Ana içeriğe atla

Ayşecik ile Panama 2..

  •      Ünlü yazı dizisinin ikinci halkası :) 
  •      Daha önce ne Panama’ya ne de yakınındaki bir ülkeye gitmediğim için bu yazıdaki olası hatalara önem vermeyiniz. Gülümseme
  •      Yazı pek sevgili(!) şarkıcıgazeteciyazarbalonünlü Ayşe Özyılmazel’in gözünden ve dilinden yazılacaktır.
  •      Bu yazıdaki göndermeleri anlamak için önce Begüm Soydemir’in Ayşe hakkındaki şu yazısını okumanızı tavsiye ederim. Enfes bir yazıdır.


     Kaldığımız yerden tam gaz devam ediyoruz. Yuppiiii! 


     Uçağa biner binmez kendimi rahat koltuğa attım. Elimde bir sürü dergi, gözümde Burberry gözlüklerim ve fularım ile tam bir ünlüydüm. Gözlüğü takmamım en büyük nedeni ise uçakta beni tanıyan “halktan” kişilerin yanıma gelip imza istemesini engellemek. Uçağın kalkmasına 20 dakika var ve ben son kez Twittera bakmak için neler vermezdim. “Ayşe’cim çok şekersin”, “Seksisin ama aynı zamanda masumsun”, “Enerji’yi dilime doladım; şarkın sayesinde lakabım bülbül oldu” gibi twitleri okumak kadar güzel bir duygu yok.


     Uçaktaki bir hostesi hiç gözüm tutmadı sevgili okuyucu. 1.90 boyu olan kazulet gibi bir esmer. Victoria Secret değil bu THY. Ama olsun hostes o; hem ben daha güzelim.


     Uçak havalandığı sırada yanımda oturan 3 çocuklu ailenin kızı bana bakıp “Aa enerji bu enerji” dedi. Nasıl sevindim anlatamam izleyicim. Büyükleri geçtim artık çocuklar bile beni tanıyor. Ama nedense bu uçakta sadece çocuklar şarkımı biliyor. Enerji bu enerji diyen kızın annesi “Enerji ne ayol. Şimdiden uçak mı tutmaya başladı seni Gülben” dedi. Çok ilginç bir yolculuk olacak gibi.


    Amsterdam Amsterdam olalı böyle güzellik görmedi


     3 saatlik bir yolculuktan sonra Hollanda-Amsterdam’a varmış bulunmaktayım. Buradan aktarma yapacağım. Keşke birazcık Amsterdam’da kalabilseydim. Bu şehri çok seviyorum. Red Light District’te ne taş hatunlar var diye düşünürüm hep burada. Kanal kanal gezmek istiyorum. Amsterdam kanallarından sonra Panama kanalını göreceğim. Görmediğim kanal kalmayacak hihihihi!


     Havalimanında Hello Kitty’li valizlerimle beklerken önümden hamburger yiyen bir genç geçti. Nasıl sinirlendim anlatamam okuyucum? Sanki nispet yapar gibi, bak hamburger yiyen bir erkeğim diyordu. Bir hışımla atladım ve yapay tırnaklarımla saldırmaya başladım. Duygu Asena görseydi eminim çok mutlu olurdu. Erkek milleti değil mi köküne kibrit suyu!


     Ve yine uçaktayım. Bir günde 2 kez uçağa binmek her babayiğidin harcı değildir. Herkes başaramaz tamam mı? Bu uçakta da sarışın dev gibi bir hatun var. Göğüsleri silikon ama bunun. Hem ben daha güzelim! Havada uyumayı oldum olası sevmişimdir. Ama gözüme uyku girmiyor sevgili seyirci. Panama’da ne yapacağımı bilmiyorum. Daha önce hiç böyle bir deneyim yaşamamıştım. Ya yamyamlara yem olursam orada? Ya beni kaynar kazana atıp pişirmek isterseler? Ucuz etin yahnisi güzel olur düşüncesi onlarda farklı bir şekilde varsa? Off off dertliyim okuyucu!


     Panama’ya inmek üzereyiz. Heyecanım katmerlendi. (Yine TDK) Kıta değiştirmiştim. Bambaşka bir yerdeydim. En son Haşmetim’in üstü açık arabasıyla Bebek’ten caddeye geçerken bu kadar heyecanlanmıştım. Orada da kıta değiştiriyormuşuz halbuki; Avrupa’dan Asya’ya geçiyormuşuz. Haşmetim sağ olsun ondan çok şey öğrenmiştim zamanında.


    Ve Panama’ya Ayşe’nin ayağı değdi. Evetttttt! Sonunda ayak bastım. Çok enteresan bir havaalanı diyebilirim. Esenler otogarı büyüklüğünde. İnsanların çoğu zenci. Kendimi burada turist gibi hissediyorum. Bir dakka! Ben zaten turistim ehi! Ben aslında kızların Aloha diyerek bizi çiçeklerle karşılayacaklarını düşünmüştüm. E ünlü gelmiş Panama’ya, Enerji’mde ulaşmıştır çoktan diye düşünüyorum.


     Panama’nın başkentinin adı Panama City’miş. Ne garip değil mi okuyucum? Ülkenin adı ile başkentin adı aynı. Bir ilki yaşıyorum şu anda çok şaşırmış bulunmaktayım. Düşünsenize Türkiye’nin başkenti Türkiye. Ne ilginç olurdu. Böyle de yeni şeyler öğreniyorum burada. Hayat hep bana yeni şeyler öğretecek kadar hevesli, hırslı… Panama’da felsefe bir başkadır!


    Survivor’ın sözde ıssız adasına gitmek için yola koyulmam lazım. Çok geç kaldım çok! Havaalanında görevli olan bir bayanla başladım İngilizce konuşmaya. Kadın İngilizce bilmiyor ya da büyük ihtimalle kadın benim İngiliz aksanımı anlayamıyor. Ne yapsın o da bir garip çalışan işte. İspanyolca bir şeyler diyor. Bu arada İspanyolca’nın İspanya’dan başka bir ülkenin daha anadili olduğunu öğreniyorum. Yaaa ne garip di mi?


    Sonunda sözde ıssız adaya varıyorum. Sözde ıssız adanın sözde ıssız kumsallarında söz öbeğinin hakkını verircesine çoluk çocuk pikniğe gelmiş aileler denize giriyor. Aynı Caddebostan sahili. Ya okuyucu görüyorsun di mi benzetmelerimde ayrı bir güzeldir. Vahapo görsün, azıcık ders alsın!


     Artık yüzlerini binlerce kez görmüş olduğum Var mısın Yok musun? aka Survivor yarışmacılarını bir kez daha  görüp o meşhur gülümsememle onları tek tek selamlıyorum. Erkeklerin hepsi ayrı ayrı elimi öpüyor. Hepsi çok centilmen. Ama şu Hakan centilmenden başka sıfatlarla da aklıma geliyor. Ne hoş çocuk oy! Terledim valla! Havadandır havadan..


     Acun ve ekibi yarışmanın çekimlerini yapmak üzere ayrılırken yanımızdan bana ne istersem yapabileceğimi söylediler! Yuppii.. Nasıl mutluyum anlatamam? Deniz, kum, güneş beni bekler. Hemen mayokinimi giydim ve serin sulara attım kendimi. Keşke Oyiş’te burada olsaydı da o taş gibi vücudunu Panama’lı gacılarda görüp kıskansaydı.


     Burada bir sürü çocuk var. Ve hepsi inanılmaz bir şekilde siyah. İnsanın evlat edinesi geliyor. Madonna’dan, Angelina’dan neyim eksik benim? Hem ben daha güzelim! Okul çocuklarının fotoğraflarını çekiyorum, melankolik bir yakışıklı bile buluyorum burada. Bana İspanyolca bir şeyler dedi “Kesin çok güzelsin be ablam” demek istemiştir. Çapkın gibi de duruyor çünkü kerata!


     Hayat Panama’da güzel be izleyici. Bunu geldiğimin üçüncü saatinde ben, evet ben - bile anladım yani. Burada Haşmet yok, reklam amaçlı sevgili olunacak Murat yok, Okan'da yok. Böhühühüh Okan!!! Enginar!!!! Biz kızlar bütün duygularımızı utanmadan gösteririz. Erkekler gibi değiliz kızlar. Harikayız biz. Bakın bu yazı gazetede köşemde çıktığı zaman gözyaşlarımın izleri bile olacak. İşte ben bu kadar samimiyim okuyucum!


     Burada Okan, Haşmet yok dedim ama Eric Jackson diye biri var. Hem gazeteci, hem de radyoda talk-showu var. Kapağı ona mı atsam Panama’dan ne gibi kazanç sağlarım diye düşünmekteyim şu anda. Hem adam genç değil, benim sevdiğim tarzda olgun! Enginar da seviyor mudur acaba?


    Buradakiler beni çok sevdi sürekli tenime ellerini sürüyorlar. Beyaz ten görmedi tabi garibanlar hiç. Şimdi ben onlara uzaydan gelmiş bir yaratık gibi gözüküyorum. Merhaba dünyalı! Ben dostum… Hihihihi!


    Emin ol bu yazıyı da madde madde şeklinde yazmak isterdim ama Panama’da olunca madde şeklinde yazmak istemiyor be insan kızlar. Anlayın beni de.. Gelin Panama’ya bakın sizde benim gibi hissedeceksiniz eminim buna. Demin bir böcek gördüm bu arada. Nahhh bu kadar bir şeydi. Nasıl korktum anlatamam. Jengela diye ıssız adanın ıssız otelinin ıssız bir koruması var. Onun kucağına atlayıverdim. Erik gibi kütür kütür! Dalyan gibi çocuk korudu beni börtü böcekten. Raid’im, Jengela’m!


    Süperim ama di mi? Sırf size yeni konular bulmak için dünyanın öteki ucuna geldim. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bana ödül vermeli yani. Bu kadarını söylüyorum anca. Kısa kestim aydın havası oldu!


Ashton retweetledi! Nasıl mutlu oldum? Yayyyyy!


     Olay olay olay! Şok şok şok! Flaş flaş flaş! Kızzzzzzlar Ashton varya hani Kutcher olan benim yazdığım twiti retweetledi! İnanamıyorum! İ-na-na-mı-yo-ru-m! Nasıl olur böyle bir şey diye düşünüp duruyorum. Hem de Türkçe idi twitim. Canımcım almış bi de Gugıl Translate’e tercüme etmiş. Bana sorsaydın be Ash. Hemen çevirirdim yavrukuş senin için İngiliz aksanımla. Tası tarağı topluyorum okuyucu! NE PANAMA’SI BEEEEE! Yemişim Panama’sını. Ben olmuşum Panama, ben olmuşum kanal! Ashton’ıma gidiyorum ben. LA’e bilette buldum. Sevdiceğime, yağız delikanlıma gidiyorum. Demi de moore moore çatlasın. Hıh!


     Evet okuyucu. Yine havaalanındayım. Hani şu Esenler otogarı gibi olan vardı ya. LA’e doğru gidiyorum. Ayşe Özyılmazel Amerika’yı değiştirmeye gidiyor. Vahapo duy sesini naberrrr? Sana da albüm kapağımdaki hareketi çekiyorum buradan. Arka fon müziği: “Oh olsun!!!!”


***
Ve Ayşeciğin Amerika macerası böylece başlamış olur.

Uçak kalkarken Ayşe’nin son sözlerini duymuş oluruz:

Demi’de kimmiş? Hem ben daha güzelim!

Yazı dizisinin ikinci halkasıydı . Devam edecek~

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…