Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yegane amacıma ulaştım: Mimlendim!

Son günlerde bilgisayarım ile aramda yine yeni yeniden soğuk rüzgarlar esmekte.. Bir afra tafralar, monitörünü kapatıp açmamalar filan. Aramız limoniydi ve ben onun gönlünü alarak şu anda size bu yazıyı yazabiliyorum. Teyzemlerim gelmesiyle monoton günlerim yerini renkli cıvıldamalara bıraktı ve bu da beni sizden uzaklaştırdı biraz. Bu sırada ilk kez mimlenmişim, haberim yok!
Kimbap sağ olsun, hadi Lee şu uzun pası al ve ileriye doğru koş diyerek topu bana attı. Konumuz: Ulaşım araçlarındaki başımıza gelen gariplikler! Lise hayatımda 4 yıl servisle, üniversite yüzünden de yıllardır otobüslerle kanka oldum. Bu envai çeşit ulaşım araçlarında yaşadığım olayları tek tek irdeleyerek size bir “Top 5” hazırladım. Buyurun bakalım. Şimdiden afiyet olsun.
     Ben genelde okuldan eve dönerken otobüste o uyuyakalan ve çoğunluğun sinir olduğu insanlardanım. Eminim ben oturup bir de üstüne uyurken yan tarafta ayakta duran kilolu teyzelerden kaç küfür yemişimdir. Yine böyle bir ineceği…

Herkes anne olamaz

    Doğurmak kolay, önemli olan iyi yetiştirip büyütmek. Herkes anne olamaz. Benim çocuğum olsa, ben gözüm gibi bakarım. Bir saniye gözümün önünden ayırmam. Hele de birazdan bahsedeceğim Eda gibi küçücük, 4 aylık olursa. 

    Bugün gazetede tüylerimi ürperten bir haber gördüm. Annelik bu kadar kolay mı, hiç mi akıl mantık yok sizde diye sordum, üzüldüm, kızdım. Habere bakalım:

Adana'da, 4 aylık Eda Naz Özer, plastik şişme havuzun üzerinde kurulu salıncakta uyurken dengesini kaybedip boğuldu PTT Evleri Mahallesi 3649 sokak 12 numaralı evde oturan 4 çocuk annesi 41 yaşındaki Ayten Özer, çocuklarının sulama kanalına girmelerini önlemek amacıyla plastik şişme havuz aldı.

Bu havuzu girişteki oturma odasına yerleştiren ve içine su dolduran Özer, bu sayede çocuklarını kanalda boğulmaktan kurtardı. Ancak, çocukların kanala gitmelerini engelleyen plastik havuz, ailenin en küçük çocuğu Eda Naz Özer’e mezar oldu.

Eda’nın uyuması için aynı odada, plastik havuzun üzerindeki demirlere ip…

Arkadaş kazığı yiyenler arasına katıldım

   Hadi size en yakın arkadaşlarımdan birinin bana attığı kazığı anlatayım. Aslında ben bekliyordum ipin bir yerde kopmasını.. Sadece yaz tatilinde beklemiyordum.

Üniversitede hazırlık okudum ben. Sınıfımda kendi bölümümden bir kişi bile yoktu. Bu yüzden hazırlık bitip 1. sınıfa başladığımda okula yeni girmiş gibi oldum. Kimseyi tanımıyordum, kimse de beni tanımıyordu. Böyle bir ortamda okulun ilk haftasında 7-8 kişi ile tanıştım ve N de bu kişilerin arasındaydı. Grup olmuştuk. Yeme-içme-eğlenme üçlüsünü hep beraber yapıyorduk, birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için mevzusu söz konusuydu filan. 
      Daha sonra kopmalar başladı grubumuzda. Daha küçük gruplar oluştu ikişerli, üçerli.. Bu sırada ben N ve S ile takılıyordum genelde. N ile daha yakındık, çünkü S başka bir bölümdeydi. İkisi de birbirinden iyi insanlardı. Biri Türkmenistan’da yaşamıştı, diğeri de liseyi Kazakistan’da okumuştu. Kafa dengi kişilerdi ve beraberken çok eğleniyorduk. Bu süre zarfında N’nin âşık olma …

Bütün “çıplaklığıyla” Chatroulette

Son zamanlarda Youtube, Facebook ve özellikle Twitter’ın popülerliği su götürmez bir gerçek. Ancak bu üç siteden daha farklı olan ve gün geçtikçe kullanıcı sayısında belirli bir artış gösteren başka bir site daha var: Chatroulette

     17 yaşındaki Andrey Ternovskiy isimli Rus’un kurduğu Chatroulette, daha çok cinsel arkadaşlık üzerine kurulu bir site. Sayfayı açtığınızda karşınızda iki adet küçük ekran görünüyor. Biri sizin kameranız, diğeri karşınızdakinin. Sol üst taraftaki next tuşuna bastığınız zaman, dünyanın herhangi bir yerinden birinin evine, ofisine, havuzuna(!?) bağlanabiliyoruz. Saniyeler içinde hiç tanımadığınız bir insanla “vahşi” bir ortamda bulabiliyorsunuz kendinizi.  


Meme görmek adına!
Siteye girmeden önce Ekşi Sözlük'te yazılanları okumanızı tavsiye ederim. Direkt girdiğiniz anda karşınıza çıkan şeylerden ben sorumlu değilim yoksa. Ben siteye ilk girdiğimde yanımda İki arkadaşım vardı. İlk bağlantımızda şanslıydık. Polonya’daki bir yurt odasına konuk…

Yoksa siz hala 11. sayıya bakmadınız mı?

Biliyorsunuz önceki yazılarımdan birinde Blog Dergisi'ne katıldığımı söylemiştim. İşte bu güzel derginin 11. sayısı çıktı. Ben de bu aileye katılalı iki ay oluyor. 

    Yeni sayıyı okumak için sizi şöyle alalım. Benim yazım ise "Bütün Çıplaklığıyla Chatroulette" Yazıyı buraya da alacağım zaten. Bütün dergiyi okumak isteyenler linke tıklayabilir.

     Her geçen ay daha da güzelleşen ve ileriye yüzünü çeviren bu hoş dergi tamamen bloggerlar sayesinde çıkıyor. Dediğim gibi yazmak, katılmak istiyorsan iletişim formundan hemen bir mesaj at. 

    Umarım dergimizin bu sayısını da keyifle okursunuz.


Arka fonda Gülben Ergen çalarken yazının sonuna gelirim. Bu kadar kısa olunca yazı nedense bir garip oluyorum. Ama uzun uzun yazamam ki bunun hakkında. Atlatacağım bu kısa yazıların gözüme batması durumunu. Her türlü mutlu hissetmeye çalışacağım..

Erkek egemenliği her yerde

Bizim ülkemizde geçmişten günümüze devam eden kadınlara yönelik birtakım saçmalıklar var. “Sen kadınsın, otur oturduğun yerde. Ne işin var dışarıda, millet sonra ne der?”, “Kadının sırtından sopayı, karnında sıpayı eksik etmeyeceksin”, “Kız dediğin okur mu hiç, zaten 15’ine bastı mı amca oğluyla evlenecek” türünde mantık dışı cümleleri bu ülkenin televizyonlarında görmeniz, gazetelerinde okumanız ve en vahimi hiç beklediğimiz insanlardan duymanız oldukça olası bir durum. Kadına 2. sınıf muamele yapmanın getirdiği bir takım hazlar da var tabi. Erkek kendini üstün olarak görecek, karşısındaki ezilen varlığa bakarak ego patlaması yaşayacak ve en önemlisi çevresine havasını erkekliğiyle atacak. 

     Erkek egemenliği ülkede her yerde farkındaysanız. Genelde şirketlerin yöneticileri erkektir, kadınlar şoför koltuğuna oturdukları andan itibaren trafikte kendinize dikkat etmeniz gerektiği söylenir, 20 yıldır İstanbul’da yaşadığı halde boğazı görmeyen yüzbinlerce kadın vardır filan. Mesela bu …

Liberya’nın içler acısı durumu

Sefalet diz boyu..
“Afrika’yı nasıl bilirsiniz?” diye bir soru sorsam, çoğunuz fakirliğim hüküm sürdüğü, kara kıta olarak cevap verir. Evet doğru fakirler, ihtiyaçları çok, yalnızlar.. 5-10 dakika düşünürüz, sonra hayatımıza devam ederiz. Ama ya görürsek oradaki durumu? Canlı olarak değil ama. Televizyon yardımı ile. Geçen gün Stv’deki Ayna programını seyrettiğimde durumun vahimliğine bir kez daha şahit odum.
     Rotasını Batı Afrika ülkelerinden olanLiberya’ya çevirmişti Ayna. Bu programı çok seviyorum. Buradaki insanların hiç gitmeyi düşünmediği yerlere de gidiyorlar. Sadece plaj plaj gezip, arada gece kulüplerine uğrayan ve güzel kızlara “Merhaba Televole, merhaba Türkiye” dedirten Acun Firarda’dan bin kat daha iyi, daha kaliteli, daha öğretici ve bilgilendirici..
     Dediğim gibi Liberya bir Batı Afrika ülkesi. Her Afrika ülkesinin başına gelen iğrenç “sömürgecilik” onun da başına geldi zamanında. Tam 4 tane. İlk 1500’lerde Portekizliler ayak basıyor bu “kara”ya. Daha sonra İngiliz…

Gong Yoo doğar, bize de yazmak düşer..

10 Temmuz'a girdiğimiz şu dakikalarda neden Gong yazısı yazdığımı bir çoğunuz tahmin etmiştir. Çünkü bugün onun doğum günü. 1979'da Güney Kore'de gözlerini açan Gong Yoo'nun şu an dünyanın birçok yerinde binlerce hayranı var. Tahmin ediyor muydu acaba küçükken bu kadar servilip ünlü olacağını?

Hadi kimdir bu Gong biraz tanıyalım:



Adı: Gong Yoo (Kong Yoo) Gerçek adı: 공지철 / Gong Ji Cheol (Kong Ji Chul)


Meslek: Aktör


Doğum Tarihi: 10.07.1979

Doğum Yeri: Güney Kore


Boy: 1.84 cm



Kilo: 74 kg


Kan Grubu: A


Medeni durumu: Bekar


Eğitim durumu: Kyung Hee University


İyi olduğu alanlar: İngilizce konuşmak, basketbol ve şarkı söylemek


Hobileri: Film izlemek, Basketbol oynamak, egzersiz yapmak..


Favori müzikler türü: R&B and Hip-Hop 
Dizileri The 1st Shop of Coffee Prince (MBC, 2007) ~ Herkes gibi ben de bu diziden sonra hayran oldum. Dizi de tek kelimeyle mükemmeldi. One Fine Day (MBC, 2006) ~ Acıklıydı, konusu değişikti ama güzeldi. Hayranlarının önemli bir çoğunluğu en çok bu dizideki …

Mavi Jeans sayesinde Kıvanç kimin olacak?

    Mavi Jeans genç kızların yüreğini hoplatacak bir yarışmaya el atmış. Fotoğrafta gördüğünüz Kıvanç Tatlıtuğ ile çekim şansı. Eminim bunu birçok kişi ister. O zaman sizi şöyle alalım.

      Ama diyorsanız ben katılmayacağım, o zaman sizden küçük bir ricam var. Deniz'e destek olmanızı istiyorum. Bu linketıklayarak fotoğrafı beğenmeniz yetiyor. Sadece ekstradan fotoğrafın olduğu Mavi Jeans sayfasını beğeniyorsunuz Facebook'ta. Bu kadar. Bunu Kıvanç, olmadı Deniz, olmadı bütün kızlar, yine olmadı benim için yaparsanız çok makbule geçer. Size güveniyorum, paylaşmak, destek olmak güzeldir diyorum ve bitiriyorum.


PmS:Olurda Deniz kazanırsa bunda sizin de payınız olacak. Çok güzel bir şey bu.  Hem işin ucunda Kıvanç var, sizin de onu sevdiğinizi biliyorum :)

Bellboy beni elledi, ben ağladım..

Sarışınım evet ama aptal değilm, aptal değilim..
Bu kadını maalesef bir çoğunuz tanıyor eminim. Tanımayanlar için ufak bir tanıtım yapalım tabi. Kendisi 5 dil hakkında ultra bir şey bilmeyen, aslen sarışın olmamasına rağmen sarışınlığın bütün dalga geçilen özelliklerini ciddi ciddi bünyesinde toplamış, Takvim gazetesinde bir şeyler karalayan, Ayşe Ö'den sonra en itici bulduğum kağıt güzeli Ece Vahapoğlu..

     Başlıkla bu kadının arasındaki bağ ne diye soranlara geliyor şimdi de: Tanzanya! Ne alaka diyenler, buradan gündemi takip etmediğini anlıyoruz. Şimdi efenim bu kadın, geçen gün zap yaparken Esra Erol'da gördüğüm (ne işi varsa artık orada) Oylum Talu ve Sabah yazarlarında Sevilay Yükselir (bu yazıda ismi geçen kişiler arasında tek sevdiğim kişi) beleş gezi bulup kapağı Tanzanya'ya atıyorlar. Otelde "yine" beleşe kalırken bellboylardan birinin sözlü tacizine mağruz kalmışlar. Ya da sadece Ece kalmış (çok alımlı ya), çünkü diğerleri taciz yoktu, 17 yaşında erge…