Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adaya uğruyoruz: Japon Top 5’i..

Hindistan ile ilgili olan yazımdan sonra sıra geldi ada diyarımız Japonya’ya. Bu ülkenin şarkılarını daha çok beklediğinize eminim. Japon müziği ben oldum olası sevmişimdir. Gerek geleneksel müzikleri, gerekse J-pop, J-Rock tadından yenmeyecek derecede hoştur. Benim bu listem pop ve slow ağırlıklı oldu biraz. Bu sefer giriş yazısını kısa kesiyorum ve müzik ziyafetine hoş geldiniz diyorum. Bilgisayarımda 9000’den fazla Japonca şarkı var ve ben doğal olarak hepsine bakamdım. Bu yüzden en çok dinlediklerimden güzel bir liste hazırladım size. Arkanıza yaslanın, kulaklıklarınızı takın ve rahatlayın. Çünkü başlıyoruz..    5.Orange Range| Ikenai Taiyou     Bu şarkıyı hepiniz meşhur dizi Hana Kimi (Hanazakari no Kimitachi e)’nin  açılış şarkısı olarak tanıdınız. Ben de ilk dinlediğimde fellik fellik aramıştım. Şarkı güzel, insanı gaza getiriyor. Ama bu listeye girmesindeki en önemli neden Yakışıklılar Cenneti. Video da ise Coffee Prince görüntüleri eşliğinde şarkıyı dinliyorsunuz. Bu da benim…

Merve, aptallar üçlüsü ve Survivor

Hurley olsa iyi aptallar üçlüsü, kötü aptallar üçlüsü diye ayırırdı.Kaichou wa Maid-sama!’yı izleyenler aptallar üçlüsünü iyi bilir: Sarashina-Shirokawa-Kurosaki.. Ben bu üçlüyü şahsen çok seviyorum. Onları izlerken çok eğleniyorum. Ama şimdi size başka bir aptallar üçlüsünden bahsedeceğim. Bizimkilerin aksine bunlar oldukça sinir bozucular: İhsan, Aydın ve Ertan.. Survivor’ın gülleri.     Acun Ilıcalı’nın Show Tv’ye kadrolu eleman olarak aldığı Var mısın Yok musun? yarışmacıları bildiğiniz gibi Survivor’a transfer oldu. Kutu açarken aralarından su sızmayan sevgi pıtırcıkları, adada neredeyse birbirlerini yiyorlardı. Hemen gruplaşmalar başladı, dedikodu, iftira, ayak kaydırma günlük rutin işlerinden oldu bizimkilerin. Bol ağlama sosu da eklenince üstüne,  Türk halkının ekrana yapışarak izlediği bir “yarışma” programı ortaya çıktı. Haftalar geçti, elemeler oldu ve şu anda adada dört kişi kaldılar. Ben de artık dayanamadığımı fark ederek bu yazıyı yazmaya karar verdim.      En son Oğuzh…

Hayaller, arzular ve uzaktan bakmalar..

Sevgili Bunu Sevdim’in“şu” yazısını okuduktan sonra yaptığım yorum bana mim olarak geri döndü. Ben de biraz gecikmeli de olsa yazmaya karar verdim. Konumuz uzaktan sevdiğimiz 5 hayalimiz. Herkesin melül melül baktığı, iç geçirip bir gün elde etmek/gitmek istediği hayalleri vardır. Benim de olduğu gibi.. Hadi şimdi bu hayallerin içine girelim biraz.    > Güney KoreGüney Kore benim içimde bir ukdedir. Bunu zaten blogumu okuyan herkes bilir. Geceleri rüyama giren ender ülkelerden. Böyle gideceğim, sokak sokak gezeceğim. Vize sürem bittiği zaman da beni geri göndermek için havalimanına götürenlere direneceğim. Kendimi havalimanına kelepçeleyeceğim “Gitmiyorum ulan, götüremezsiniz beni” diye bağıracağım filan. Karış karış her toprağını keşfetmek istiyorum, bütün yemeklerini denemek istiyorum, gerekirse biriyle evlenip Kore vatandaşı olmak istiyorum Yemeklerine az çok alışığım ama tabi ki de yiyemeyeceğim bir sürü başka yemekleri de yok değil. Mesela saunaya girip hayatta yumurta yemem b…

Justin Bieber'ı yeryüzünden silme derneği..

Türkiye'de en sevmediğim insanı bilenler iyi biliyor ama bu soruyu dünyada olarak çevirip bana sorarsanız artık yeni bir cevabım var: Justin Bieber! Bu 94 doğumlu Kanadalı bebeye 6-16 yaş arası tıfıllar bayılıyor. Facebook'a fotoğraflarını ekleyip profillerine koyuyorlar, 9.5 milyon kişi onu beğenmiş, Youtube'ta Baby isimli osuruktan şarkısı 260 milyoz kez izlenmiş, Twitter'da Trending Topics kısmında her daim kendisini görebiliriz filan.

     Bu velet Youtube'a koyduğu videolarla ünlendi bir de. Elinde gitarı "Bu şarkısı senin için yazdım bebeğim" diyerek asosyal, zavallı kızların derdine hızır gibi yetişti. Altında Ferrari almış, bir de onu çeken gazeteciye dilini çıkartıyor. Para sıçıyor derler ya, aynen öyle biri oldu çıktı.

     Peki seveni kadar nefret edeni de olan bu çocuğu niye sevmiyoruz. Bir kere ilk olarak tipi kayık. Bildiğin yamuk bu. O saç kesimi zaten katil olmaya yeter de artar bile. Kıpkırmızı dudaklar, bembeyaz dişler, yeminle ilk gördüğü…

Yüreğim Seni Çok Sevdi

Daha önce Bu Yalan Tango hakkındaki yazımda sanırım sevgili La Fea demişti “senden daha fazla kitap tanıtımları/incelemeleri bekliyorum” diye.. O yazıdan sonra pek kitaplar hakkında yazamadım; kısmet sevgili Canan Tan’a aitmiş. Bu güzel kitabı size anlatmadan önce iğrenç kapak tasarımından bahsetmek istiyorum. Yukarıdaki kapağın ne derece iğrenç olduğunu siz de fark etmişsinizdir. Boyama defterlerini anımsatan, internet kafelerde kameradan çekilmiş ve daha sonra onu güllerle süsleyerek Facebook’a eklenen fotolar gibi. Kapak tasarımından nefret ettim. Ve bizim ülkemizde fiyat etiketinden sonraki en önemli etiket olan kapağa bakıp satın alma olayı bu kitapta ters etki yaratmış olabilir.      Kapağın iğrençliğinin yanında kitabımız oldukça güzel. Ben kitabı kuzenim sayesinde okudum. Almanya’ya geri dönmeden bir gün önce akşam bu kitabı bitirdi kuzenim ve ben de merak ederek başladım okumaya. Amacım 20-30 sayfa okuyup bırakmaktı, ama öyle bir sardı ki 479 sayfalık bu eseri o gece bitirdim…

Şarkılarıyla, danslarıyla Hindistan..

Hindistan benim için Japonya ve Güney Kore’ye eş değer bir ülke. En az onlar kadar seviyorum. Mistik, içinde binbir türlü gizem barındıran, sefalet ve huzurun bir arada bulunduğu ender yerlerden biri. Bu koca ülkeyi baştan sona gezmek en büyük isteklerimden biri hatta. Hindistan hakkında bir yazı yazacağım ilerde, bugünkü yazım ise bu güzel ülkenin müziğiyle ilgili. Biliyorsunuz son zamanlarda Bollywood bayağı atak yapmış durumda. Ardı ardına kaliteli ve güzel filmler çıkartıyorlar. Kollywood ve Tollywood’da hızla büyümeye devam ediyor. Hint filmlerinin genel özelliklerinden biri bol bol şarkılı ve danslı olması. Film süreleri de oldukça uzundur. Neredeyse bütün filmler 2 saatten fazladır. Bu uzun süreli filmlerden de ortalama 5 tane klip çıkar genelde. Hindistan’da film müzikleri, yapım daha vizyona girmeden 3 ay önce piyasaya sürülür. Hatta müzik albümleri ne kadar tutarsa, filmin de o kadar ses getirip, başarılığı olacağı anlaşılır.      Genel olarak bu şarkılar oldukça güzeldir. S…

Küçük Sırlar, boşa giden büyük umutlar..

Su'yu neden herkes kıskanıyor?
Ve ben kim miyim?
Zor söylerim size bu sırrımı.
Beni sevdiğinizi biliyorum ulan.
Muck muck
Küçük Sırlar

     Girişi de güzelce yaptık. Siz şimdi o başlığa takılmayın. Zira zerre umudum yoktu bu diziden. İlk bölümden çuvallar demiştim, haklı da çıktım.       Şimdi biliyorsunuz Amerika'da Gossip Girl isimli güzel bir gençlik dizisi var. Her ne kadar kombine kimi eli kimin cebinde belli olmasa da, gerek mekânlar, kıyafetler, gerekse oyuncular, dizide kullanılan müzikler güzel. Dizi de izleniyor ve özellikle genç nesil tarafından iyice benimsenmiş durumda. Bunun da farkında olan Türk yapımcılar ağızlarındaki salyaları daha silmeden hemen işe koyulmuşlar ve ortaya dalga geçeceğimiz, diziye benzeyen bir şey çıkarmışlar.      Daha önce Sex and The City'i bize Omuz Omuz'a diye kakaladılar. Dizide Pınar Altuğ'da yer aldığı için ben türünü ilkin korku olarak düşünmüştüm. A…

İstanbul’un Kore marketi de oldu..

Astrea'nın Twitter’daki şu tvitini okuduktan sonra şaşırmak ve mutlu olmakla beraber hemen araştırmalara başladım.

     Burada neler neler oluyor da bizim haberimiz yokmuş. Restorantlar, hediyelik eşya dükkanları, Annyong diyenlerin %100 artması filan derken sonunda bu da oldu. İstanbul’a Kore marketi açıldı.

     Üstüne bir de internet sitesi açmışlar. http://www.smartmarket.com.trİçerik tam Türkçe değil, ne de olsa yeni. Görmek kesinlikle farz oldu. En kısa zamanda ziyaret edilecek ve detaylar size anlatılacak. Yalnız iyi miktarda parayla gitmek lazım yoksa gözüm kalır benim.

     Marketin büyüklüğünü bilmiyorum ama bildiğim tek şey içinde kaybolmak istediğim. Bir de poşetlerle eve geldikten sonra annem ne aldın oğlum diye sorduğunda kimbap, kimchi, biraz da soju diye cevap verdiğimde alacağı yüz ifadesini çok merak ediyorum. Azmime hayret olacak ama, buna eminim.

     Gitmek isteyenler için adresi de hemen verelim. Giderken Lee tavsiye etti lütfen deyin, çünkü ileride komisyon y…

Pyaar Impossible: Aşk tek kişilikte güzeldir..

1 Beauty + 1 Geek = PI
     Bollywood, yani Hint sineması ile oldukça haşır neşir bir insanımdır. En az haftada bir Bollywood yapımı olan filmlere göz atıp, izlerim. Son zamanlarda Uzakdoğu filmlerine sırtımı dönüp Hindistan’a kucak açsam da, bu sevgiyi sonuna kadar hak ediyor bu güzel ülke. Şimdi size bahsedeceğim film ise Pyaar Impossible/İmkansız Aşk.. Önce filmin konusundan bahsedeyim, sonra da oyunculara bakalım.
Konusu:      Çekingen, geek ve asosyal bir genç olan Abhay, üniversite okurken gördüğü Alisha’ya âşıktır. Okulun en popüler kızlarından biri olan Alisha ise, Abhay’ın varlığından bile habersizdir. Abhay imkânsız olmasına rağmen bu aşkı içinde tutmaya devam eder. Düşünsenize, sıkıcı, teknoloji manyağı ve asosyal biri ile kampüsün kraliçesi nasıl aynı çerçevede yan yana durabilir? İlerde yolları bir kez daha kesişecek ve Abhay bu sefer içinde büyüttüğü aşkı Alisha’nın öğrenmesine izin verecek midir? Bu aşk mümkün mü yoksa imkânsız mı?
     Filmimizin konusu kısaca böyle. Oyunc…