Ana içeriğe atla

Eski ilişkinin hatırlandığı zamanlar..

SHY..

Bu yazıya başlamadan önce tıklayıp dinlemeye başlayalım.

Dinleyemiyorsan tıkla..

당신을 사랑합니다~

     Şu anki durumum tamamen bugünle alakalı. Normalde eski şeyler nadiren aklıma gelir, ama bugün bir bakımdan önemli. Eski sevgilimle ilişkimiz eğer devam ediyor olsaydı, bugün 2. yılımızı kutlayacaktık. Sevgili olduğumuz gün 18 Aralık. Sabah kalktığımda aklımda böyle bir şey doğal olarak yoktu; ta ki takvime bakana kadar. Hafızamı sevmediğim nadir anlardan birini yaşadım anlayacağınız.

     Sevgili olaylarına pek olumlu bir bakış açım yoktur. Hatta kendime ilişki insanı da diyemem. Ama birinden ciddi anlamda hoşlandıysam ve sevgili olduysak sonuna kadar sadık kalırım. Onun için en iyisi olurum, en iyisini yapmaya çalışırım, en iyisini isterim. Hayatımın merkezinde yer alan bir kaç insandan biri olmuştur çünkü. Eski sevgilimle de durumumuz böyleydi. Aslında nerden estiğini bilmediğim bir şekilde ilişkiye başlamıştık. Kimse birbirine bir şey dememişti, olaylar kendiliğinden gelişerek bizi bir ilişkinin içine sürüklemişti.

     İnsanın bir sevgilisinin olması beraberinde yük getiriyor bence. Haber verme durumu, sürekli plan yapma, ben yerine biz düşüncesi filan derken bunalmalar da yakın zamanda başlıyor. Ben gerçek anlamda sevmiyordum, buna emindim. Sevdiğiniz insanın sürekli yanında olmak isterseniz, ona dokunmak, gözlerinin içine bakmak, konuşmak… Ben de olsa da olur, olmasa da olur durumu mevcuttu. Ama hoşlanıyordum; en azından bunu diyebilirim. Günleri beraber “iki sevgili” olarak geçirmeye başladığımızda her şey tıkırındaydı. O mutluydu, ben de mutluydum. Vıcık romantizm yoktu, her şey dozundaydı, yapılması gereken bütün olayları yapıyorduk.

     Ben romantik bir insan değilim. Elimde gülle okuluna gitmem, romantik bir yemek bana göre değildir. Aşk mesajı atılmasından hiç hoşlanmam. Aşkım, bir tanem, bebeğim, hayatım gibi kelimeleri nefretlik olarak nitelendiririm. En güzel olay ise buydu. Aynen benim gibiydi ve bunların hiç birini beklemedi. Sabahlara kadar aptal saptal mesajlaşmalar yapmıyorduk, tuvalette bile haberleşmenin ne kadar saçma ve komik olduğu üzerine geyik yapıyorduk. Hele daha sevgili olalı iki, üç ay olmuşken ileriyi düşünüp evlilik hayali kuranlara kezban diyorduk. Söz yüzüğü takıp sembolikte olsa bir şeyler hissedenleri anlamıyorduk. Aynı kafadan olduğumuz için belki de ilişkimiz uzun sürdü. Ya da 9 ay bana uzun geliyor. Gerçi bitiren de bendim ama nedenim vardı.

     Peki ne eksikti? Her şey aslında tamam gibiydi. Ama ben tam anlamıyla kendimi mutlu hissetmiyordum. Hiç mutlu olmadığımı ise boynuzu yediğimde anladım. Ankara’ya gitmiştik kaçamak yapmak için. Dört gün kalacaktık, trende PES oynayıp durduk. Evet, PES oynayan bir sevgilim vardı ve bu biz erkekler için bulunmaz Hint kumaşı gibi bir şey. Kıstasımdır hatta aha :) Günler Ankara’da güzel geçiyordu. İstanbul’a dönmeden bir gün önce o kardeşini görmek, ben de arkadaşımla buluşmak için ayrılmıştık. İşim erken bitmiş ve eve dönmüştüm. Kimse yoktu. Onun bilgisayarını açtım, bir şeylere bakmam gerekiyordu. Öyle gezinirken bir dosyaya denk geldim. Tıklayınca 15-20 tane fotoğraf çıktı. Ankara’ya gelmeden iki gün önce buluşacaktık ama ailesiyle işi olduğu için planlarımızı ertelemiştik. Fotoğraflardaki tarihe göre ailesiyle işi yokmuş. Çünkü o günü gösteriyordu. Başka bir çocukla yan yana, kol kola, yanak yanağa ve büyük final, dudak dudağa fotoları vardı. Daha önce hiç görmemiştim çocuğu, kim olduğunu dair en ufak bir fikrim bile yoktu.

Elbet hak edecek biri var çevrenizde.

     Normalde üzülüp kızmam gerekiyor değil mi? Hiç birini yaşamadım. Böyle 5 dakika o fotolara baktım ve sonra da sadece şunu dedim “Ayrılma zamanı” Hani gerçekten seviyor olsaydım o fotoları gördüğümde koyardı bana. Yumruk yemiş gibi hissederdim. Ya da bir iki eşya kırardım, geldiğinde büyük bir kavga ederdim. Eve geldi, odaya gelip yanağımı öpüp sarıldı bana. Ben de “sana bir şey göstereceğim” dedim. O sırada çantam filan da hazır. Bilgisayarındaki fotoları gösterdim ve “bitti” diyerek evden ayrıldım. Arkamdan geldi, durdurmaya çalıştı, anlatmak istedi durumu. Anlamadığım neyi anlatacaktı? O bir anlık olaydı, gündüz gündüz alkollüydüm gibisinden saçma bahaneler sayacağını biliyordum. Terminale kadar benimle geldi, hiç konuşmadım. Biletimi aldım, trene bindim; İstanbul’a geri döndüm.

    O günden sonra onu sadece bir kez gördüm. Konuşmak istedi ama yanaşmadım. Hiç üzülmedim, kafaya filan takmadım. Seviyor olsaydım ortalığı yıkardım; buna eminim. Boynuzu yemiştim ve üzerine bir bardak soğuk su içtim :)

    Aslında en kötü yanı, gerçekten iyi bir sevgili olmuştum. Biliyorum, aldatmak için bir çok neden var ama güven ve sadakat en önemli şeyler değil midir? Bunların hepsi bende vardı. Ayrılmak istediğini söylese kolundan tutup kelepçelemeyeceğim ya. Bırakacağım elbette.

     Şimdi yukarıdaki şarkıya gelelim. O zamanlar bu şarkıyı çok dinliyordum. Bu kadar sevdiğim şeyleri yakınlarımla paylaşmayı çok severim. Hatta bir üst level olarak bu şarkıyı sevgilime çalıp söyledim. Bütün sözlerini öğrendim, bayağı çalıştım ve çaldım ona. Çok mutlu olmuştu. Niye yaptığımı bilmiyordum. Şarkının adı seni seviyorum, ama ben onu gerçekten sevmiyordum. Sevgilim dediğim insana yapmak istediğim şeylerden biriydi ama hak etmiyormuş işte. Cevabı boynuz oldu aha.

    18 Aralık’ın bende anlamı sadece bu. Şu anda nerede, ne yapıyor bilmiyorum. Umarım mutludur, umarım iyidir diyebilirim. Hakkında kötü bir şey düşünmüyorum, ölsün, mahvolsun, yerlerde sürünsün gibi şeyler aklımın ucundan geçmiyor. Sadece biraz daha iyi bir insan olmasını diliyorum.     

     O yüzden bu şarkı benim için bu kadar önemlidir. Çünkü yine yapacağım, yine çalacağım. Ama bu sefer gerçekten sevdiğim insana. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Sarang hae yo tashi shijak haeyo..
Himteul keman haesston keudae chiman..
I love my friend neo animyon andwae..
Uri sarangeun chonghaejyo peorin unmyeong ingeol..

^^

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …