Ana içeriğe atla

Geri dönmenin dayanılmaz hazzı..

Pac-man..

Pac-man her türlü eğlenceli değil midir?”

    Başlık aslında her şeyi anlatıyor ama bu 13 günlük kayboluşumda siz belki beni merak etmişsinizdir. Vizelerin başlangıcı, ödevler ve benim gözümde dağ gibi büyüyen tezin ilk bölümü işin içine girince bildiğiniz ebem ağladı. Pazartesi vizelerim başladı ve ben odamda fotokopi destelerinin arasında kayboldum. Bir ara ciddi anlamda boğulduğumu bile düşündüm. Böyle etrafım tamamen beyaz, kefen gibi ne güzel filan diye düşünüyordum hatta.

     Sıkıcı olduğu kadar yoğun da geçen bir haftayı tamamladığıma nasıl mutluyum bilemezseniz. Sanki 1 haftada 5 yaş birden atlamış gibiyim. Sınavlarımın hepsi güzel geçti ama ben yine çalışmadım doğru düzgün. 4 senedir kendime evde kıçının üstüne oturup çalışacaksın diyorum, bir bakmışım elime notlarım anca okulda sınava 1 saat kala geçiyor. Hayır, iyiden iyiye alıştım da bu duruma, o kadar senedir nasıl oldu da götümde patlamadı bilmiyorum.

     Sadece bizim tez hocamız mezuniyet projemizin ilk bölümünü vize dönemi istediği için, sınıftaki diğer herkes kağıtlarına tezinin konusunu ve kaynakçalarını yazarken, biz paşa paşa 20 sayfa tezin ilk bölümünü hazırladık. Kaynak arama, onu uygun yere yerleştirme, sayfalandırma yapma, dip notu yerleştirme, içindekileri hazırlama, giriş yazısı yazma, internette araştırma yapma derken gözlerim böyle şaşı bakmaya başladı. Tabi 3 haftalık süreçte yapsaydım rahat olurdum ama vurdum duymaz ben 2 güne sığdırınca, ortalıkta The Walking Dead’teki zombiler gibi dolaştım. İşin bonus tarafı ise pek sevgili hocam yararlandığımız kaynak kitapların sayfalarının ve kapağının, internet kaynaklarının için sayfalarının fotokopilerini de istedi. 2 saat o kaynağı çıkart, bu kaynağın fotokopisi çek, aldığım yeri çiz gibi şeylerle uğraştım.

     Bugün fotokopicide tamı tamına 76 sayfa çıktı aldım. Ulan benim tezim o kadar tutmayacak, daha ilk bölümden çıkardığım sayfalara bak! 20 sayfası tezin ilk bölümü ise, kalanı kaynakça çıktıları. Parantez açık belirteyim, diğer hocalar kaynakların fotokopilerini de istemiyor, bizimki ise size güveniyorum çocuklar ama o fotokopileri söke söke alırım diyor. Yerleştirme, düzeltme derken dilim dışarıda eve vardım bugün. Üstünde bir de ödevi olan vizem vardı. Bir şekilde onları da hallettim. Eve girip kendimi koltuğuma attığımda ağzımdan öyle bir oh çıktı ki, en ayıp  aktiviteler de bile böylesini duyamazsınız.

     Her şeyi geçtim, ben eğlenceli bir yazı yazmak için klavyenin başına geçmiştim. Sizi sıkıcı vizelerim ve tezimle boğuyorum gibi hissettim şu an. Silkelenip kendime geliyorum.

     Bu yazıyı yazarken bir yandan da yeni Yunanca şarkımı dinliyorum: Nikos Vertis – Feugo.. Siz yoksa daha dinlemediniz mi? Hemen tıklayın, çabuk çabuk.. Zaten “takıntım” bölümünde de yerini alacak. Hak ediyor çünkü. Sonuna kadar..

     Hazır bayram tatili de gelmişken ben de İstanbul’u terk ediyorum birçok insan gibi. Pazar günü Zonguldak’a gidiyorum ve fotoğraf makinemi de götürüyorum. Bol bol gezip, çekim yapacağım. Size memleketimden güzel bir yazı sunmak istiyorum. Tabi bol da fotoğraf. Karadeniz’in güzelliklerini ayağınıza getireceğim. Metropol Günlüğü blogun ismi ama, şu ana kadar kaç kere uydursam? Birisi sormuştu “blogunun adı böyle ama ona uygun hiç yazmıyorsun, ayrıca şarap ve biraz biraz gece hayatını çağrıştırmıyor mu?” diye. O zaman cevap vermiştim, ama burada da sorulunca yine yazmakta fayda var diyorum. Blogumun adı evet Metropol Günlüğü ama ben ilk yazımda da belirttiğim gibi aklıma ne gelirse, zevk aldığım her konuda yazmak istiyorum demiştim. Öyle de yapıyorum. Yoksa metropol insanının dertleri, sorunları, eğlenceleri filan da olabilir burada. Sınır yok. Şarap ve biraya gelirsek benim arkadaşım hazırladı logoyu. Ben buldum resmi. PS bilgim fazla yok ondan rica ettim ve şipşak hazırladık. Zaten kısa bir süre değişecek logo. Daha güzeli yolda diyeyim ben.

     Bu arada 8 gün Zonguldak’ta kalacağım, oradan az nete girerim. Eminim buna.. Ama ikinci kez geri döndüğümde sizleri güzel şeyler bekliyor. Uzatmadan bahsedeyim.

     >Gelecek Postası

     O mükemmel bir komşu, ama aynı zamanda da bir jigolo. Bütün kadınlar ona hasta, onun aklı ise hep elde edemediği insanda.. Metropol Günlüğü sunar: The Perfect Neighbor/Mükemmel Komşu..

     Birinde hoşlanmaya başlayan Lee’nin ufak derdi.. Metropol Günlüğü iftiharla sunar: Küçük olaylar bir ilişkinin doğmasına engel olabilir mi?

     Onların hepsi yakışıklı, hepsi cool. Bu okul zekayı değil, yakışıklılığı ölçüyor.. Osaka’dan Lee: Hanazakari no Kimitachi e’yi bildirecek..

     Karanın, yeşilin ve mavinin mükemmel uyumu. Araştırmacı Lee sizin için gidip gördü: Karadeniz’de bir hazine: Zonguldak..

***

     Hala Nikos’u dinliyorum. Umarım yakın zamanda bıkmam bu şarkıdan. 4000’den fazla Yunanca şarkımı kaybettiğim için yenilerini bulmak zor oluyor. Tek tek araştırmayla uğraşamam hiç. Denk geldikçe arşivim yeniden büyüyecektir.

     Birinden 2 günden telefon bekliyorum, hatta 2 gün önce seni yarın(dün) arayacağım dedi. Akşam oldu ben hala bekliyorum, ben arayayım dedim. Kapalıydı teli. Bir gün daha geçti, bugün oldu ama telefonu hala kapalı. Kapılarımı bir açıp bir kapatıyorum, bazı olaylar yoğun haftada olduğu için sağlıklı düşünemiyorum.

     Bu yazı yeterince uzun oldu. 2 gündür eli klavyeye ve kaleme yapışık olan bir insan olarak, bu yazıya devam edersem saçmalayacağımı biliyorum. O yüzden kısa kesip gözümde ortalama olarak görünmesini istiyorum. Kısaca, geri döndüm ama Pazar yine gidiyorum. Blogosfere bir rehavet çöktü. Herkesin sınavları filan var, bloglarına ilgi gösteriyor. Ama ilk iş olarak hepinizin, sınav döneminden sonra silkelenmesini istiyorum. Yazılarınızı özledim, belki siz de beni özlemişsiniz. bu yazı sizi keser mi bilmiyorum ama ben yeniden buraya yazdığım için ziyadesiyle mutluyum.

Nikos’u dinleyin derim..

3 oldu, vay be, demek ki gerçekten bayağı beğenmişim ben bu şarkıyı..

Aha bir şarkı daha..

Giannis Ploutarxos – Thisauros..

Bu şarkıyı da dinleyin, çok güzel! Benden demesi..

^^

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …