haftaki ani çıkışıyla da bu teorisini kanıtlamıştı. Ewon’un işaret parmağı kalktı, Tae Sub’a gel gel, hayatına bay bay edasıyla hareket etti. Suyunu içmediği halde boğazının kuruluğunu unutan Tae Sub, masanın yanında gidip oturdu. Hemen söze başlaması gerekiyordu.

“Ben.. be..”

“Şişt şişt şişt.. Gereksiz yere kafa şişiren mazeretler dinlemek istemiyorum!”

Tae Sub ne diyeceğini bilemedi. Hiç geç kalmamış gibi dokümanlarını çıkarıp çalışmaya mı başlamalıydı? Yoksa en azından geç kaldığı için bir özür mü dilemeliydi. İkinci şık daha makuldü ve bir kez daha açtı ağzını.

--- >>>Bois – Scar ||| ---

“Geç kaldığım için özür dilerim!” Çok hızlı söylemişti. Laflarını yine ağzına tıkayacağından şüphelenmişti. Bir kez daha boğazının kuruduğunu hissetti, çantasının yan gözüne yine elini daldırdı. Bu sefer pet şişeyi yerinde bulamadı. Her şey hızlıca geliştiği için yerine koyamamış, şişeyi yere düşürmüştü. Etrafında bakınırken Ewon, Tae Sub’un kafasından tuttu, saat dokuz yönüne çevirdi. Şişe oradaydı. Tae Sub alıp çöpe attıktan sonra masaya geri döndüğünde açılmamış bir pet şişe gördü. Ewon’a baktı, ama onu harıl harıl bir şeyleri not alırken buldu. Kana kana suyu içti, dünyaya yeniden geldiğini hissetti.

“Teşekkür ederim Ewon!”

Ewon bu teşekküre cevap bile vermedi. Tae Sub’un bozulduğu gördüğü sırada ise ağzından “Notlarını çıkar. Bir an önce şu sunumu bitirelim, işlerim var” cümlesi döküldü. Tae Sub çantasından evde özenle hazırlamış olduğu yedi sayfalık notları masanın üzerine koydu. Onun az ama öz (kendi düşüncesi) notlarına karşın Ewon’un önünde bir tomar kağıt duruyordu. Tae Sub’un içinde o an laf sokma isteği kabardı. Alev alev yanıyordu, kesinlikle söylemeliydi.

“Ewon, iki sayfalık bir hikaye için bu kadar not getirmek biraz abes değil mi? Kendini yormuyor musun”

Ewon önce muhatap olmak istemedi, ama sonra yenik düştü. “İşimi garantiye almayı seviyorum. Özellikle de partnerlerime güvenmediğim zamanlarda!”

Bu sözün üzerine Lee’nin parlaması gerekiyordu ama ağzından nedense sadece “Haklısın” kelimesi çıktı.

İşte o anda ilk defa içten bir şekilde Ewon Tae Sub’un yüzüne baktı.

***

W, ajansın otoparkına hızlıca arabasını park etti. Asansöre doğru yöneldiğinde üstünü düzeltti, bakışını dikleştirdi. Telefondaki kızın patronu Ma Nuk Yan ile konuştuğuna adım gibi emindi. 4. Kata geldiğinde adımlarını direkt lüks kapıya yönlendirdi. İçeriden çeşitli sesler geliyordu. Tam kapıyı çalacağı sırada birileri diğer tarafta kendinden önce davrandı, kapı ardına kadar açıldı. İki adamın çıkışını izleyen W, odanın boş olduğunu görünce içeri girdi ve patronunun karşısına dikildi.

“Bak bak bak. Kimleri görüyorum. Sevgili W, işin olmadığı zamanlarda pek gelmezdin sen buralara. Hayrola?”

Kadının imalı sözlerine aldırış etmeyen W, tamamen ego tatmini sorununa odaklanmıştı. Eğer ki, eğer ki Ewon olduğunu düşünmeseydi, gerçekten böyle saçma bir durum umurunda olmazdı.

Derin bir iç çekti ve “Birisinin hastalandığını ve yerini benim almam gerektiğini öğrendim. Hem de benle eşit olan birinin yerini. Şimdi, bu hasta olan kişinin kim olduğunu öğrenebilir miyim Nuk Yan?”

Patronu parmağındaki elmas yüzüğüyle oynarken W, gözlerini sabit bir şekilde kendisine dikmişti. “Hasta olan biri yok aslında. Sadece yapmak istemedi, bu aralar başka planları varmış. Bir nevi benden izin aldı. Ama böyle diyemediğimiz için hastalandı dedik”

Merakı iyice artan W “Peki ama kim bu? Öğrenmek istiyorum!”

Birden arkasında duymak istemeyeceği o insanın sesini duydu “BENİM!!!”

Ewon, Tae Sub ile olan sunumunu bitirmiş ve izin planını onaylatmak için ajansa geçmişti. Bu süre zarfında W ile karşılaşmayı beklemiyordu. Birbirinden nefret eden iki insan aynı odada soluk alması, odadaki havanın soğumasının nedeniydi. Yan yana gelmemek için özen gösterdikleri halde, kader onlara muzip oyunlar oynuyordu.

Benim diye seslendikten sonra Ewon devam etti. “Bakın, kim gelmiş? Wendy. Görmeyeli değişmişsin. Kolların mı sarkıyor ne?“

Yılan gibi tıslayan W “O sözleri yutmak istiyorsun sanırım Ewon. Ya da uykucu mu demeliyim? Seks esnasında bile uyuyakaldığını konuşuyor insanlar!”

Bu sözü üzerine muzipçe gülen Ewon “Uyurken bile işimi tam yapıyorum ama Wendy. Sen ise benim artıklarımı iş olarak ele alıyorsun. Ben de “o” insanlardan bunu duydum”

Ellerini yumruk haline getirmiş olan W, anca Ewon’un suratında patladığı zaman rahatlayabilirdi. Bu iki insanın neden birbirlerinden bu kadar nefret ettikleri ise büyük bir sırdı. Geçmişte bir olay yaşanmıştı, ama kimse ne olduğunu bilmiyordu. İkisi arasındaki büyük bir sır yumağı gibiydi. Etten duvarlarla korunan, hiç adı ağza alınmayan..

W, Ewon’a pisliğe bakar gibi bir bakış fırlattıktan sonra yanına gitti. İşaret parmağıyla Ewon’un göğsüne vura vura “Senle ben hiçbir zaman eşit değiliz. Bunu anladın mı? Hiçbir zaman eşit değiliz. Asla da olmayacağız” diye söylendi.

Ewon, değişik huylarından birini gerçekleştirerek W’nin işaret parmağını tutup yaladı ve “Bu bildiğin gibi ilk uyarımdı Wendy. Bir dahaki durumda o parmağı ısırırım, kopartıp atarım” diyerek arkasını döndü ve odadan çıktı.

Bütün olup bitenleri hayranlıkla seyreden Nuk Yan “Aranızdaki kimya mükemmel, mükemmel. Sizin gibi harika iki çalışana sahip olduğum için çok şanslıyım ben” diye söylenmekle meşguldü. W, çıkarken odanın girişindeki sandalyenin üzerinde duran dergilerden birini patronunun suratına doğru fırlattı. Kapıyı hızlıca kapadı, yeniden asansöre yöneldi. Adımlarını atarken aklında “nefretimsin Ewon Il” kelimeleri geçiyordu

***

21 Mayıs – Yonsei Üniversitesi

--- >>>BoA - Hurricane Venus ||| ---

Münazara için her şey hazırdı. Ga In büyük bir titizlikle uğraşmış ve meyvelerini almıştı. Alan mükemmel gözüküyordu. “Doğum günü partisi de böyle harika olursa, kesinlikle organizasyon şirketi kuracağım” diye düşündü. Şimdi geriye kalan tek şey münazarada karşılaşacak öğrencilerin gelmesiydi. İlk olarak Tae Sub gözüktü. Elinde küçük bir kutu ile Ga In’in yanına geldi.

“Hem organizatör, hem katılımcı. Bu kadar çok yönlü olmana bayılıyorum” diyerek arkadaşına sarıldı. Ga In, Tae Sub’u her gördüğünde iyi ki arkadaş olmuşuz diye düşünürdü. Harika anlaşıyorlardı, zevkleri benzerdi ve en önemlisi Tae Sub mükemmel bir dinleyiciydi. En çok bu özelliğini seviyordu.

“İşte bu küçük hediye, bugünün kahramanına'” diyerek elindeki kutuyu uzattı.

Ga In mutlu bir şekilde gülerek “Hiç gerek yoktu. Dediğim lafa bak. Açalım hemen. Çok teşekkür ederim”

“Büyük bir arkadaşa, küçük bir hediye. Ama beğeneceğini tahmin ediyorum” diyerek Ga In’i yine cümleleriyle mutlu etmişti Tae Sub.

Kutunun içinde yusufçuk uçlu bir kolye çıktı. Ga In’in neleri sevdiğini iyi bilirdi. Kolyeyi gördüğünde yüzünün aldığı ifade kesinlikle hedefi 12’den vurduğunu gösteriyordu.

“Yusufçuk almışsın. Süper. Yalnız bu gündüz geldi, gece değil” diyerek güldü Ga In.

“Oha. İğrenç espriler yapma yahu” diyerek, Tae Sub tepkisini koydu. Ga In’in saçlarını geriye savurdu, kolyeyi boynuna taktı. “Bugün şans getirsin ve biz kazanalım”

Bu sırada münazaradaki öğrencilerin sahnede yerlerini almalarını söyleyen anonsu duydular. Harekete geçtikleri sırada Ga In, Mi Na’nın nerede kaldığını merak etti ve mesaj atmak için cebinden telefonunu çıkardı.

***

Mi Na üniversiteye 10 dakika uzaklıkta, berbat bir trafikte otobüsün içinde tıkılıp kalmıştı. Gram ilerlemiyordu trafik. Sanki hayat ona bir oyun oynuyordu. Hep istediği şeyleri zamanında yapamazdı. Zamanında Ga In ile beraber eve çıkamadı, uygun zamanlarda erkek arkadaşı olmadı ve şimdi yine zamanında münazaraya yetişemiyordu. “Yeni Tae Sub ben olacağım bu gidişle” diye söylendi. Bu sırada telefonu çaldı. Mesaj gelmişti. Atan Ga In “Biz yerlerimizi almak üzereyiz. Başlamasına çok az kaldı. Neredesin?” diye yazmıştı. Hemen “Trafik var. Ama şimdi iniyorum. Koşarak geleceğim” diye cevap yazdı. Otobüsün düğmesine bastı, inip “topukları hızlandırma zamanı” dedi.

Mi Na koşarken klasik bağırmalarını da eksik etmiyordu: “Diyette neymiş. Bu gidişle Victoria beni kıskanacak”, “Yumurta kapıya dayanmadan bir yere de yetişeyim artık”, “Elvan’a döndüm iyice, yeter ama!” diye söylene söylene, üniversiteye doğru koşmaya başladı.

***

W da trafikte sıkışıp kalmıştı. Ewon ile atıştıktan sonra arabasına atladığı gibi gaza basmak istemişti. “Boktan bir gün” diye üstü açık arabasından dışarıya doğru bağırdı. Hız limitlerini aşması gerekirken, kaplumbağaya dönmüştü. Radyo istasyonlarını karıştırırken gözü kaldırımda koşan kıza ilişti. “Bugünlerde ne kadar çok koşan kız görüyorum. Herkesin acelesi var, keşke yer değiştirmiş olsaydık” diye söylendi. Bunları düşündükten sonra aklına Secret Garden geldi ve güldü. Arabanın içinde yapacak hiçbir şey olmadığı için, ikide bir gereksiz yere kornaya basıp gülmeye başladı. W’nun çocuksu yönlerinin ender ortaya çıktığı zamanlardan biriydi bu Seul’deki öğle üstü.

***

Mi Na münazaranın yapıldığı açık sahneye yöneldiğinde öğrenciler kendilerini tanıtmaya başlamıştı. “Ah, hiçbir şey kaçırmadım. Şimdi soluklanma zamanı” diyerek yer minderlerinden birine kuruldu. Ga In’e mesaj atıp yerini belirtti. Sonrasında ise bir göz kırpma aldı. Ga In, yanındaki çocuğu işaret ediyordu. Anlamıştı, bu Tae Sub’tu. İçinden “hoş çocuk dedi, yüzü güleç.. Bizimki gibi bir deliyle de iyi anlaşabildiğine göre, mükemmel biri olmalı”

Düşüncelere daldığı sırada münazara başladı. Tae Sub düşüncelerini yine güleç bir şekilde aktarırken, sıra Ga In’e geldiğinde konuyu o kadar bir dominant bir şekilde savunmaya başladı ki, karşı takımda ürperti belirtileri ortaya çıktı. Bir masaya yumruğunu vurmadığı kalmıştı. Sanki tak tak tak, hatta bizim de değil, sadece benim düşüncelerim doğrudur gibi bir edayla sert sert savunma yaptı. Konuşması bittiğinde ise yüzünde beliren gülücük, bu biraz önceki kız mı sorusunun ortaya çıkmasına neden oldu.

Sonunda münazara bitti, Ga In ve Tae Sub’un takımı kazandı. Kazanmalarındaki aslan pay tabi ki de Mi Na’nın yakın arkadaşınındı. Sonunda üçlü bir araya geldiğinde Ga In tanıştırma faslına geçti.

“Tanıştığıma gerçekten memnun oldum Tae Sub. Bizimkine uzun zamandır söylüyordum ama kısmet bugüneymiş”

Tae Sub gülerek “Ben de memnun oldum. Aynı şekilde söylüyordum ama nedense kaçamak cevaplar veriyordu. Hatta bu paylaştığımız ilk şey olsun, bir ara küçük çocukların hayali arkadaşları olur ya, seni öyle biri zannettim”

Ga In araya girmek istedi ama Mi Na’nın kahkahaları onu durdurdu. Kendisi de gülmeye başladı. Tae Sub’ta katılınca kızlara, büyük bir dostluğun ilk aşamaları atıldı. Peki, sadece dostluk mu? İleride değişik bir şeyler olamaz mı? Zamanın göstereceği çok şeyler vardı.

***

Münazara başladığından beri sahnenin tam karşısındaki ağacın sert dallarından birine oturmuş bir şekilde etrafı izliyordu Ewon. Etkinliğe yetişmek için bildiği kestirme yolu kullanmış ve trafiğe takılı kalmadan ulaşmıştı. Elma yiyerek seyretmiş olduğu münazaradan memnun bir şekilde ayrıldı. Peki, bütün bu olaylar sırasında münazaradaki kişilerden kimi izliyordu? Sahnedeki kişilerden biri miydi, yoksa izleyicilerden biri mi? Gözler kime dikkat kesilmişti? Ve neden “o” nu izliyordu? Her sorunun ayrı bir cevabı, ayrı bir hikayesi vardı.

Ağaçtan indiği sıradan grupla karşılaştı. Ga In, Ewon’u görür görmez şaşkınlığını büyük bir ustalıkla gizleyerek “Hey, Ewon. Senin burada olduğunu bilmiyordum. Bir şeyler içmeye gidiyoruz. Gelsene sen de” dedi. Cümlesini kurduğu sırada bile içinden “Şimdi bu giysilerin altında ne kaslar var” diye düşünüyordu.

Ewon eliyle hayır işareti yapıp arkasını döndüğü sırada Tae Sub konuştu. “Sen de gel Ewon. Hem sunum hakkında da biraz konuşuruz. Münazara esnasında aklıma güzel bir fikir geldi”

Bu sözleri duyduğunda Ewon geri döndü ve eliyle beni takip edin işareti yaptı. Mi Na kendini tanıştırdığı sırada hiçbir şey demedi. Şaşırmıştı Mi Na, en azından bir memnun oldum, ben de Ewon cümlesi bekliyordu. Ama klasik insanlardan biriyle tanışmıyordu. Bu sırada Ewon sonunda cümle kurdu.

“Bildiğim güzel bir yer var, oraya gidelim. Eminim çok seveceksin” Hemen yutkundu ve cümlesinin sonuna “-iz”i ekledi.

Dörtlü ilerlediği sırada Ga In, Tae Sub ile doğum gününün detaylarını konuşmak istiyordu. Bunun için gidecekleri yerde Ewon’u Mi Na ile yalnız bırakmanın yollarını düşünmekteydi. Ne de olsa doğum günü iki gün sonraydı ve planlarda hiç bir değişiklik olamazdı.

Ewon arabasını getirmek için yanlarından ayrılmıştı. Yürüyerek gideceklerini düşünüyorlardı, ama bu durum Ewon’a göre değildi. Arabalar varken neden insanlar ayaklarını yorsun ki? Üstü açık lüks otomobili yanlarına çekti ve gaza bastı. Arabanın ön kısmına oturan kişi ise, gaza basanı ileride bayağı etkileyecekti.

***

--- >>>Maximilian Hecker - Infinite Love Song ||| ---

W, sonunda Itaewon’a ulaşmıştı. Lanet trafik kaza yüzünden tıkanmış, enkaza dönen arabanın yanından geçtikten sonra rahat bir nefes almıştı. Rahatlaması gerekiyordu, bu yüzden de istediğin zaman evimin kapısı sana açık diyen müşterilerinden birine gidiyordu. Bu sefer zevkine yapacaktı. Aslında rahatlamasını sağlayacak şey seks değil, sevgiydi. Ancak elinde seks olduğu için kaderine razı geliyordu. Dev kapıyı çaldı, açan hizmetçi kendisini hemen tanıdı. Merdivenlerden üst kata çıkarken üstünü çıkardı, yarı çıplak bir şekilde oturma odasına daldı. Müşterisini koltukta öpücüklere boğdu, sonra kucağına aldığı gibi yatak odasına yöneldi. Pantolonunu çıkardığı sırada kadını baştan aşağı süzdü. Mutlu olabilir miyim diye düşündü. Nihayet yatağa uzanma zamanı geldiğinde, herkesin ona söylemiş olduğu cümleyi, bu sefer o müşterisine söyledi:

“Beni mutlu et!”

2. Bölüm sonu..

---

[ Arkadaşlar dediğim gibi bu hikaye olayını mim olarak göndermek istiyordum.

Hazır 2. bölümü de bitirmişken ben de sizlerin hikayesini okumak istiyorum.

Ve bunun için seçtiğim ilk üç kurbanı açıklıyorum.

Astrea, Sermin ve Kimbap.. Tebrikler :D

Ben ve eminim diğer arkadaşlar şimdiden meraktayız.

Ve son olarak Hikaru’nun hikayesini okumayı unutmayın.

Çok iyi gidiyor.

Heyecan dorukta. ^^ ]

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …