Ana içeriğe atla

Beykoz hayvan barınağına gidemedim; nutuk dinledim





     2 gün önce iki arkadaşımla Fatih/Yedikule sahil yolunda sur içinde bulunan Yedikule Hayvan barınağı’na gitmiştik. İstanbul hatta Türkiye için örnek bir hayvan bakım merkezi olan Yedikule Hayvan barınağında yaşayan dostlarımızın durumu oldukça iyiydi. Birçok hayvan barınağına nazaran oldukça iyi şartlarda olan barınaktan gözümüz arkadan kalmadan ayrılmıştık. 

     Madem Yedikule iyi bir durumda, bir de kötü durumda olan bir barınağı ziyaret edelim dedik ve Beykoz barınağına doğru yola çıkmak için anlaştık. Dün Beykoz barınağı gönüllülerinden Esra Liceli ile irtibata geçtik. Esra Hanım’la telefonda bugün buluşmak için anlaştık. Esra Hanım bir arkadaşının daha gelmek istediğini söyledi. Tabi ki de dedik ve telefonları kapattık.

     Barınağın neleri ihtiyacı olduğunu öğrenmiştik bu yüzden elimizden geldiğinde kuru mama,  eski battaniyeler-kazaklar, eski gazeteler, süt ve çeşitli yiyecekler gibi ihtiyaçları temin ederek arabaya koyduk. Bu sırada Esra Hanım barınakta fotoğraf çekmek için eski Veteriner Müdürlüğü -şimdiki Temizlik Müdürlüğü- Müdürü Nihat Bey’e haber verdiğini söyledi. Bu tür işlerde hayvan gönüllüleri barınakların bağlı olduğu yerlerdeki yetkililerle iş birliği içerisinde oluyor. Bu yüzden de oranın müdürüne haber verip, olayı anlatması gerektiğini söyledi.

     Esra Hanım kendisiyle beraber barınağa gelemeyeceğini, bunun maalesef ki uygun olamadığını -neden olamıyor orasını öğrenmek istediğim halde öğrenemedim- ama barınak dışında herhangi bir yerde oturup konuşabileceğimiz söyledi. Ben şaşırmış ve bir yandan hayal kırıklığına uğramış bir şekilde “Peki” diyebildim. Beni Temizlik İşleri Müdürlüğü’ndeki Turgut Bey’e yönlendireceğini anlattığımda hayalkırılığım birazcıkta olsa geçmişti. Turgut beyin telefonunu alıp aradım. Kendisine durumu anlattım. Barınaktaki hayvanların ihtiyaçlarını birazcıkta olsa giderecek malzemeleri götürmek istediğimi ve barınakla lgili bir haber yapıp fotoğraf çekmek istediğimi söyledim.

     Turgut Bey bu isteğime olumlu yanıt vererek “Hay hay” deyip bizi beklediğini söyledi. Bizde aldığımız bu olumlu cevap karşısında ulaşım bölümünü arayarak Beykoz’a gitmek için araç istedik. Araca bindiğimiz gibi Beykoz yoluna koyulmuştuk. Belki Esra ve Ceren Hanım bizle değildi ama elimizdeki malzemelerin barınağa ulaşacağını bilmek bize yetiyordu.

     Kavacık’a geldiğimiz sırada Turgut Bey’i aradık. Bize Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün yerini tarif etti. Gayet bozuk birkaç yoldan geçtik, kocaman bir viyadüğün altında, şantiye alanı gibi bir yerde tek karlı hizmet binasına ulaştık. Çoğu kişinin “Aa, burası İstanbul’mu?” diye şaşırabileceği bir yerde bu bina, buna emin olabilirsiniz.

     Arabayı park ettik, Turgut Bey de bizi kapıda karşıladı. İçeri geçtiğimizde Turgut ( Bey yok daha ) ilk bombayı patlattı: “Ben de bir toplantıya katılacaktım şimdi. Hay Allah!” Biz şaşkın bir biçimde sabah bizi gününün boş olduğunu söyleyerek çağıran adama bakıyorduk. Şaşkınlığımıza bir anlam verememiş olmalı ki “Ben ne yapıp yapamayacağımı en iyisi bir müdürüme sorayım. Sizde buyurun lütfen” diyerek bizi müdürlüğün içine davet etti. 

Müdürün küçük, gösterişsiz odasına girdiğimizde şaşkınlığımın yerini yavaş yavaş alıyordu. Kendi kendime hangi koşulda olursa olsun, bir gazeteci sakinliğini kaybetmemeli diyerek normal davranmaya çalışıyordum. Müdür bey bizi oturttu, çay söyledi ve başladık içi boş konuşmaya. Konuşma belki 10–15 dakika sürdü ama sonuç koca bir 0’dı.

     Biz Turgut’a izin verilip bizle beraber bilmediğimiz “orman” yolundaki barınağa gelmesini beklerken ikinci bomba da müdürden geldi: “Aslında bu çok ani oldu. Keşke 2 gün öncesinden haber verseydiniz. Biz bunu başkanımıza ( Belediye Başkanı ) iletmek zorundayız. Onun yetkisi olmadan böyle bir şey için veremem. Hatta siz gelmeden önce başkanı aradım ama ulaşamıyorum (Cep telefonu denilen bir şey? Bir başkanın cebini kapatacağına ihtimal vermiyorum.)

     Bunları dedi resmen! Telefonda hiçbir sorun yokken, yüz yüze iletişime geçtiğimiz sıradan birbirinden bomba 2 pürüz nasıl oluyordu ortaya çıkabiliyor. Aradan ne hafta, ne gün geçti. Sadece 2 saat!

     Sanki hayvanlara siyanür götürüyoruz? Yardım etmek için bunca çabaya hiçbir insan girmez açıkçası. Barınakların yardım talep etmelerinden belediyelerin onlara ne şekilde yardım eli de uzattığı belli. Bunların altında yatan gerçek nedenin o barınakla ve hayvanlarla ilgili haberden meydana geldiği aşikâr zaten. Kim bilir fotoğraflanacak ne kareler vardı o barınakta? (Zaten daha öncelerden de birçok kez Beykoz barınağıyla ilgili olumsuz haberler gerek görsel medyada, gerek yazılı basında ortaya çıkmıştı.)

     Gazeteci olarak değil de gönüllü olarak gitmek istediğimi söylediğinde ise bize orman yolunun kapalı olduğunu, gidemeyeceğinizi söylediler. İşçilerin nasıl ulaştığını sorduğumda ise yakınlarda oturduğunu söyleyip geçiştirdiler. (Oranın her tarafı ormanlık alan benim bildiğim. Eğer o barınağın yakınlarından bir köy, yerleşim birimi filan varsa ben bilmiyorum. Bilen birileri burada yazarsa ya da mail atarsa hem çok sevinirim, hem de öğrenmiş olurum)

     Haberi yapamayacağımı anlamıştım. Arkadaşlarımı da yanımda boşuna getirmiştim. Haberi geçtim yanımızda getirdiğimiz malzemeleri bile oraya ulaştıramıyorduk. Barınak yoluna girmeyi deneyelim teklifimize hiç sıcak bakmadıkları yolu tarif etmediklerinden anlaşılıyordu.

     Bari elimiz boş dönmüş olmayalım diye barınak hakkında tuttukları ya da hazırda var olan yazılı bir kaç kaynak istedik. Cevap aynen şuydu: “Barınakla ilgili elimizde hiç bir yazılı veri yok!” Anlamıyorum yahu sana bağlı değil mi bu barınak? Nasıl olurda yazılı kaynak/lar elinde olmaz. Adamların barınakla ilgili her şeyi sözlerinde yanı. Düşünün 3 bin hayvan var derse barınakta, orada 3 bin hayvan vardır; 5 bin derse 5 bin tane vardır. Gel de akıl-sır erdir bu duruma?

     Turgut ve müdür toplantılarına gittikleri sırada gözümüze karşı taraftaki koordinatör yazılı oda ilişti. İçeride olan kişiye sorayım bir de dedim. İhtiyaç malzemelerini almayan Turgut ve müdürün aksine, o odadaki ( Adını bilmiyorum, zaten gergin bir haldeydim sormadım bile ) adam malzemeleri almayı ve yollar açıldığında ilk iş olarak malzemeleri barınağa götürmeyi kabul etti.

     Kısa günün karı bizim için bu olmuştu. Malzemeleri bıraktıktan sonra ben keşke Beykoz barınağındaki hayvanlarda Yedikule’de yaşasa diyerek gazeteye geri döndüm.
Bu arada o çayı da içmedim. :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …