Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı | 1. Bölüm

Seul'ün sarsan olaylar..

1. Bölüm

>Bir Gece Seul’de, Gözler Onun Üzerinde..

Oyuncular..

>>>Faded - Soul Decision |||

 

      Zar zor duyulan sözlerin hangi şarkıya ait olduğunu tahmin etmek W için çocuk oyuncağı gibiydi. Yanında dikilen “müşterisine” olan ilgisini bir gram azaltmadan müziğin ritmine kolayca ayak uydurabiliyordu. Belki bu yüzden performansını müşterileri olağanüstü olarak nitelendiriyor, yine bu yüzden onun güzel sesini duymak istiyorlardı. Domination Bar’da (DB) takılalı bir seneden daha az olmasına rağmen, oldukça fazla kaymak tabakadan avları vardı. Barın diğer “üyeleri” W’nun bu kadar kısa sürede popüler olmasına anlam veremiyordu. “Performansı çok iyi diyorlar demedim mi sana?”, “Sadece bir yöne kaymıyordur belki?”, “Bizde olmayan ama onda bulunan şey nedir?” türünden sorular fısıltıyla barın bir ucundan diğer ucuna dolaşıyordu.

     W bunların hiç birine önem vermezdi. Uzun zaman önce kulaklarını sadece duymak istediği şeylere odaklamayı öğrenmişti. Yanındaki kadının kolunu okşama zamanı geldiğinde işe koyuldu. Bu, seninleyken çok mutluyum anlamına gelen ifadeyi temsil ediyordu. W’nin sırlarından biri de beden dilini çok iyi kullanmasıydı. Bakışları keskin, gözleri boncuk gibiydi. Bara takılmaya başladığı ilk hafta W yerine Zeytin denmesinin sebeplerinden biri de gözleriydi. Zeytin diyerek küçük bir çocuk olduğunu ima eden rakiplerinin hiç biri şu anda onun kadar kazanmıyordu.

     Dans pistinde eğlenen insanlara baktığında bir anlığına onlar gibi olmak istediğini düşündü. Ailesi zengindi, bu işi sadece adrenalin için yapıyordu. Ewon bunu duyduğunda “O zaman kadınlara atlayacağına, paraşütle uçaktan atlasana” demişti. Güldüğü sırada yanındaki kadın” W, her zamanki gibi parkta yürüme zamanımız geldi. Çıkalım mı?” diye sordu. Düşünce havuzundan çıkıp nefes aldıktan sonra “Tabi. Ama öncesinde gidip vestiyerden ceketimi alayım. Hemen geliyorum” diye cevapladı. Her şey gerçek bir olaydan ziyade, bir tiyatro sahnesi gibiydi. En iyi rolünü oynuyor ve hakkını fazlasıyla alıyordu. Vestiyere yöneldiğinde düşüncelerinde daha ne kadar bu işi yapmak istediğini sorgulayan W, biliyordu ki sabah uyandığında aldığı zevkin dün geceye ait olduğunu hissedecekti.

***

Parti hazırlıkları tam gaz devam ediyordu. Tuttuğu organizatörün bir halta yaramadığını gören Ga In, (Maya) adamı kovduktan sonra işlerin başına geçti. Daracık bir karaoke bar yerine, bir kafe kapatıp karaoke makinesini getirmek daha akıllıcaydı. Etrafın yavaş yavaş bir şeye benzediğini görünce asık suratı yerini sırıtmaya bıraktı. Her şey Mi Na (Milliana)’dan habersiz gerçekleşmeliydi. 23 Mayıs’ta çılgın gibi eğlenip karanlık tarafa geçmek, ana temaydı. Telefonu çıkartıp M’i aradı.

“M, nasılsın? Yurtta sürünürken, bir yandan da dert çalışmak zor değil mi?”

“Ah, Maya. Sorma, dün de ranza çöktü biliyor musun? Buradan ayrılanlar zamanında çok beddua etti sanırım”

Maya temiz havaya iyice çekti. Uzun zamandır böyle güzel bir günde dışarıda olmamıştı. İçinden güldükten sonra “Acıyorum ben sana. Ama merak etme. Ben de dua ediyorum, gıcık Ye Jin taşınsın diye. O zaman bizim eve gelebileceksin”

“Tek beklememin sebebi o. Seninle beraber yaşamayacaksın ayrı bir eve çıkmak istemiyorum zaten Maya. Hem sen de çıkamazsın. O kadar güzel bir ev zor bulunur. Kendimden vazgeçerim, oradan vazgeçmem”

Bu sefer sesli kahkaha atan Ga In “Kesinlikle haklısın arkadaşım. Yakında gidecek, eminim buna. Evi dar ediyorum zaten. Telefonunda gördüm, bizim numarayı zindan diye kaydetmiş” Son cümlesini dedikten sonra Ye Jin’in kafa arada basıyor diye düşündü Ga In.

“Şimdi kapatmam lazım. Arkadaşım geldi, İletişim Sosyolojisi çalışacağız beraber. Sen de biraz çalışsan iyi olur, derslerde hocalarla tartışmalara girdiğinin haberi bizim kampüse kadar geliyor”

Maya içten bir şekilde “Teorik robot hocalardan nefret ediyorum bildiği gibi. Put gibi durup bize ders anlatmak yerine uykumuzu getirmeleri tamamen onları suçu. Hem tartışmalarda yalnız değilim. Uyuyan yakışıklı da var bildiğin gibi.”

Maya kafede çalışanlardan birinin kendisine seslendiğini duyduğuna M’ görüşürüz diyerek telefonu yavaşça kapatır. İyi ki buradayım, iyi ki bu doğum gününün başındayım diye içeri ağır adımlarla ilerler.

***

“Geç kaldım, geç kaldım. Hep geç kalıyorum!!!”

>>>Pokemon Black & White Music - Hodomoe City |||

Klasik geç kalma seremonisini yaşayan Tae Sung, evden nasıl çıktığını, metroya son anda koşa koşa yetiştiğini, nefes nefese kalmasının tek nedeninin Edebiyat Üzerine Tartışmalar dersi olduğunu ve bunun gibi bir sürü ıvır zıvırı aklından geçirdiğinde ders başlayalı 15 dakika olmuş, kendisi ise kampüse daha yeni girmişti. Meşhur taşlı yoldan koşarak geçerken çimenlerde oturan öğrenciler, bu jetin kim olduğunu iyi biliyordu. İronik bir şekilde lakabı Flash olmuştu.

Kapıyı tıklatıp içeri girdiği zaman bugün ne gibi laflar yiyeceğini merak eden Tae Sub, yutkunarak profesöre baktı. Kalın gözlüklerini düzeltip, gelenin kim olduğunu öğrenmek için arkasını bilen dönmeden öksüren Profesör “Bay Lee, zahmet edip gelmeseydiniz. Sıcacık yatak yerine burada soğuk duş etkisi yaratan Kavgam’ı tartışmak gereksiz değil mi?” diyerek sözü başladı. Tae Sub, aldık başımıza bir bela diye düşünerek anca özür dileyebildi. Sıraya geç işareti yapan öğretmeninin istediğini hemen yerine getirdiğinde ise arkasından “Flash ya da Racer lakabı sarkastik olarak üzerine cuk diye oturuyor Tae Sub. Bir daha geç kalırsan, Moskova sirkinde bile çalışsan bu dersi veremezsin” sözlerini duydu.

“Arkadaşlar Kavgam üzerine edebi tartışmalar yaparken Tae Sub sağ olsun, Ga In’i yarıda kesti. Şimdi geri dönebiliriz. Evet, Gae In nerede kalmıştık?”

“Ein volk, ein reich, eih fuhrer kavramının doğruluğunu tartışıyorduk hocam”

Ga In bu cümleleri söyledikten sonra arkadan bir ses yükseldi.

“Hey. Faşizmin el kitabını neden tartışıyoruz? Yazılan her esere edebi değer vermek zorunda mıyız? Ben haftaya porno roman getirsem bunu sınıfta tartışabilecek miyiz?”

Ağır sözlerin sahibi Ewon’du. Genelde derste uyumayı tercih ettiği halde, Kavgam tartışmasına kayıtsız kalamamıştı. Derse gelmesinin çok nedeni geçmek istemesiydi. İlk dönem neredeyse hiç gelmediği için profesör Ewon’un devamsızlık hakkını tamamen elinden almıştı. Profesör, gözlüklerini yine düzeltti ve “Uyumak yerine derse aktif katılım yapmanız ne büyük incelik Ewon Il. Ve sorularına gelince. Benim gözümde yazılan ve basılan her eser edebi değer taşır. Ve sen haftaya porno roman getirdiğinde bunu tartışabiliriz”

Bu sözler Ewon’un poker suratında hiçbir etki yaratmadı. Bunu fırsat bilen Ga In “Hocam o zaman haftaya Irvine Welsh’in Porno’sunu tartışabilir miyiz?

Profesör sevinçle “Çok iyi fikir Ga In. Kült olmuş bir yazar. Bu kitabın bizim ülke dahil bazı ülkelerde –örneğin Türkiye’de yasaklandığını biliyor muydunuz? İncelenmesi harika olacak. Hatta Flash ve Uykucu “Cinsel Felaket Dörtlüsü” hikâyesini inceleyip haftaya bize bir de sunum yapar!”

Profesör bunu dedikten sonra Tae Sub ve Ewon Il’den itiraz gelmesi gecikmedi. İtirazlar ses getirmedi, hikaye çoktan ikilinin başlarına kalmıştı.

***

İletişim Sosyolojisi ’ne tüm bilgisini ve nefretini kusan Mi Na, dersin sonunda küçük bir dağ olan odayı toplamaya başladı. Ne zaman ders çalışsa, yediği abur cuburların paketlerini odaya fırlatır, daha sonra efor sarf etmek için attıklarını toplardı. Aldığı kalorileri bu şekilde verdiğine inanması komik bir durumdu.

Mükemmel bir Mayıs gününde yürüyüş yapmak gerçekten harika bir duygudur. Seul’de açan sakura ağaçlarının altında atılan adımlar kolay unutulmayan anılara dönüşüyordu. Mi Na güzel günü değerlendirmek için Ga In’i aramış, bir yürüyüş teklif etmişti. 10 yaşında beri tanıdığı bu deli insan, her zamanki gibi buluşma noktasına ondan önce gelmişti. Mi Na dakikti, ama hiçbir zaman Ga In’ı bu konuda geçemiyordu. İkili yavaş adımlarla havuzun yanına doğru giderken Ga In bugün derste olanları anlatıyordu. Merakla dinledikten sonra “Ne zaman Tae Sub ile tanışacağım Ga In? Merak ediyorum sınıfındaki en yakın arkadaşını”

Ga In havuzdaki ördeklere yem atarken, bir yandan da M’e cevap veriyordu. “Haftaya ne dersin? Okulun açık münazarası var. Tae Sub ile ben, katılımcıyız. İzledikten sonra tanışırsınız. Hem konu da seveceğin türden: Üniversiteli gençlerin gelecek kaygısı. Biz bunun nedeninin devletten kaynaklandığını savunuyoruz. Karşı takım ise bireysel gelişim yüzünden oluştuğunu savunuyor.”

Mi Na’nın yüzünde konunun ilgisini çektiğini gösteren bir ifade belirdi. Geçen sene yapmış olduğu projeye benzer olan bu münazarayı izlemek istiyordu. “Tamamdır. Anlaşmış bulunmaktayız, izleyeceğim ve sonra tanışacağım. Merakımı gidereceğin için teşekkür ederim sana”

“Ne demek, her zaman. Tae Sub’u seveceğine eminim. Münazaraya geç kalmazsa tanışacaksınız”

Çocuğun bu huyunu iki arkadaşta iyi bildiği için kahkahaları havuz başında bulunan herkes tarafından duyuldu.

>Yeoljeong Otel – 15 Mayıs sabahı..

>>>Ceren Moray – Dönence |||

W, kalkıp üstünü giymek isteyen beynine itaat etmeyen ayaklarına küfretmekle meşguldü. Kendisini sabaha kadar kiralayan müşterisinin duş aldığı, içeriden gelen su seslerinden anlaşılıyordu. Bu kadar para vermese hayatta kabul etmezdim diye düşünerek doğrulmaya çalıştı. Her Perşembe saat 19:30 da buluşuyor, geceyi de beraber geçiriyorlardı. Almış olduğu 385$ bunun için değerdi. “Ağır parfüm kokularından nefret ediyorum” diye Japonca bağırarak doğruldu. Küçüklüğünde öğrenmeye başladığı İngilizcenin yanına iki sene önce Japonca’yı da katmıştı. Kore’de işleri bittikten sonra Japonya’da yeni bir düzen kurup “işine” devam etmeyi düşünüyordu.

Üstünde bornozuyla orta yaşlı müşterisi duştan çıktı. W’nun kalkmış olduğunu görünce ona doğru yöneldi, kucağına oturarak “Günaydın canım” dedi. W’nun aklı başka yerde olduğu için dediklerini bile duymadı. Kadın, biraz daha sokuldu ve öpücük istediğini söyledi. Öpücük lafını duyduğunda kendine gelen W “Çok isterim, ama prensiplerimi biliyorsun. Sana öpücüğü haftaya doya doya, yeter diyene kadar vereceğim diyerek” kadını kucağından indirdi.

“Hep böyle yapıyorsun. Para istiyorsan al, hem de hemen. Yeter ki öp beni!”

W, sıkıldığını belli etmemek için gülerek “İşe geç kalıyorum, unuttun mu? Başka bir hayatım daha var yavru” dedi. Kadın peki anlamında kendini yatağa attı ve “Haftaya Perşembe 19:30’da. Unutma aşkım. Beni özleyeceğini biliyorum. Tabi ben de seni..” diyerek arkasını döndü.

W bu sefer içten gelen bir gülümsemeyle “Siktir. Paranı özleyeceğim sadece” diye düşündükten sonra ceketini omuzuna atıp kapıyı çarparak lüks otelden çıkmak için asansöre yöneldi.

Asansörde aynaya bakarak sigara için deliyorum diye söylendi. Kadına işe gidiyorum demişti ama gerçekte W üniversite öğrencisiydi. Ve yaşı konusunda da yine yalan söylüyordu. 23 değil, 21 yaşındaydı. Öğrenci olduğunu söylediği bir müşterisi tarafından çocuk muamelesi gördüğünden dolayı bu yola başvurmuştu. Çocuk değil “adam, sevgili, erkek” muamelesi görmek istiyordu.

İş için Yeoljeong Otel’i seçmesinin nedeni yeni okuluna oldukça yakın olmasıydı.. Arada sırada eski yeri olan Saeg-yog Otel’i de kullanıyordu. Yeni okulu olan Yonsei Üniversitesi’ne kabul edilmesi harikaydı. Ewon’da burada, ama kampüsünün biraz uzak olması çok iyi diye düşündü. Yatay geçiş sayesinde son iki yılını istediği okulda okuyacaktı.

Lobiye indiği sırada bir afiş gözüne çarptı: “Gelişen Dünyada İletişim Araçları” Ah diye söylendi, “bugünkü hoca yoklama almasa kesinlikle katılırdım. Harika bir konferansa benziyor”

Dışarıya adım attığı gibi bir sigara yaktı. Otelde karnını örten ipek nevresim takımının aynısından yeni evine almalıydı. Sigarayı dolu dolu ciğerine çekti, aç olduğu için pek keyfine varmasa bile yavaşça kendine gelmeye başlamıştı. Okula 10 dakika uzaklıkta harika bir bahçesi olan müstakil ev kiralamıştı. Kendi “işinden” kazandığı paraların bir kısmını harcadığı, bir kısmını da biriktirdiği için kiranın yarısını ailesinden istedi. İki katlı dubleks bir evdi. Tek kişi yaşayacağı halde 5 odalı bir ev kiralamak W’nin doyumsuz bir insan olduğunun göstergesiydi

Yeni evini, dayalı döşeli hayal ettiği sırada biri omuzuna çarptı . Diğer eliyle omuzunu kontrol edeceği sırada, sigara deri ceketinin omuz kısmını deldi ve azıcık deriye değdi. “Ah, acıdı be!” diye söylendiğinde arkadan “Özür dilerim” cümlesi geldi. Delinen ceketiyle meşgul olan W, omuzuna çarpan kişiye dönüp bakmadı. “Gitti deri ceket. Jack & Jones markaydı birde. Kahretsin!” diye bağırdı. Lobiye hışımla girip etrafına bakındı ama omuzuna çarpan kişi çoktan gitmişti.

***

Okuldan koşar adımlarla çıkan Mi Na geç kalmamak için gayret gösteriyordu. Haber ajansındaki gerekli kağıtları almayı unutmuştu. Üstüne araç-gereçlerini kontrol ettiği sırada fotoğraf makinesinin şarjının bittiğini gördü. “Fotoğrafsız haber mi olur? Umarım içeride makine kalmıştır” diyerek ikinci odanın kapısına açtı. İçeri baktığında biraz da olsa rahatlığını hissetti. Kendi makinesi olan Nikon D90 la ölçüşemeyecek, ama kendisini çok iyi idare edecek iki tane D40 gördü. Birini kapıp hemen kontrol etti. Şarjının tam dolu olduğunu gördükten sonra makineyi çantaya attı; ajanstan koşarcasına çıkarak geç kalmamak için dua etmeye başladı.

 >>>Brown Eyed Girls - Love Is.... |||

Okula yakın bir yere gittiği için, az da olsa rahattı. Daha başlamasına beş dakika vardı. Bir kahve için şu anda neler verebileceğini düşündüğü sırada Mi Na’nın telefonu çaldı. Alelacele cebinden çıkartıp kapağını açmaya çalışırken telefon elinden uçtu. Yere düşeceği sıradan karşıdan gelen genç bir erkek yakaladı ve kapağını açarak telefonu mi Na’nın kulağında dayadı. Mi Na şaşırmış bir halde durdu ve teşekkür ettikten sonra adımlarını koşmaya geri çevirdi. Telefona yönelerek “Efendim” diye seslendi.

“O nasıl nefes alıp vermek? Sen şu anda konferansta yerinde oturmuyor musun?”

“Ah, Ga In sorma ya. Başıma neler geldi. Koşuyorum şu anda. Yetişmem lazım. 3 dakika sonra başlayacak. Başladıktan sonra kimseyi içeri almıyorlar”

Ga In telaşlı bir şekilde “O zaman ben seni tutmayayım. Başarılar Milliana. Biliyorsun sadece sana destek verdiğim zamanlarda lakabını kullanırım”

“Teşekkürler Maya. Karşılıklı biliyorsun. Hadi kapattım ben. Şans dile”

Ga In “Şans köpeğin olsun!!!” diye bağırdıktan sonra telefonu kapatarak salakça diye tabir ettiği, ama kendini bir türlü izlemekten alıkoyamadığı We Got Married’a geri döndü.

***

Mi Na oteli gördüğünde konferansın başlamasına iki dakika kalmıştı. Kahve, kahve, kahveee diye bağırarak olanca gücüyle koşuyordu. Otelin dönen kapısına yaklaştığında adımlarını yavaşlattı, tam içeri gireceği sırada ayağı tökezleyerek yandaki gence çarptı. Çarptıktan sonra dengesini sağlayarak koşmaya devam etti.

“Özür dilerim!”

Bir şey olmamıştır, sadece çarptım diye düşünen Mi Na, hemen konferansın yapıldığı salona geçti; kimliğini gösterdikten sonra yarım dakika kala içeri girmeyi başardı. Bütün güzel yerler kapılmıştı, ama o, idare edebilmeyi, yetinmeyi bilen bir insandı. Ga In olsa şimdi safça birine oldukça yakın davranarak yerini kapardı diye düşündü ve gülerek kıyıda kalmış olan yere oturmaya geçti.

***

İki günde bir saat iki ile üç arasında W spor salonuna giderdi. Vücudunun dengesini koruması lazımdı. Yüzünü beğenenler kadar, kaslarını da beğenenler vardı. Kimse sarkık kollarla gezen ve göbeği olan birini “arzu nesnesi” olarak seçmezdi. On dakika ağırlık kaldırdıktan sonra duş almak için soyunma odasına doğru yöneldi. “Bugün Ewon yok” dedi içinden, “suratsızı görmediğim için mutluyum!”

Barda yapılan eşleşmelerde spor günleri aynı çıkmıştı ikilinin. W gibi Ewon da ikide çalışmalarına başladığı için sürekli birbirlerinin yüzlerine görmek zorunda kalıyorlardı. W soyunurken bir yandan da kendi kendine konuşuyordu “O gelmediği için eminim ki günüm daha güzel geçecek!”

Tam duşa gireceği sırada dolaba koyduğu telefonu çalmaya başladı. Beline bir bornoz sararak telefonu açtı.

“Alo, iyi günler. Merhaba”

Telefonundaki kızın ses tonunu duyar duymaz W içinden “Acemi” dedi. En iyi ses tonunu takınarak “Merhaba” diye cevapladı.

“Ben W’yu aramıştım” W’nun kendisi olduğunu söyledikten sonra bakalım ne isteyecek diye tahminde bulunmaya çalıştı.

“Bir arkadaşımın doğum günü partisi için seni tutmak istiyoruz”

“Tüh, tutmadı” dedi içinden. Sakince “Ne gibi bir etkinlik istiyorsunuz peki?” diye sorduğunda acemi olarak nitelendirdiği kızın utanacağını düşünen W, feci şekilde yanıldı

“Striptiz yapmanı istiyoruz. Bizi coşturmanı, karanlık tarafa geçirmek için hünerlerini kullanmanı bekliyoruz. Partideki duruma göre tamamen çıplak kalıp kalmamanı da isteyebiliriz. İkisi arasında tahminimce fiyat farkı var, değil mi? Fiyat sorun değil zaten”

Bu cevap karşısında şaşıran W, ilk başta diyeceğini bilemedi. Daha önce striptiz yapmıştı, hem de birçok kez. Ama hiç tamamen soyunmamıştı. Altında her daim boxer veya slip bulunuyordu. Böyle acemi bir kıza karşı telefonda tamamen soyunmuyorum diye belirtemezdi. Hem internet sitesinde de böyle bir şeyi belirtmemişti. (http://site.mynet.com/tteugeounw/TteugeounW/)

İlk aklına geleni dile getirerek “Anlaştık. Fiyat politikamı biliyorsun. Striptiz gösterisi 100$.”

Fiyatını fazla bulanlar bazen çıkıyordu ama W, hizmetten yüzde yüz memnun bırakıyordur herkesi.

“Anlaştık o zaman. 23 Mayıs akşamı, yani iki gün sonra, saat 6’da Itaewon’daki Humyeon Jeong-won kafede buluşalım. Parti yedide başlayacak. Ücretin yarısını ilk başta, ikincisini gösteri sonunda alabilirsin. Ha, bu arada şovun bittikten sonra istersen partide kalıp eğlenebilirsin. Gerçi gösteriyi yaparken en büyük hazzı belki de sen alıyorsun!”

Duyduklarına şaşıran W, bir daha bu kıza acemi demeyeceğine karar verdi. Bütün her şeyi bir anda açıklamıştı ve merak ettiği soruyu sormazsa olmazdı.

Sesini daha da nazikleştirerek “İlk defa mı böyle bir hizmet talep ediyorsunuz?” diye sordu.

Ga In neden böyle bir şey sordu diye düşündükten sonra “Teknik olarak evet. Aslında sizin ajansın kataloğuna baktıktan sonra başka birine seçmiştim. Telefon açtığımda hasta olduğunu söyleyip sizi tavsiye ettiler. Eşit olduğunuzu ve aynı hizmet ile zevki alacağımız söylendi. Numaranızı verince ben de sizi aradım”

Telefondaki kız cümleleri kurarken W’nun aklında sadece bir tek şey vardı. Kiminle eşit olduğu? Kim onunla aynı hizmeti ve zevki verebiliyordu? Büyük bir merakla, cevap alma umuduyla “Hasta olan arkadaşım kim acaba? Geçmiş olsun dileklerimi iletirim” diye sordu.

İşini hallettiğini düşünen Ga In “Öğrenirsiniz ajansınıza gittiğinizde. Şimdi kapatıyorum o zaman. Anlaştığımız gibi. İki gün sonra, akşam 6’da. İyi günler”

Kız telefonu kapattığında W’nun merakı daha da büyümüştü. Ayrıca en nefret ettiği cümle yeniden karşısına çıkmıştı. Anlaştığımız gibi. Şu gün, şu saatte. Kendini kullanılan bir hizmet olarak görmek hoşuna gitmiyordu. Keyfi yerine gelsin diye “Alacağın paralara bak olum. 1 saat için 100$. “Tamamen” isterlerse fiyatı 150’ye çıkartırım, olur biter!” Keyfinin yerine geldiğini hissettiğinde, duşa ıslık çalarak girdi.

Terleri üzerinden attıktan sonra, işi olmadığı halde arabasının yönüne ajansına doğru çevirdi. “Benimle eşit olan kimmiş, öğrenelim bakalım!”

1. bölüm sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …