Ana içeriğe atla

Yüreğim Seni Çok Sevdi

Kapak tasarımı iğrenç..

 

     Daha önce Bu Yalan Tango hakkındaki yazımda sanırım sevgili La Fea demişti “senden daha fazla kitap tanıtımları/incelemeleri bekliyorum” diye.. O yazıdan sonra pek kitaplar hakkında yazamadım; kısmet sevgili Canan Tan’a aitmiş. Bu güzel kitabı size anlatmadan önce iğrenç kapak tasarımından bahsetmek istiyorum. Yukarıdaki kapağın ne derece iğrenç olduğunu siz de fark etmişsinizdir. Boyama defterlerini anımsatan, internet kafelerde kameradan çekilmiş ve daha sonra onu güllerle süsleyerek Facebook’a eklenen fotolar gibi. Kapak tasarımından nefret ettim. Ve bizim ülkemizde fiyat etiketinden sonraki en önemli etiket olan kapağa bakıp satın alma olayı bu kitapta ters etki yaratmış olabilir.

     Kapağın iğrençliğinin yanında kitabımız oldukça güzel. Ben kitabı kuzenim sayesinde okudum. Almanya’ya geri dönmeden bir gün önce akşam bu kitabı bitirdi kuzenim ve ben de merak ederek başladım okumaya. Amacım 20-30 sayfa okuyup bırakmaktı, ama öyle bir sardı ki 479 sayfalık bu eseri o gece bitirdim. Peki neleri etkiledi beni? Sıradan bir aşk hikayesi bu denli bünyeyi sarabilir mi? Hepsi bu yazıda.

     Yüreğim Seni Çok Sevdi de Aslı ile Murat’ın hikayesine konuk oluyoruz. Canan Tan’ın daha önce Piraye’sini okumuş, beğenmiştim. Bu kitabını da oldukça sevdim. Son zamanlarda Türk yazarlara sırtını dönen ben, bu kitap sayesinde yerli eserlere bir kez daha kucak açmış oldum. Kitabın dili belki basit olabilir, ama bu yüzden cümleler akıp gidiyor, hikaye sizi içine çektikçe çekiyor. Hikayemize Aslı ile giriş yapıyoruz. Aslı, başarılı, hırslı, çalışkan bir kız. Tuttuğunu koparan, sözünü sakınmayan, hırsıyla göz doldurup bazen bu özelliğine yenik düşen, ara ara dik başlı, mantığı ve kalbi arasında gelgitler yaşayan bir genç. İTÜ’yü kazanmasıyla biz de kitaba giriş yapıyoruz. Babası da daha önce bu üniversite de okumuş; o yüzden öve öve bitiremiyor. Çocukluk arkadaşı Ferda ve Ferda’nın sevgilisi ile güzel bir 5 yıl geçireceğini düşünüyor. İşletme okuyorlar ve kitap hazırlıkta başlıyor. Gerçi hazırlık sınıfı kısmı hemen geçiyor çünkü dördünce kişimiz, yanı esas oğlan Murat hazırlık okumayıp dil eğitimini İngiltere’de alıyor.

     Emre Aslı’ya sürekli Murat’ı anlatıp duruyor. Kankasının nasıl iyi biri olduğunu, o gelince mükemmel bir grup olacaklarını filan. Ferda ile Emre belli ki Aslı’ya Murat’a yamamaya çalışıyor. Böylece herkes çift olmuş olacak. Aslı ise zengin insanlardan, her şeyi kolayca elde eden kişilerden nefret ediyor. Dolayısı ile ne zaman Murat lafı geçse bir yerde, daha tanımadığı halde lafları ağızlara tıkıyor. Kendi kendini sorguluyor “Tanımıyorum ki ben çocuğu, neden bu kadar nefret ediyorum”

Sen, benim vücudumu ele geçiren o inanılmaz duygu!

     Birinci sınıfa geçiyorlar ve esas oğlanımız da kitaba dahil oluyor. İlk karşılaşma klişenin Allah’ı bir şekilde oluyor. Aslı ile Murat tartışıyor, Aslı ortamdan uzaklaşıyor. En büyük aşklar nefretler başlar tezi bayağı iyi işliyor şu hayatta. Murat ise Aslı’ya nazaran daha mantıklı, daha oturaklı. Şiire tutku derecesinde bağlı. Hatta Şiir Bahçesi dediği kocaman bir dosyası var. Dosyadaki bütün şiirleri hattatları kıskandıracak derecede güzel olan el yazısıyla tek tek kendisi, emek harcayarak işlemiş. Özellikle Nazım Hikmet’e aşık. Onun şiirlerini su gibi, yiyecek gibi, hava gibi görüyor. Bağlı, sımsıkı, hiçbir şekilde koparılmayacak bir kördüğüm ile..

     Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. Kitapta Nazım Hikmet’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Fuzuli’nin, Neruda’nın şiirleri bulunmakta. Açıkçası bu detayı ben çok sevdim. Şiirleri oldukça severim, özellikle Nazım Hikmet’e ben de derim bir saygı duyarım ve Canan Tan Nazım’ın en sevdiğim şiirlerini ustaca kitabı içine yerleştirmiş. Zaten kitabın arka kapağı da her şeyi anlatıyor.

"Biliyorum, imkânsız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime..." demişti Murat.
"Çünkü, Yüreğim Seni Çok Sevdi!.." Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.
"Yüreğim seni çok sevdi
o yürek talan
o yürek yangın yeri
o yürek seni istiyor
bir tek seni..."

     Aslı’nın anne babası da Nazım Hikmet şiirleri ile birbirlerine aşık olmuş. Murat’ın şiir tutkusunu, Nazım tutkusunu öğrendiğinde yelkenlerini suya indirmeye başlıyor. İkili daha iyi anlaşıyor, artık Aslı tavlayı Barış’la değil, Murat’la oynuyor. Kızımız tam bir tavla tutkunu. Bunu büyük bir hırs yaparak Murat’ı yenişlerinden de anlayabiliriz. Hatta Murat sırf bir oyundan sonra Aslı’nın hırslı olmasında girerek analiz yapmıştı.

     Kitapta Aslı’ya ara ara sinir olabilirsiniz. Çünkü ciddi anlamda gelgitler yaşıyor. Bütün her şey ortada, kartlar tamamen açık, ama o hala ya şöyleyse gibi düşünmekten kendini alamıyor. Saf ayağına yatıyor, bu da ona yakışmıyor. Murat Şiir Bahçesi’ni Aslı’ya gösteriyor ve Aslı artık hoşlanıyor muyum, yoksa seviyor muyum moduna giriyor. Bundan sonra erkeğimiz ile kızımız anlaşıyor. Murat her gün 1 tane şiir ile gelecek okula. Sevdiği şiirleri el yazısıyla yazıp Aslı’ya veriyor. Şiirler genelde Nazım Hikmet’ten oluyor ve kitaptaki bütünlüğe o kadar uyum sağlamış ki, sanki bu şiir kitabın bu kısmı için yazılmış hissine kapılıyor.

     Birinci sınıf bitiyor ve Murat Bursa’ya gidiyor. Kendisi Bursa’da yaşıyor. Hatta babası Bursa’nın imparatoru olarak anılıyor. Holding sahibi bayağı zengin bir ailenin çocuğu bizimki. İkinci sınıfa geçtiklerinde Aslı’ya verdiği şu Nazım şiiri ile her şeyi daha net, daha berrak anlıyoruz:

saksılarda hala tek tük karanfil bulunsa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan
tohum saçılıyor.
ve zeytinler devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da.

      Ferda bu şiiri okuyunca Aslı’ya Murat’ın ona aşık olduğunu söylüyor. Ama bizim kız ne yapıyor? Hayır değildir diye kestirip atıyor. Bu mesela beni deli etmişti kitabı okurken. Aslı’nın gerçeklere gözünü kapatması ve aşık olmaktan korkması, bağlanmaktan çekinmesi durumu sinir bozucu olabiliyor. Çünkü Murat karakteri o denli harika çizilmiş ki, ister istemez bu kadar mükemmel bir çocuğa yaptıklarını okuyunca tepkiler çıkıyor ağızdan bir bir.

    Yine bir parantez açıyorum. Kitaptaki karakterlerin işlenişi değil de, o aşk, o yapılan jestler gerçek olduğu kadar, bu gerçekliği de bir hayli uzak. Yer yer düşündürtüyor, yahu böyle büyük aşk olur mu? İnsan bu kadar çok sever mi diye. Sevgilisinden bir gül bile almayan kızlar. kitapta Murat’ın Aslı’ya her gün el yazısıyla yazdığı şiirleri okuyunca ufak ufak “kıskanabiliyor, gıpta edebiliyor” İşte sonra da yukarıda yazdım, Aslı’ya küfürler başlıyor.

     Bu arada Murat Aslı’ya aşık olduğunu, ona tutulduğunu söylüyor. Ve bunu benim de en sevdiğim Nazım Hikmet Ran şiirlerinden biriyle yapıyor: Durup dururken.. Aslı şaşırıyor, daha sonra o da duygularını kabulleniyor ve ikilimiz sonunda çıkmaya başlıyorlar. Okuyucular da oh be diyor. / Şu dizler o kadar güzel ki, şu şiir insanı alıp başka diyarlara huzur dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Bizi mutlu ediyor ama daha sonra her güzel şey gibi son buluyor. Ve biz de bazen renkli, bazen solgun gerçek dünyaya geri dönmüş oluyoruz. Nazım Hikmet’in ne harika bir şair olduğunu aşağıdaki satırlardan anlayabiliriz:

Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
Durup dururken kafamda bir güneşli duman,
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...

     Kitaba geri dönelim. Birazcık daha bahsedeceğim, sonra diğer kısımları ise anlatmayacağım. Zira yeteri kadar irdeledim kitabı. Bursa gezisi oluyor. Bizimkiler sınıfça Bursa’ya gezmeye gidiyorlar. E, rehberiniz kim? Tabi ki Bursalı olan Murat ve Emre.. Planlar yapılıyor ve Bursa’ya doğru yol alıyoruz. Bu arada yazarımız Canan Tan Bursa’yı ilmik ilmik dokumuş. Böyle bir gezi kitabındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Bursa’nın ünlü yerlerinin bilinmeyen özellikleri kitapta bayağı yer tutuyor. Daha sonra Amerika’da böyle incelenmiş. Ben o kısımlara girmeyeceğim. Bursa’ya gidiyorlar, geziyorlar ve biz Aslı’nın korkusunu öğreniyoruz.

     Kızımız Bursa’yı sevmiyor ve Bursa’dan korkuyor. Murat’ın ailesinin servetinden, onu kabul etmeyeceklerinden çekiniyor. Bu yüzden Bursa’ya gitmeyi ilk başta hiç istememişti. Elinde olsa adım bile atmak istemiyordu. Çünkü biliyordu, elbet gün gelecek Murat’ın ailesiyle tanışacaktı. Tepkilerini kestiremiyordu ve bu da onu korkutuyordu.

     ***

     Kitabı buraya kadar anlatacağım. Devamını anlatmaya gerek yok, yoksa okuyacak bir şeyiniz kalmaz Kendi görüşümden biraz daha bahsedeyim. Kitabı sevdim mi? Evet sevdim. Gecemi ona verdim ve sonucunda tatmin oldum. Kitaptaki şiirler dışında öyle edebi bir dil yok, ama zaten her zaman da Elif Şafak okuyacak değiliz. Arada böyle kafamızı boşaltan, rahatlamamızı sağlayan kitaplara da ihtiyacımız. Kitapta beni en çok etkileyen şey kendimden bir şeyler bulmamdı. Bu, bence birçok insan için geçerli bir durum. Okuduğunuzda kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir eser Yüreğim Seni Çok Sevdi.

    Bu uzun yazıyı kitaptaki en sevdiğim kısmı yazarak bitirmek istiyorum. Ben okuduğum bir kitabın sevdiğim kısımlarını kalemle çizenlerdenim. Burada ise favori, hatta bayıldığım, çok sevdiğim kısım şu oldu:

     [Sınıfımız geziye çıktıkları sırada bir restoranda yemeklerini yerler. Daha sonra herkes dans eder. Kimi ata barı, kimi efe, kimi çiftetelli ile marifetlerini gösterir. Murat sahneye çıkar ve bir güzel oynar. Aslı bunun altında kalır mı, o da kendi yöresinden olan bir dansın altından başarıyla kalkar. Murat Aslı’nın bu özelliğini hiç bilmiyordur. Bayağı bir şaşırır ve sonra ikilimiz dans ederken Aslı’ya ağzından şu cümleler dökülür]

***

Henüz tanımadığım kaç yüzün var daha geride?

Bu değişken halinle, tekrar tekrar aşık ediyorsun beni kendine.

Bir Aslı’yı sevdiğimi sanırken, bin Aslı’yı sevdiriyorsun bana..

***

Yüreğim bu kitabı çok sevdi..

[The Lee Post]

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …