Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eğitim sistemi allak bullak olan ülke..

Eğitim alanında bildiğiniz gibi bizden daha istikrarsız bir ülke yok dünyada. Artık başımızdakilerin akıllılığından mı(!), yoksa ülkem insanının koyun olmasında mıdır nedir, bu ülkede eğitim bir türlü düzgün işleyemiyor. 

    Sınav stresini her öğrenci bilir. 8. sınıftayken bizim zaman LGS (Liselere Giriş Sınavı) vardı. Ben çocuk aklımla sınava adam gibi çalışmamıştım bile. İdealist bir anneye sahip olmasaydım eğer Vefa Anadolu Lisesi'ni kazanamazdım. O zaman stretmiş, saatlerce ders çalışmaymış filan bilmiyordum ben. Lise 2'de dersanelerin seviye belirleme sınavlarından birinde derece yapıp bedava gittim 1 sene. Aynı olay lise 3'te de oldu. Kısaca ben eğitim hayatım boyunca dersaneye hiç para vermedim. Bu konuda şanslıydım ama çevremdekiler öyle miydi? Tabiki de hayır.


     Her aile çocuğunun başarılı olmasını, iyi bir yeri kazanıp okumasını ister. Zaten bunu düşünmeyen ailenin akıl sağlığından şüphe ederim ben. Ama bu konuda devreye yine o çok bilindil meret giriyor: Para.…

Oh! My Lady: Ahjummaların gücü adına..

Şu yukarıdaki poster varya.. İşte bu diziye başlamam nedenimdir. Kafayı bu posterle bozmuş bir insan var karşınızda. Çok seviyorum, bayılıyorum, obsesif oldum, aynı pozu ben de vereceğim. 1.72 ve üzerinde boyu olan, güzel hatunların mesajlarını bekliyorum. Var mı benle bu pozu vermek isteyen? :)

     Böyle bir girişten sonra dizimizden bahsedebilirim. Ama önce oyuncuları tanıyalım.

Oyuncularımız bunlar.. Hadi kısa kısa onlardan bahsedeyim size, çünkü içimi birilerine dökmem lazım.
Esas ahjumma*mız Yun Gae-Hwa: Kendisi 35 yaşında, bir baltaya sap olamamış, üzerinden kötü bir evlilik geçmiş biri. İşte parasız, küçük bir kızı var çok bilmiş, hayatını zengin kişilerin evlerine gündelikçi olarak giderek kazanıyor. Tatlı biri diyebilirim. Tabi her Kore dizisinde olduğu gibi burnunu olur olmaz her şeye sokmaktan da geri kalmıyor.
Esas oğlanımız Sung Min-Wu: Super Junior üyesiymiş bu. Ben bunu bilseydim yeminle başlamazdım bu diziye. Neyse bu Min-Wu genç yaşında bayağı bir ünlü, eskiden ç…

Dora The Explorer keşifteyken geberip gitse..

Dora the Explorer diye bir şey var biliyor musunuz? Amacı 2-4 yaşındaki çocuklara bir şey öğretmek olan, ama bence asıl amacının bu çocukların beynini yıkamak olduğunu düşündüğüm acayip kıl bir karakter bu Dora. Böyle kısa abuk saçları var, tam nefret edilesi bir şey.

    Cnbc-e de bir şeyler izlerken keşfetmiştim ilk. "Haydi çocuklar şimdi bahçeyi arıyoruz", "Ee, bahçe nerede peki? Çok enteresan", "Bize yardım edin hadi" gibisinden en salak cümlelerle ekran başında sinir krizimi tetikliyor. Swiper the fox denilen hırsız bir tilki, kankası boots the monkey de diğer karakterler. En az Dora kadar sinir bozucular..

Amerika'da fenomen olmuş olan bu aptal çizgi diziyi Cnbc-e de görüp bağlanan çocukların ebeveynleri.. Toplanın! O çocuklar büyüdüklerinde birer psikopat olacak. Dora'nın sözde sevimliliğine inanmayın. Nasıl nefret dolu, hasetinden çatlayan pislik bir kız o. Ağzını her açtığından yüzüne yüzüne yumruk çakasım var. 

    Bir de bu Dora her bölüm…

Kimi ni Todoke: İçinde beslediğin o masum aşık adına..

"O zaman hissettiğim o hisler, git gide büyüyen bu hisler, bir gün... sana ulaşır mı acaba?"

    Bu seri varya bu seri, beni kendine öyle bir bağladı ki..
O kadar çok seviyorum ki.
Tarifi imkansız derler ya, ben size anlatmaya çalışacağım yine de..
Tanıtım:

Kuronuma Sawako adlı liseli bir kız solgun ten rengi, uzun siyah saçları ve herkesin kendisini “garip” biri olarak görmesi ya da bir hayalet zannetmesi sonucu çevresindekiler tarafından Sadako (The Ring’den) olarak adlandırılmıştır. Aslında tek dileği arkadaş edinmek olan Sawako’nun işi, herkes kendisinden korkuyla kaçarken haliyle oldukça zordur. Ancak günün birinde popüler Kazehaya’nın, Sawako’yla konuşmasıyla bir anda genç kızınhayatındaki her şey değişecektir.. (Anime.gen.tr)

 Başlayalım bakalım..
Öncelikle serimizin açılış parçası çok güzel. Tanizawa Tomofumi harika söylemiş.. Kimi ni Todoke 

Şunu belirteyim hemen. Bu bir tanıtım yazısı değil. Bu harika anime ile ilgili düşündüğüm ne varsa aktaracağım. Olay bundan ibaret :)

Sa…

Japon farkı..

Japonlar her zaman diğer milletlerden farklı olmuşlardır. Burada da bunu kanıtlıyorlar. Dünya kupasında ülkelerinin maçını izleyen Japon futbolseverler. Tribünlerde gördüklerinizden çok farklı değil mi? Japonlar böyle işte. Biz de onları bu yüzden seviyoruz. 
Vuvuzelayı boşverin ama. 
Nohkan ya da Ryūteki filan olmalıydı orada.
Ama olsun! Nippon ga daisuki!

Her şey kitap okumanın önemine vurgu yapmak içindi

Aradan dört gün geçmesine rağmen anca bu konu hakkında bir şeyler yazabiliyorum. Pazartesi bütün gün dinlendiğim için, Salı da aniden böyle bir havada grip olduğum için yazı bugüne sarktı. Şansım bu aralar kötü gidiyor gibi. 

    Daha önce şuyazımda etkinlikten biraz bahsetmiştim.Yaşandı, geçti ve bana da anlatması kaldı. Başlıyoruz:

Öncelikle rekoru kıramadık. 923 kişi eksik olduğumuz için. Ama bazı olaylar filan oldu, onlardan da bahsetmek istiyorum. Ve, niye gelmediniz lan? Sizin yüzünüzden kıramadık işte. O kadar çağrı yaptım halbuki. Hep sizin yüzünüzden oldu :)

     Cumartesi günüTerazidere'de toplantıya katıldık. İşte neler olacağı, hangi tribünde olacağımız filan konuşuldu. Terazidere öyle bir spor kompleksini hak etmiyor. Bunu demem lazımdı. Çok pis kıskandım, içimde kaldı. Bayrampaşa Belediyesi çok iyi bir iş çıkarmış ve sanayi bölgesinin yanına kondurmuş spor evini. İçerisi filan süper! Yoga, aerobik, sauna, fitness, spor salonu ve aklınıza daha ne gelirse var. Fiyatları …

Ayrımcılığın bu kadarı..

Yukarıda fotoğrafını koyduğum haberi çoğu kişi biliyordur. Yakın zamanda İzmir'de seri katil paniği yaşanmıştı. Bu cani üç kişiyi öldürdükten sonra Bodrum'da yakalanmıştı. Buraya kadar her şey tamam. Asıl olaylar aslında bundan sonra başlıyor. Neler mi? Hep beraber bakalım:

     Çeşitli kanalların televizyon muhabirleri Ayşe ve Esra'nın aileleri ile canlı yayın yaptılar. Hazal takma adını kullanan Mustafa'nın ailesiyle hiç canlı yayın yapılmadı. 

     Mustafa'nın cenazesinden bahsedilmedi; vahşice öldürülen kızların herbir detayı gazetelerde, televizyonlarda haber oldu. 

     Ve işte bu da son örnek. İkiyüzlülüğün daniskası resmen. Ayşe ve Esra'nın isimleri sokaklara verilecek, Mustafa ise kim vurduya gitmiş sanki. Aynı kişi vahşice Hazal'ı da öldürdü. Onun tek suçu "transeksüel" olması mı? O da bu ülkenin vatandaşı değil miydi? En basitinde o da bir "insan" değil miydi? 

     Madem böyle güzel bir uygulama da bulunuyorsunuz, Mustafa…

Kıpır kıpır bir şarkı: Dance Pe Chance

Rab Ne Bana Di Jodi | Dance Pe Chance Bollywood'u her zaman sevmişimdir. Arkadaşlarımdan bazıları her ne kadar "Sesleri çok ince", "kedi miyavlaması gibi söylüyorlar" gibi şeyler deselerde Hindistan her daim egzotik, Hint müziği de her daim ilgi çekici ve gizemli olmuştur gözümde. Rab Ne Bana Di Jodi isimli güzel mi güzel, aynı zamanda da pek bir klişe (ama filmi kötü yönden etkilemiyor bu durum) olan filmin müziklerinden biri Dance Pe Chance.  Filmin konusundan bahsetmiyorum. Paylaşmak ve bahsetmek istediğim kısım bu şarkı. Son zamanlarda dinlediğim Hintçe şarkılarda bir numaraya oturdu Dance Pe Chance. Videoyu da izleye izleye onlar gibi oynama isteğim tavan yaptı :) Video Türkçe altyazılı. Şarkının sözlerinde iş yok ama zaten amaçta burada eğlenmek. Eğlendiriyor mu? Evet.  Filmimizdeki esas kızımız 88 doğumlu Anushka Sharma. Pek genç ama iyi dans ediyor. Hintlilerin genlerinde var sanırım bu dans olayı. Bunu düşünüyorum bu aralar. :) Esas oğlan i…

Daha bir aylık abisi..

Öyle dramatik girişleri filan beceremem ben. Duygusal bir insanda değilim. Daha dün doğmuştu, ne çabuk büyümeye başlamış kerata da demeyeceğim. Ama madem insanların çoğu bunu yapıyor, ben de "her boka muhalefet olan Lee" kalıbını yıkmak için blogumun 1. ayında bu yazıyı yazmaya karar verdim.
3 Mayıs'ta Metropol Günlüğü'nü açtım. Blogger'a her ne kadar geç kalmış olsamda, ipin ucunu bir yerden yakaladığım için mutluyum. 
     Tamamen bana özel, istediğim gibi cirit atabileceğim, at koşturabileceğim bir yer burası.. Özgürlük kavramının yeniden şekillendiği bir blog. Tabu kelimesinin sözlüğünde olmadığı yegane yerlerden.
     Nice aylara, hatta nice yıllara demek istiyorsanız bana ve hem Koreli, Hem Japon, hem de Türk olan yavruma, dualarınızı eksik etmeyin. Kutsal blog yapalım burayı! :)
     Ben uzun süre burada olacağım. Çivimi çaktım bir yere ayrılmam. Madalyonun diğer yüzü ise sizsiniz. Eğer siz varsanız, ben de varım. Burası sizle büyüyor, sizle güzelleşiyo…