Ana içeriğe atla

Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa..

Eskimeyen romantizm..

“Olmasa Mektubun”

“Yokluğundan öldü gönlüm..”

     Sermin’in beni mimlediğini gördükten sonra umarım mektup konusu değildir demiştim içimden. Çünkü ne yazacağımı bilmiyordum. Ama madem arkadaşım beni mimledi, “gönderilmemiş mektuplar” konulu bu mim hakkında yazmak boynumun borcudur. Ama siz bunu bir mektup olarak değil de, hayatımın çeşitli evrelerini anlatan bir yazı olarak düşünün. 10 sene önceden başlayacağız. Geçmişi ayaklarınıza getiriyorum; hazır olun.. (Bu yazıdaki bazı isimler doğru, bazılarını ise değiştirdim. Belirteyim dedim)


      Sonbahar 2000

     Hey, küçük Lee nasılsın bakalım? Bu ses nereden geliyor diye endişelendiğini görüyorum. Korkma, çekinme. Ben on yıl sonraki halinim. Sana başına neler geleceğini, nasıl bir on yıl geçireceğini özetlemek için buradayım. Neden mi böyle bir şey yapıyorum? Hiç sorma, uzun hikaye ufaklık. Başlayalım mı? Hadi başlayalım.

     İlkokulu bitirip üniformaya kavuştuğun için mutlu olduğunu hissediyorum. Ne de olsa 6.sınıf oldun ve bir yaş daha büyüdün. Okulda harika bir beş sene geçirdin, şimdi ise önünde uzun bir üç sene var. Seneye mükemmel bir öğretmenle tanışacaksın. Adı Duygu Nalcıoğlu. Türkçe dersleri onun sayesinde daha keyifli geçecek. Hayatına olumlu yön veren insanlardan biri olacak kendisi. Gittiği zaman üzüleceksin, ama merak etme. İletişiminiz o kadar kolay kesilmeyecek. Bunun yanında yeni bir din kültürü hocan olacak. Gözleri görmediği için ders sırasında sınıfta konuşan çok kişi oluyor. Bu yüzden hocan ses duydu mu elindeki sopayı rastgele sallıyor. O yüzden dikkat et, sana denk gelmesin. Televizyonlar o zaman emin ol daha seviyeliydi. Şimdi her şey sarpa sarmış. Abuk subuk evlilik programları, bir sürü kalitesiz dizi baş gösteriyor. Nerde Süper Baba, nerede İkinci Bahar? Ha bir de daha muhafazakarlaştık, Show’un kırmızı noktası rafa kalktı. Tutti Frutti filan yok.

     Çevrende değişik pek bir şey yok. Asıl olaylar lisede başlıyor. O yüzden bu sıkıcı ortaokul yıllarını geçiyorum. LGS sınavını kazanarak Anadolu lisesine girdin ama hemen öyle sevinme. Bir anlık sinirden dolayı çıkan kavga yüzünden kıçına tekmeyi yiyeceksin. Düz liseye gittiğinde ufak bir afallama dönemi seni bekliyor. Geri zekalı insan tanımını daha iyi anlayacaksın. Sınıfında öyle kişiler olacak ki, onların ciddi anlamda beyinlerinde saman olduğunu düşüneceksin. Okulun voleybol takımına seçileceksin, çeşitli tiyatro oyunlarında oynayacaksın. Voleybolunu daha da ileriye taşıyacak, sürekli ilk altıda yer alacaksın. Takımın İstanbul birincisi olacak. Emin ol, o gün hayatının en mutlu günlerinden biriydi. Sınavda kopya vermen için sınıftaki bazı insanlar kendileriyle oturmanı isteyecek. Sakın onlar inanma, gerçek arkadaş tanımının “g”sine uymuyorlar. Çıkar ilişkilerinde daha büyük faydayı sen sağlamalısın, karşı taraf değil.

     Derslerin her zamanki gibi lisede de iyi olacak. Lise ikiye geçtiğinde dershanelerin düzenlediği SBS sınavını kazanacaksın. Buna seviniyorsun, çünkü ailenin dershane yükünü üzerlerinden atmasını sağladın. Lise üçte de aynı durum olacak. Yalnız ufak bir sorun da baş gösterecek, belirteyim dedim. Sözel bölümü seçeceksin, çünkü istediğin meslek olan gazetecilik bu bölümde. Gazeteci olmaya orta ikide karar vermiştin, o zamanda beri mesleğini hiç bir şekilde değiştirmedin. Azimli insansın küçük Lee, tebrik ediyorum seni. Hani küçük bir sorun demiştim ya, işte o sorun yan sınıfında. Didem isimli bir kıza dikkat et, lise hayatını karartabilir.

     Yazmayı sevdiğini belirttiğin bir zamanda seninle tanışacak ve sana karşılıklı yazma teklifinde bulunacak. Derslerde sıkıldığınız zaman yazacaksınız ve teneffüste birbirinize vereceksiniz. Sen bütün saflığınla bu durumu kabul ettiğinde kızın senden hoşlandığını bilmiyordun. Daha sonra bu yazılar uzayacak ve bir teneffüs Didem elinde 6 sayfa yazıyla sana gelecek. Yazının sonunda ise bir itiraf bulunmakta “Senden hoşlanıyorum”

     Onu arkadaşın olarak gördüğünü söyleyeceksin. Didem hiç sorun olmadığından bahsedecek ama daha sonra sınıfındakiler ara sıra ağladığını gelip anlatacaklar sana. Sen arkadaş olarak kalmak istedikçe, o bunu kabullenmeyecek ve ne zaman bir kızla konuşsan okulda gelip konuşmanızı bölecek. Hatta bir kere tekme bile yedin Didem’den Lee. Ne zaman teneffüste senin sınıfına gelse, erkek arkadaşlar “Ooo, Lee, Lee, Lee seninki geldi!” diye bağıracak. İlk zamanlar utansan da, sonradan kulak asmayacaksın. Didem liseden mezun olana kadar peşinde olacak ama ondan sonra bir daha haberini almayacaksın.

     Okul haricindeki çevrende de değişiklik var. İlk gördüğünde serserinin teki, işe yaramaz diye nitelendireceğin insanlar senin yakın arkadaşların olacak. Grip olmuş bir biçimde yatağında yattığın sırada bir tanesi seni arayacak. Hastayım deyip telefonu kapattıktan 15 dakika sonra kapın çalacak. Karşındaki konuştuğun arkadaşın ve çeşitli ilaçlar ile çorba alarak sana gelmiş. Dışarıda tekme tokat birini döven kişinin sana çorba pişirdiğini görmek, unutulmaz bir deneyim olarak hafızana kazılacak.

     Lise sonda bir sürü yeni deneyim yaşayacaksın. Hele bir tanesi var ki ondan burada bahsetmiyorum, çünkü sana sürpriz olmasını istiyorum. Yaşadığın zaman bakalım benim verdiğim tepkinin aynısını verecek misin? Şarkılar senin hayatın olacak, onlarla mutlu olup yeri geldiğinde de üzülmeyi bileceksin. Rahat bir insan olduğun için büyük üzüntüler seni beklemiyor. bu konuda biraz da şanslısın sanırım. Her zaman yüzündeki o kocaman gülümseme ile insanlarla samimi bir şekilde konuşacaksın. İçinde kötülüğe yer var ama bunu sadece sana yanlış yapmış insanlara gösteriyorsun.

     Üniversite zamanını anlatmıyorum, çünkü tadının kaçmasını istemiyorum. Bazı şeyler yaşayarak öğrenilmeli, değil mi ufaklık? Yalnız N diye biri var; ona dikkat etmeni istiyorum. Yakın arkadaşın gibi görünse de, o kişi sadece bir kalemde silinecek bir varlık. Erken farkına varamaman sadece zamanını etkileyecek, çünkü sen hala aynı insansın.

     Son olarak ileride bir de blog açıyorsun. Sana şunu diyeyim, asla onu boşlama tamam? Onunla ilgilen, sevgiyle büyüt onu. Çünkü sen yazmayı seviyorsun. Çünkü sen yazmanın sana enerji verdiğini düşünen insanlardansın.

Seni her zaman seven yirmi yaşındaki halin..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…