Ana içeriğe atla

Coffee Prince: Samimiyet iş başında..

En sevdiğim Kore dizisi..

     Bu dizi hakkında bir sürü yazı yazıldı. Doğal olarak insanlar doyma noktasına geldi. Ama ben hiç yazdım mı? Hayır. Halbuki Coffee Prince My name is Kim Sam-Soon ile beraber benim en sevdiğim Kore dizisidir. İnsanların doyum noktasına ulaşmasına rağmen okuyacakları bir yazı yazmak istiyorum. Bu yüzden biraz daha nedenleri irdeleyerek, neleri beğendiğimizi detaylandırarak oluşturacağım yazımı. Haydi rastgele.

  Coffee Prince MBC kanalının 2007 yılında yayınladığı 17 bölümlük bir dizi. Türü romantik-komedi. Cıvığını çıkaranların yanından parlayarak ön tarafa geçen ve bileğinin hakkıyla aldığı reytinglerle başa oynayan bir dizi oldu zamanında. Diğerlerinden farkı neydi peki? Bu zamana kadar bir sürü benzeri dizi/film yapılmasına rağmen biz Coffee Prince’i neden bu denli bağrımıza bastık? İşin sırrı detaylarda gizli.

Oyuncularımız..

     Başlıkta da yazdığım gibi bu dizinin kimyası tamamen samimiyetle alakalı bence. Baş karakterlerin yaşadığı her şey o denli gerçekçi yansıtıldı ki, insanlar hemen sevdi. Konusu bilindik bir konu. Küçüklükten beri babaları olmadığı için evin işleriyle ilgilenen Eun Chan kendine bakmaya fırsat bulamamış bir kızcağız. Saçları kısacık, erkek elbiseleri giyiyor; bu yüzden damgayı da yemiş çoktan: Erkek Fatma! Ama kendisi hiç şikayetçi değil. Kimseye açıklama gereği de duymuyor. Bu çok çalışkan kızımızı TRT’nin yayınladığı Goong’tan hatırlayabilirsiniz.

     Esas oğlanımız ise 30 yaşına merdiven dayamış ama bir baltaya sap olamamış, tembelliğin kitabını yazmış biri: Choi Han Kyul. Evlilik olayına kilometrelerce uzaktan bakan, babaannesinin parasıyla yan gelip yatmanın çok tatlı olduğunu düşünen karakterimiz esas kızımızla bir hırsızlık esnasında tanışıyor. Buralara pek fazla girmek istemiyorum. Zaten dizilerin en önemli sahnelerinden biri bence tanışma faslıdır. Detaylı anlatınca asidi kaçar, olmaz. Ama Kore dizilerindeki tanışma sahnelerini açıkçası hiç ama hiç sevmiyorum. O kadar tesadüf anca Yaprak Dökümünde görülmüştür. Üç dört Kore dizisi izleyen arkadaşlar ne demek istediğimi iyi anlamışlardır.

     İşte bizimkiler birbirleriyle tanışırlar, Eun Chan çocuğa kız olduğunu söylemez, zaten uzaktan bakan kimse kız mısın demez buna. (Uzakdoğu için söylüyorum, yoksa burada kız kılığına gir de bir sokağa çık. Yedirebilirsen helal olsun) Daha sonra Han Kyul’un müzik yapımcısı kuzeni ile uzatmalı sevgilisi de işin içine giriyor ve dörtlümüz böylece tamamlanmış oluyor.

    

>Neleri Beğendim..


     Gong Yoo gerçekten harika oynamış. Şüphesiz dizinin bir numaralı oyuncusu. Onun hissettiklerini biz de hissettik, güldü biz de güldük, sinirlendi gerildik. Oyuncu dediğin böyle olmalı. Ayrıca kızlar gülüşüne hasta, belirtmeden geçmeyelim. Askerden dönmesini dört gözle bekleyen tanıdıklarım vardı.

     Yoon Eun Hye erkek kılığına giren kız rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Hana Kimi deki Horikita Maki’den daha iyi canlandırmış bu rolü. Saçını üflemesi (bir türlü başaramıyorum, şit!) herkesle hemen kaynaşması, annesi ve kardeşiyle olan ilişkisi çok güzeldi. Özellikle Han Kyul’un babaannesi ile olan sahnelerde ben inanılmaz eğlenmiştim. Belirtmeden geçmez olmaz.

     Alışılmışın dışında bir şey izlememize rağmen Kore’de reytinglerinin birçok diziden daha iyi olması. Erkek kılığında bir kızımız var ve biz dizi boyunca esas oğlanın ona tutkuyla bağlanmasını izliyoruz. Onun erkek olduğunu düşünerek..

     Gong Yoo’nun acaba ben gay miyim, bir erkeğe karşı nasıl böyle hissediyorum diye düşünmesi bizi de düşündürtüyor. Sen 30 yaşına kadar kızlara bakan biri ol, hatta dokuz yıldır kuzeninin sevgilisine platonik bir şekilde bağlan, ama erkeğin teki (erkek kılığında kızın teki de diyebiliriz) gelsin senin hayatının en önemli noktası olmayı başarsın. 17 bölümlük bir dizi olmasına rağmen hiçbir şekilde cıvıtmadan Han Kyul’un duygu gelişimini güzel bir şekilde izledik.

     Yan karakterlerin hepsi birbirinden iyiydi. Bir tek kafenin müdürü hariç. O adam inanılmaz pis biri. Oha dedim lan, bu nasıl bir pislik. Evini resmen bok götürüyor, iki gün kalsanız küflenirsiniz, kir topağı olursunuz. O derece iğrençti. Daha önce Bay Kibirli ile 100 Gün filminde buna benzer iğrenç bir sahne izlemiştim. Kanaatim şudur ki, Koreliler bu iğrençlikleri seviyor. Hayır osurursun, geğirirsin bunlar normal şeylerdir ama yere düşen dondurmayı alıp, üzerine yapışan pislikleri çıkardıktan sonra tekrar yemekte abes yani. Çüş Bay Hong!

     Han Kyul’un teras katına resmen bayıldım. Zaten genelde Kore dizilerinde kullanılan mimari yapılar inanılmaz güzel oluyor. Adamlar özene bezene ev arıyorlar sanırım. Böyle bir teras katım olsa, yıldızların bütün parlaklığıyla gözümü kamaştırdığı bir gece şarabımı yudumlasam, yanımda en yakın arkadaşlarım ya da sevdiğim insan olsa.. Dünya bana güzel olur, ben dünyanın en mutlu insanı olurum!

   
      Dizideki okyanus sahnesi oldukça güzeldi. Eun Chan’ın uyuması, Han Kyul’un o uyuduktan sonra sarılma çabaları.. Açık açık bir şeyleri yapamıyor, ama aynı zamanda da bastıramıyor. Bu yüzden kimsenin farkında olmadığı zamanlarda kendince mutlu olmak için çabalıyor. Oyun odasında Eun Chan’ın yüzünü elleyip okşaması gibi. Bakınız aşağıdaki üçlünün ortasındaki foto..

The Melody - 랄랄라, It's Love!


      Bu şarkıya bayılmıştım. Mp3’ümde var ve çalmaya başladığı anda ben de eşlik ederim. La la la la la diye giriş yaptığımız bu harika eser Coffee Prince’in bize kattığı güzel şeylerden yalnızca bir tanesi.

      Han Seong’un Eun Chan’ı güzelleştirip galeriyi götürdüğü kısımlar da oldukça güzeldi. Kızımızın gerçek güzelliğinin ilk farkına vardığı zamandı. Zavallım topukluyla yürüyemiyordu ama o ayakkabılar sayesinde birinin kalbi küt küt atmaya başlamıştı.

      Bir diğer önemli nokta ise Han Kyul’un iki arada bir derede kalışı ve sadece kadın olduğu için artık eskisi gibi duygular beslemediği Yu Ju’nun yanında soluğu alması durumudur. Laptopunda resmini yakınlaştırdıkça yakınlaştırıyor, daha sonra ise kendine kızıp ekranı kapatıyor. Deli!

      Han Kyul’un mini cooperı. Feci derecede istiyorum, öyle böyle değil, bayıldım arabaya. Üstü de açılıyor, püfür püfür! Elde etmeliyim, benim olmalı, uzak diyarlara gitmeliyim.

     Kuzenimiz Han Seung, Eun Chan’ı arayıp sürekli yeni yeni müzikler dinletiyordu. Fikirlerini duymak istiyormuş. Biz de bu sayede dizi boyunca birçok güzel müzik keşfettik. Hatta Eun Chan’ın enstrümanlar ile giriştiği bir savaşı bile var.

      Han Kyul'un evindeki tuvalete taktım ben. Evin tek kusuru bence o. Ne bir kapı, ne bir perde. Hiçbir şey yok. Düşünsenize bana misafirliğe gelmişsiniz ve orada işinizi halletmeye çalışıyorsunuz. Komedi resmen, ama bir yandan da mantıklı. Kimse  o klozet sayesinde bende yatıya kalamaz aha.

      Esas oğlanımızın kızımıza sabahın köründe telefonda şarkı söylemesi. Hatta sizi şöyle alayım.Bir güzel dinleyin. One more time!   Siz siz olun, böyle bir sevgili buldunuz mu asla kaçırmayın. Zaten sorun bulma kısmında di mi?

      Kafenin bütün elemanlarının dağ başına elma toplamaya gitmeleri. O sırada kafenin tanıtımı için çektikleri video. Tekrar tekrar izlenesi sahnelerden yalnızca biri. 

  Ve son olarak meşhur sahnemiz:

“Sadece bir kere...

Sadece bir kere söyleyeceğim o yüzden iyi dinle.

Senden hoşlanıyorum.

Erkek ya da… Ya da bir uzaylı ol...

Artık umurumda değil.

Hislerimden kurtulmaya çalıştım ama yapamadım...

O yüzden gidelim, ilerleyebileceğimiz yere kadar ilerleyelim.

Birbirimize bir şans verelim”

 

     Bütün arkadaşlarıma bu diziyi izlemelerini öneriyorum, en son kulübümüze iki kişiyi daha kattım. Zaten Uzakdoğu’ya Hana Kimi, Coffee Prince ve My name is Kim Sam-Soon ile başlayan kişiler kolay kolay kopamaz. Bu üç dizinin sihirli dokunuşları var. Coffee Prince insanları kendine çeken, üstüne bir de sevdiren, arada kopmaz bir bağ oluşturan yegane romantik komedilerden. Bu tür yapımların kıymetini iyi bilmeliyiz. “Kıymetlimmssss”

     Eğer ben de izlemek istiyorum diyor ve bunu Türkçe olarak gerçekleştirmek istiyorsanız, o zaman buraya tıklayın. İndirmek isteyenleri de düşündüm. Onları da şöyle alıyoruz.

 

Anketimiz..

Han Kyul kimin olmalı?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …